YAZAR: Alper Öcal
Hayatım Futbol, Sayı:18
alpero@hayatimfutbol.com & twitter.com/alperocal
Real Madrid Camp Nou’da oynadıkları Kral Kupası çeyrek final maçında Barcelona karşısında dominant ve üstün olan takımdı ama o epik geri dönüşe rağmen yine kazanamadılar. Peki Real Madrid neden kazanamıyor ya da Barcelona nasıl kaybediyor?
Real Madrid son 13 El Clasico’da geçen sezon uzatmada kazanılan Kral Kupası finali dışında hiç kazanamadı ve geçen hafta bir muhabir Jose Mourinho’ya basın toplantısında şu soruyu sordu: “Barcelona’yı yenecek formülü buldunuz mu ?” Mourinho ne o sarkastik ve zeki cevaplarından birini verdi ne de bildik ukalalığını sergiledi. Verdiği cevap kuru, çaresiz ama dürüst bir “hayır” oldu.
Pep Guardiola ve Barcelona evliliği dördüncü yılına girdi ve bu süreçte Katalan ekibi sadece 18 maç kaybetti. 13’ü deplasman maçı. Sevilla ve Atletico Madrid dışında Barcelona’yı iki kez yenebilen bir takım da çıkmadı. Barcelona’nın kaybettiği takımlar şöyle.
Numancia(d), Espanyol, Atletico Madrid(2-d), Mallorca(d), Osasuna, Wisla Krakow(d), Shakhtar Donetsk, Rubin Kazan, Inter(d), Sevilla (2-d), Hercules, Real Sociedad(d), Arsenal(d), Real Betis(d), Espanyol(d), Getafe(d).
Mallorca ve Osasuna maçları geçen sezon şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan maçlardı. Sevilla, Real Betis, Wisla Krakow ve Arsenal kupalardaki rövanş maçları. Shakhtar Donetsk maçı hafta sonunda oynanacak Real Madrid derbisinden ötürü Barcelona’nın neredeyse B takımıyla çıktığı bir karşılaşmaydı.
Barcelona açıkça görülüyor ki genelde kendisiyle aynı düzeyde olmayan ve motive olmanın pek de kolay olmadığı orta ve düşük profildeki takımlara boyun eğiyor. Üstelik bu 18 maçınn hiçbirinde aynı tedrisattan geçmiş, aynı futbol aklına, hafızasına ve alışkanlıklarına sahip olan ve takımın omurgasını oluşturan Valdes, Pique, Puyol, Xavi, Iniesta ve Messi sahada olmadığını eklemek gerek.
Bu beşli sahada olduğunda Barcelona’yı yenmek zamanı bükmek kadar ulaşılması zor bir hedef. Atletico Madrid, Sevilla, Rubin Kazan ve Inter maçları ise istisnalar.
Atletico Madrid ve Sevilla geçen sezon Barcelona’yı yendikleri maçların ardından teknik direktörler Manolo Jimenez ve Quique Sanchez Flores galibiyet reçetesinin önde baskı olduğunu açıklamışlardı.
İki takımda Barcelona karşısında kompakt, dar alan oyununu savunmayı öne çıkararak oynamış ve önde basarak, topla kat ederek hücuma derinlik katan Pique, Dani Alves, Abidal gibi oyuncularını engellemişti. Kapılan toplarda da topu dikine kullanarak efektif kontralar hazırlayarak ya da oyunu çabucak kenarlara taşıyıp Barcelona beklerinin verdiği boşlukları kullanarak hücumda üretken olmayı başarmışlardı.
Mourinho bu anlayışı Camp Nou’da orta sahada savunma ve pres fundamentali sıfıra yakın Mesut ile deneyip kariyerindeki tek 5-0’lık mağlubiyeti yaşamıştı ve o hezimetin ardından El Clasico maçlarında bir daha ne savunmayı o kadar öne çıkardı ne de o kadar önde bastı. Ta ki geçen haftaya kadar.
Mourinho dokunuşu ve Son El Clasico
Real Madrid evinde oynadığı Kral Kupası çeyrek finali ilk maçında Barcelona’ya 2-1 yenilince Mourinho gemileri yaktı. 5 yediği anlayışa bir kaç rötuş atarak, üstelik o maçta kullanmadığı kadar ofansif oyuncularla sahaya çıktı.
Savunmasını biraz daha geride kurdu. Tandemde Carvalho yerine daha çabuk, süratli ve hamle avantajı olan Ramos görev aldı. Kanat bekleri mevkiinde Marcelo ve Ramos yerine pozisyon alma, kademede daha mahir ve daha iyi savunmacılar olan Arbeloa ve Coentrao’yu tercih ederek Messi ve Iniesta’nın uzak forvet koşularına karşı sağlam durmaya çalıştı.
Hücumda ise Ronaldo, Higuain, Kaka ve Mesut ile maça başlamak çok cesurcaydı. Mourinho’nun hatrı ve motivasyon dehasıyla, bu dörtlü kariyerlerinde yapmadığı presi, üstelik sürekli ve organize bir şekilde Barcelona savunmasına karşı yaptı.
Pres etkisini daha 10.saniyede gösterdi. Pique’nin hatalı geri pasıyla Higuain net gol fırsatı yakaladı ama değerlendiremedi. Gol pozisyonu serisi ilk 40 dakika içinde artarak devam etti. Kaka uzun zamandır hasret kaldığımızı driplinglerinden birkaç örnek sergileyince, savunmanın önündeki ilk futbolcu olan Busquets tedbiren Kaka’ya yakın oynamaya başladı. Fabregas ve Xavi’nin kendi yarı sahalarında pek gözükmemesi de sağ kenarda çizgiyi zorlamak yerine içeri kat ederek, ikinci bir ofansif orta saha oyuncusu gibi oynayan Mesut Özil’e çok fazla boş alan verdi. Real Madrid preste kaptığı her topta topu taşıyabilen oyuncularıyla dikine, hızlı ve rahat bir şekilde Barcelona kalesine aktı ve 4-5 net gol fırsatı yakaladı.
Ne ironiktir ki, alışık olmadıkları pres oyununda başarılı olan Real Madrid forvetleri kendileri için işten bile olmayan gol vuruşlarında çok beceriksizdiler. Barcelona kalecisi Pinto da zirve performanslarından birini sergiledi. Her ne kadar Valdes kadar topa yatkın olmadığı için birkaç topu kalesinden uzaklaştırırken sorun yaşayıp Real Madrid’e gol şansı sunsa da kalesine gelen şutları savuşturmak da çok başarılıydı.
Barcelona kötü oynadığı ilk devrenin sonunda yine yapacağını yaptı. Messi yakaladığı ilk boşlukta Real Madrid orta sahasını delerek, Pedro’nun soldan yaptığı koşuyu ince gördü ve Barcelona yine öne geçmeyi başardı. Dani Alves’in hemen ardından golünü anlatmakta ise kelimeler kifayetsiz kalır.
Pes etmeyen Real Madrid
2-0 sonrası pek çok futbolsever Real Madrid’in futbol yerine kasap havası oynayacağını düşünse de yanıldı. Mourinho’nun ikinci devrenin ilk 15 dakikasında tüm oyuncu değişiklik haklarını kullandı. Sarı kartından ötürü temkinli oynayan Diarra yerine giren Granero ve Kaka-Callejon değişikliği Real Madrid orta sahasının kaybolmaya başlayan dinamizmini ve enerjisini geri getirdi. Callejon’un sola geçmesiyle Dani Alves’in hücumlarına da ket vurdu, Ronaldo da ileride Benzema ile ikili oynamaya başladı. Pique ve Puyol savunmada birebir kalmaya, baskıyı daha fazla hissetmeye ve birirlerinin kademesine giremedikleri için hata yapmaya başladı. Real Madrid daha önce Atletico Madrid’in aynı şekilde deneyip başarılı olduğu 4-4-2 ile maçta momentumu tekrar lehine çevirdi.
Guardiola bu gidişatta Kaka tehdidinden kurtulan ve savunma önünde işlevsiz kalan Busquets’i gerideki Pique ve Puyol arasına öteleyip ya da Mascherano’yu aynı şekilde oyuna sürüp daha önce defalarca kez tecrübe ettiği üçlü düzenle takımına nefes aldırabilir ve Real Madrid’i yavaşlatabilirdi. Tercih etmedi. Real Madrid bu hamlesizliği 5 dakika attığı golle maçı beraberliğe getirerek cezalandırdı. Guardiola ancak bitime 10 dakika Mascherano hamlesini yaptı, ama savunmayı 3’lemek yerine Puyol’u sağ beke kaydırıp 4’lü düzene devam ettiği için Real Madrid oyundaki üstünlüğünü sürdürmeye devam etti.
Real Madrid o tek golü bulamadığı için hak ettiği maçı kazanamadı ama özgüvenlerini tekrar kazandılar. Rakiplerine çok net bir mesaj verdiler ve karakter gösterdiler. El Clasico da uzun zamandır kaybolan heyecanına tekrar kavuştu ve tahmin edilemez derbi kimliğini korudu.
Alternatif yollar
Sergio Ramos maçtan sonra hangi yolun doğru olduğunu artık bildiklerini söyledi. Barcelona’yı yenmek besbelli ki oyunculara artık eskisi kadar imkansız görünmüyor. Kompakt oyunda, önde pres çok iyi sonuç verdi ama hâlâ çok riskli.
Mükemmel bir saha içi yerleşimi, bir an bile eksilmeyen bir konsatrasyon ve istisnai bir efor gerektiriyor. Ufak bir çatlak bile, Barcelona’nın mekanikleşmiş pas organizasyonu, oyuncuların tahmin edilemez yaratıcılıkları ve son vuruşlardaki becerisiyle birleştiğinde hezimete yol açabiliyor. Bu yüzden gidilecek alternatif yolları da düşünmek gerek, hele içlerinde sınanmış ve başarmış olanlar varken.
Rubin Kazan’ın teknik direktörü Kurban Berdiyev deplasmanda Barcelona’yı yenip içeride de beraberliği koparırken savunma hattını kaleye yakında ve derin kurmuştu . Böylece Barcelona oyuncularının attığı toplarda kaleci ile savunmanın arasındaki mesafeyi minimuma indirererek; hızlı, çabuk ve teknik açıdan mahir rakiplerine karşı hamle avantajı kazandılar. Üstelik çizgi halinde duruyorlardı, ve o derin toplar atıldığında da bekleyip ofsayt diye ellerini kaldırmaktansa rakibi kovalıyorlardı. Bu durum oyuncuları hem ofsaytı gözetmek hem de tercih ihtimallerini düşürerek yana pas yapmak zorunda bıraktığı için Barcelona hücumda o bildik akıcılığını sergileyemedi.
Guardiola mecburen oyuna enlemesine genişlik ve sürat kazandırarak Rubin Kazan takımının kompakt yapısını dağıtmak istedi. Villa ve Pedro kenarlara açılarak oynamaya başladılar ama Rubin Kazan’ın 4-4-1-1 dizilişinde ortasahanın kenar oyuncuları yardıma gelip geri dörtlüyü altılayarak bu girişimi atıl kıldı.
Berdiyev, Xavi ve Iniesta’nın hücum, pas ve organizasyon yeteneklerinin dışında ekstra bir gözlem yapmış ve bunu maçın ardından deklare etmişti. Bu ikili kendi ceza sahası civarlarında asla konuşlanmıyorlardı. Bekler Abidal ve Alves de tüm sahayı kullanmayı sevdiği için orta sahada boşluk bırakıyorlardı. Berdiyev oyunun hücum kısmında bu madeni kazdı. Merkeze koyduğu ve baskıdan uzak Alejandro Dominguez’in beklerin boşalttığı alanlara oynadığı uzun ve dikine toplarla kontraları yönlendirmiş ve Gökdeniz, Kaleshin gibi topla katedebilen hücumları olgunlaştırmıştı. Rubin Kazan tam üç maç üst üste Barcelona’ya bu şekilde boyun eğmedi ve bir maçı da kazanmayı başardı. Hiddink de aynı tarzla Barcelona’yı eliyordu Şampiyonlar Ligi’nde ama hakem farkı belirledi.
Guardiola deneyselliği
Inter maçına ayrı bir paragraf açmak lazım. Guardiola maça Busquets, Xavi ve Keita ortasaha üçlüsüyle çıkmış; en uçta Ibrahimovic, arkasında Messi ve sağda da Pedro yer almıştı. Ibrahimovic döneminde Barcelona alışılmıştan çok daha uzun ve havadan oynadığı için akıcılık azalmış ve düzen bozulmaya başlamıştı. Inter maçında da aynı arızalar vardı, üstelik Ibrahimovic fizikselliği Lucio ve Samuel karşısında işe de yaramamıştı. Messi sürekli Cambiasso ve Motta’nın markajındaydı. Pandev tehdidi yüzünden Alves klasik çıkışlarını ve temposunu sergileyememiş ve Barcelona hücumda hayli yavaşlamıştı
Inter’i hücumda etkili kılan ise büyük oranda Guardiola’nın tercihleriydi. Katalan hoca sağ kanat savunmasında Maxwell’i tek bırakmıştı. Brezilyalı solda Eto’o ile debelenirken, orta sahadan bekine hiç yardım etmeyen Keita’nın da katkısıyla Maicon kariyerinde bulamadığı kadar kulvar bulmuş ve 1 gol atıp 2 golü de hazırlayarak zirve maçlarından birini oynamıştı. Maç içinde, plan dışında doğaçlama ve tepkisel gelişen bir taktikti.
Mourinho’nun katkısı ise kontralardaydı. Rubin Kazan hocası Kurban Berdiyev’in Barcelona maçlarından sonraki demecinden belli ki feyz almıştı. Mourinho aynı anlayışla Sneijder’i Xavi’den kurtararak Alejandro Dominguez katkısı almıştı. Eto’o ve Pandev’in süratli ve enerjik oyunları ve Maicon’un olağanüstü performansıyla maçı kazanmıştı.
Sonuç
Real Madrid ve Mourinho için El Clasico kazanma yolları ortada. İki alternatif plandan birini iyi uyguladıkları takdirde kazanacak kaliteleri var. Tek eksikleri biraz şans. Kudüs, Efes ve Compostela üçgenini kapsayan bir hac turu bunun üstesinden gelebilir.
Tweet








Güzel yazı ancak yeterince konuya hakim gözükmüyor ve derinlemesine bir analiz şansı sunmuyor bize. Özellikle
“Mourinho bu anlayışı Camp Nou’da orta sahada savunma ve pres fundamentali sıfıra yakın Mesut ile deneyip kariyerindeki tek 5-0’lık mağlubiyeti yaşamıştı ve o hezimetin ardından El Clasico maçlarında bir daha ne savunmayı o kadar öne çıkardı ne de o kadar önde bastı. Ta ki geçen haftaya kadar.”
tespiti 10 El Clasico’yu çok dikkatli takip etmemenin getirdiği hatalı bir teknik yorum olmuş.
Ön alan baskısı geçen sezon Bernabeu’da 1-1 biten maçta 1-0 geriye düşünce Mesut’u oyuna aldığında, 1-0 biten Kral Kupası maçının ilk yarısında, İspanya Süper Kupası’ndaki her iki maçta da bu denendi. (Messi’ye bırakılan açık alan riskine karşın)
Detaylı inceleme için bloguma göz atmanızı önerebilirim, buraya uzun uzadıya yazmak yerine.