Ne Kadarı Carlos’un Beşiktaşı?

Yazar:

Hayatım Futbol, Sayı:21 / 21 Şubat

salihd@hayatimfutbol.com / twitter.com/noatsamisa

 


 

Carlos Carvalhal ile belli bir dengeyi yakalayan , Avrupa’da Braga, ligde Gençlerbirliği maçını kazansa da eksiklikler siyah-beyazlıları zora sokuyor. Eksik Kartal, zorlu Braga ve Galatasaray maçlarında Carlos’un planına uyabilecek mi?

 

 

Geçen hafta Braga’da steril bir galibiyet alan Beşiktaş, hafta sonu ligde de kazanmayı başardı. Ligin iyi ve organize takımlarından Gençlerbirliği’ne karşı skorda geri düşmesine karşın maçı çeviren siyah-beyazlılar, ikinci yarıdaki etkin oyunla skoru elde etti. Kulübün karışık gündemi ve iç işlerindeki sorunlar sebebiyle sıkıntılı bir atmosferde oynanan maçta goller Portekizliler’den gelirken, tribünlerde ‘Veli Kavlak’ adı yankılanıyordu.

 

‘Avusturya çakısı’ lakabını hak eden Veli, ekürisi Tanju’nun omzundan sakatlanmasıyla birlikte ikinci devre başında orta sahadaki görevini terk ederek sol beke geçti. İdareten yer aldığı mevkide neredeyse hatasız oynadı ve Gençlerbirliği’nin başarılı hocası Fuat Çapa’yı sağ kenar hücumcusu Hurşut’u yanına almaya zorladı.

 

Ön alandaysa Beşiktaş’ı taşıyan Fernandes’in artık kanıksanan etkinliği oldu. Tempolu oyunda kendine alan yaratarak oynadığı takdirde durdurulamaz bir oyuncuya dönüşen Portekizli pasör, galibiyet golünü atmasının yanı sıra Beşiktaş’ı maça ortak eden beraberlik sayısını da hazırlayan adamdı. Öte yandan, bu maçta gördüğü sarı kartla Galatasaray derbisinde cezalı duruma düşmesi ve takımın yediği gollerdeki fahiş savunma ve kaleci hataları ise Beşiktaş’ın yakın dönem özeti sayılabilir.

 

Madalyonun iki yüzü
Son dört lig maçında pas geçilen 11 puanın Beşiktaş’a karşılığı, bu hafta itibariyle şampiyonluk play-off’u potasının dışında kalmak olabilirdi. Öncesinde ise sezonun ilk yarısında alınan 4-2’lik Gençlerbirliği yenilgisini milat olduğu bir başka süreç vardı. Ekim sonu – Kasım başı periyodunda 17 günde 6 maç yapan Beşiktaş’ın motoru Ankara’da yanmış, takım fizik olarak iflas etmişti. İmdada milli maç arası yetişti ve Beşiktaş toparlandı. Daha doğrusu şaha kalktı. Öyle ki, tüm turnuvalarda peşi sıra oynanan hiçbiri kaybedilmedi, 11 galibiyet alındı.

 

Geçen ay sonunda Dolmabahçe’de oynanan Beşiktaş – Gaziantepspor karşılaşması ise bu başarılı sürecin sona erdiğini haber veriyordu. Egemen Korkmaz’ın uzatmalarda attığı gol Beşiktaş’a üç puanı getirirken, takımın yenilmezlik serisini 15 maça çıkardı. Beşiktaş’ın yüksek performans periyodu ise halihazırda son bulmuştu ama bunu tabelaya yansıması, böylelikle bir maç daha ertelenmişti. Antalya deplasmanı ve Gaziantepspor karşısında sahaya konulan futbol, açıkça düşüşe işaret etmekteydi ve nitekim kırmızı kartlar, cezalılar ve önemli sakatlıklar da aynı döneme rastlar.

 

Değiştirilemez dörtlü 

Beşiktaş, Aralık sonu – Ocak başı dönemindeki 3 lig maçında gol yememişti. Bu müsabakalar sırasıyla Karabük, Eskişehir ve Ankaragücü’ne karşı yapıldı. Her ne kadar 9 puan elde edilememiş olsa da bu üç maçın ortak yanı, Beşiktaş’ın ideal savunma hattının sahada yer alması. Fakat Hilbert, Sivok, Egemen ve İsmail dörtlüsü, 8 Ocak’taki Ankaragücü deplasmanından bu yana bir arada sahada yer almadı ve Beşiktaş, bu süreçteki her maçta kalesinde en az 1 gol gördü. Devamında ise Manuel Fernandes’in yalnızca bir devresinde sahada yer alabildiği Kayseri, Mersin ve Fenerbahçe serisinde ise Beşiktaş, gol atamadı.

 

Bu veriyle çift tarafı da ilginç bir tablo önümüze geliyor. Beşiktaş’ın sezonun geri kalanında üst üste iki maçtan fazla gol atamadığı dönem olmadı, aynı şekilde söz konusu periyot hariç, tüm şampiyonalar dahilinde üst üste en fazla iki maçta kalesini gole kapayabilmişti. Biri iyi dönemin göstergesi iken, diğeri takımın dönemsel çöküşünün ispatıydı. Güçlü kadrosuyla övünen Beşiktaş, aslında bir ya da iki oyuncunun yokluğuyla kolayca dibe vururken, zamanla oluşturduğu ideal yapıyı muhafaza edebildiği takdirde temiz galibiyetler alabiliyordu; mesela Braga deplasmanındaki gibi.

 

Braga’da ne oldu? 

Beşiktaş, Braga’nın garip bir mimari yapı sahibi stadına açıkça oyunu kontrol etmek için çıkmıştı. Sahada santrafor orijinli bir oyuncu yoktu, en uçta tamamen serbest ve tüm sorumluluklardan muaf şekilde Quaresma oynuyordu. Kenarlar savunma görevlerini iyi yapan oyuncularla kapatılmış, orta saha ise üç as elemana emanet edilmişti. İdeal savunma tandeminin yardımcılar bekler de durdurucu nitelikleri iyi iki elemandan oluşuyordu. Geriye rakip ve maç planı kaldı ve her ikisi de iyi çalıştı.

 

Maçın 11’e 11 gittiği ilk yarım saatte de Beşiktaş topa daha çok sahip olan, oyunu kontrol eden taraftı. Ufak hareketlenmelerle orta sahada pas yapıyor, dizilişini katı şekilde koruyor ve sabırla rakibin hatasını bekliyordu. Daimi ön alan presiyle cesur bir futbol oynayan Braga ise, hatayı belki arka alanında yapmadı ama nihayetinde Beşiktaş, sayıca üstünlükten doğan büyük fırsatı affetmedi. Önce Sivok’un altın kafası, sonra Fernandes’in aklıyla ligdeki hayal kırıklıklarının aksine kılçıksız bir Avrupa deplasman galibiyeti geldi.

 

Reaksiyon takımı

Braga deplasmanı bir kez daha gösterdi ki, Beşiktaş’ın sahip olduğu oyuncu grubu, reaksiyon futboluna daha uygun. Buna göre öncelikle gereken, arkada sağlam durmak. Zira orta alan oyuncuları ve savunmacılar mücadeleci ve yüksek disiplinli olarak kategorize edilebilecek niteliklere sahipler. Ernst ve Egemen gibi kazanma karakterine sahip olanlar ise ayrıca güç olarak görülebilir. Takımın dirayetinin esasını da bu oyuncular oluşturuyor, bir buçuk yılı aşkın süredir esen Portekiz rüzgarlarının aksine.

 

Son iki maçta tamamı gol atan Portekizliler, hem takımın zirve yaptığı 15 maçlık yenilmezlik periyodunda, hem de çakıldığı üç maçlık yenilgi serisinde kontrast oluşturacak bir performans sergilemediler. Ciddi şekilde fark gösteren tek üstün teknik nitelik sahibi oyuncu ise Fernandes oldu. Bir süredir Almanya-Brezilya gen seçkisini barındıran bir Afrikalı gibi oynuyor, sırf kornerleri Beşiktaş’a birçok puan kazandırdı. Beşiktaş’ın 16 kafa golüyle bu dalda lig lideri olmasında Fernandes’in payı çok fazla. En büyük yardımcısı ise kritik gollerin ve savunmanın has adamı Tomas Sivok.

 

Fernandes ve Sivok sahadayken, duran toplar Beşiktaş için önemli bir silah. Fakat Beşiktaş’ın oyunun akışı içerisinde gol bulması, pek çok parametrenin o an gerçekleşmesine bağlı. Tamamen bireysel yaratıcılığa bağlı olan hücum setleri, kenarlar üzerinden gerçekleştiğinde sıklıkla içerideki tek adam olan Almeida’ya ideal bir orta yapılmasına ihtiyaç duyuyor; yahut Quaresma’nın gününde olmasına. Hal böyleyken, yani bu sınırlı şartlar gerçekleşmediği takdirde geriye yalnızca ekstra işler kalıyor.

 

Aksi halde yenilen gol çıkarılamıyor, tıpkı üç maçlık yenilgi serisinde olduğu gibi. Üstelik sürekli değişen savunma dörtlüsü ve Cenk, her maç muhakkak birden fazla büyük hata yapıyorlar. Ön alan oyuncuların performansına güven olmuyor, onların kötü futbolunun tolerasyonu, ancak orta saha ve savunma hattı ideal yapıda ve fit durumda ise mümkün oluyor.

 

Carlos’un takımı 

Carlos Carvalhal’in Beşiktaş’a koyduğu bir imza varsa eğer bu, maç öncesinde yapılan planı sahaya koyan takım görüntüsü olabilir. Maç – maç, rakibe göre kendi fikrini revize edebilen biri olan Carlos Hoca, maç içindeki değişimlere sert reaksiyon vermiyor ve bu tavrı, oyuna müdahale sıkıntısı olarak yorumlanıp eleştiriliyor. Özellikle son Sivasspor maçı bu konuda örnek olabilir, lakin geçmişe bakarak bir kaza olarak görmek de mümkün. Unutulmamalı ki, Beşiktaş’ın uyumsuz ve eğreti kadro yapılanması, Carvalhal’in sonbahar dönemindeki çabasıyla belli bir seviyeye ulaştı. Bu da ‘kazanma eşiği’ olarak adlandırılabilir.

 

‘Kazanan takım’ın iskeleti belli. Esas adamlar (mesela Ernst), ciddi sorumluluk sahipleri (mesela Fernandes) ve rol oyuncuları (mesela Necip) da sezonun geri kalan uzun döneminde kendilerini belli ettiler. Bu periyotta yeniden zamana ihtiyaç var görünüyor, ama buna fırsat yok. Yakın zamanda sakatlıklar ve cezaların çaptan düşürdüğü takımda yeni hedef, tekrardan eski harmoniyi oluşturmak. Bunun için de Carlos Carvalhal, yeniden kendi Beşiktaş’ını kurmak zorunda.

 

Braga ve Galatasaray maçları ile devam edecek takvimde eksiklerin ikamesini yapmak kolay olmayacak. 0-2’nin rövanşında deplasmandaki oyuna benzer bir katı ve kontrollü bir takım, umuyoruz ki Beşiktaş’ı son 16’ya taşıyacaktır. Galatasaray karşısındaki performans ise play-off öncesi en ciddi sınav, üstüne üstlük Fernandes olmadan…