Hayatım Futbol, Sayı:18 / 31 Ocak 2012
Yavaş yavaş ligin sonuna doğru ilerliyoruz. Normal sezonda 23 maçı arkada bırakırken, önümüzde 11 maç kaldı. Seçtiğimiz 5 maça kısa kısa değindik. Şampiyonluk play-off’unu kovalayan Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarını kazanırken, Galatasaray’ın yenilmezlik serisine Bursaspor son verdi.
Üç Kuruşa Beş Köfte
Ligin en özel iki takımı karşı karşıya geldi. Şöyle ki; Medical Park Antalyaspor dışarıdan bakıldığında klasik Süper Lig takımı izlenimi veren ama derine girdiğinizde açıkçası eldeki malzemeyi en iyi kullanmasını bilen ekip. Gençlerbirliği ise geçen sezonki kadrosundan daha düşük ama ligdeki konumu ve futbolu itibariyle eldeki malzemeyi en iyi kullanan ikinci takım. ‘Var mı öyle üç kuruşa beş köfte’ derler ama bu iki ekip resmen yiyor üç kuruşa beş köfteyi.
Türkiye liglerinin belki de en standart takımı olan Antalyaspor geride açık vermeden, hücumda çabuk çoğalan yapısıyla maça atak başladı. Sık sık sağdan bindiren Ali Tandoğan sağ çaprazdan şutunu çekti, kalecinin çeldiği topu Tita çok rahat bir biçimde ağlara gönderdi. Acaba Hurşut nerelerdeydi o pozisyonda… Defansif olarak hata yapmış olabilir ama ofansif olarak Hurşut büyük bir kuvvet. Antalyaspor sol beki Minev, önce Azo’ya sonra da Hurşut’a sağlı sollu girişince üç dakikada çift sarı kartı gördü. Sonrasında sazı eline Hurşut aldı. Garibim açık oyuncusu Emrah, savunmaya çekilince yerden kalkamadı. Buna rağmen açığını arkadaşları kapatmayı başardı. 10 kişilik Antalyaspor her şeye rağmen çok iyi oynadı, fazla pozisyon vermedi, hızlı kontra ataklarla ikinci gole çok yaklaştı. Gençlerbirliği devrenin son dakikasında penaltı ile durumu eşitledi.
İkinci yarıda Fuat Çapa eksik rakibinin işini bitirmek için oyundan stoper çıkardı, hücumcu aldı. Antalyaspor yine sağlam durmayı bildi. 66.dakikada bu sefer Gençlerbirliği’nden Cem Can kırmızı kartla atılınca maça sayıca denge geldi ama oyunca üstünlük Antalyaspor’a geçti. Zaten stoper orjinli olmayan iki kişiyle tandemi kuran kırmızı-siyahlılar iyice bocaladı. 83’de Necati golü atınca karşılaşmaya son noktayı koydu dedik ama Ömer’in hatası Gençlerbirliği’ne 1 puanı getirdi.
Değinmeden geçmeyelim; Mehmet Sedef kendini Fuat Çapa ile buldu. Dört maçtır stoper oynuyor ve hiç de fena değil. Son haftalarda gözüme kestirdiğim Yasin Öztekin ise bu maçta Ali Tandoğan ağabeyine takıldı. Necati ve Tita, Antalyaspor’da çok sempatik, başka takıma gitmesinler. Tum ise her takımın ihtiyacı…
İlker Yılmaz
Yeşil alarm
Belki bi’ Kadıköy değil ama Bursa da uzun süredir Galatasaray’ın aradığını bulamadığı yerlerden. Bu maç da bir istisna olmadı ve yeşil-beyazlılar, Terim’in öğrencilerini evine eli boş gönderdi. İlk elin günahı olmaz kontenjanından Belediye, kırmızı kartların gölgelediği Gaziantepspor mağlubiyetlerini saymazsak Bursaspor lideri devirebilen ilk takım sayılabilir. Bunda iki faktör önemli: Bursaspor’un rakibini bozarak oynama daha yatkın bir kadrosunun oluşu ve Galatasaray’ın sanıldığı kadar derin bir kadroya sahip olmayışı.
Ertuğrul Sağlam, eli geçmiş yıllarki kadar güçlü olmasa da göbeği iyi kapatıp kanatlara da Ozan İpek ve Turgay Bahadır tehdidi ve presiyle önlem alarak Galatasaray’ı normal düzeninin dışına itmeyi planladı ve bunda başarılı oldu. Normalden çok daha fazla top kaybeden Galatasaray ise gidip gelmelerin de etkisiyle fiziksel olarak yıprandığı gibi az sayıda bulduğu pozisyonları da bitirmeyi başaramadı. Bursaspor da buram buram 0-0, 1-0 kokan bu maçta aradığı fırsatı Batalla’nın yaratıcılığında buldu ve Pinto’yla yaptığı duvar pasıyla savunma arkasına sarkıp işi bitiren Arjantinli’yle üç puana yürüdü.
Galatasaray’da eksikliği hissedilen üç isim var. Birisi Emmanuel Eboue. Ameliyat sonrası belki de kariyerinin en verimsiz dönemlerinden birini geçiren Sabri’nin özgüveni de sarsılmışa benziyor. İkincisi kuvvetli olduğunda takımın en iyi bitiricisi olan ve rakip savunmayı koşularıyla hırpalayan Milan Baros. Üçünüsünün adı ise bilinmiyor ama hem Fatih Terim, hem de taraftarlar o yaratıcı kanat oyuncusunun yolunu gözlüyor. Göbeği iyi kapatan takımlara karşı ne durumlara düşülebileceği Eskişehir ve Bursa gibi zorlu şehir deplasmanlarında görüldü ve iki maçta 5 puan bırakıldı. Fatih hoca bunun farkında ama bir yandan saha dışı faktörleri de takip etmek gibi bir mazereti olsa da yönetim bunun farkında mı, o meçhul.
Xherdan Shaqiri, Abdul Kader Keita, Nordin Amrabat, Andrei Arshavin, Lukas Podolski… Resmi ağızlardan aynı bölgeye bunca isim zikredilmiş ve girişimde bulunulmuşken buraya “kadro içi çözüm”den fazlasının lazım olduğu aşikar…
Pozisyonsuz Es-Es
Ersun Yanal ile galibiyeti bulunmayan kırmızı-siyahlılar, yedi maçtır deplasmanda üç puana hasret kalan ve henüz tarihinde evinde yenilmediği Orduspor’u konuk etti. Temposuz ve toplamda pozisyonu az müsabakayı yakaladığı belki de tek önemli fırsatı Stancu ile değerlendiren Orduspor kazandı. Ersun Yanal maça oldukça farklı bir sistem ve diziliş ile çıkarak herkesi şaşırttı belki ama kötü zeminin de etkisi ile futbol adına ortaya konulan çok fazla bir şey olmadı.
Tello’nun sürekli merkeze koşular yapmasından dolayı toplamda Eskişehir asimetrik bir 3-6-1 ile sahada yer aldı. Ersun Yanal’ın sol bek ve sol açık olarak denediği Dede bu maçın içerisinde Diego ve Nadarevic’in arasına girerek stoperleşti. Buzlu zeminde hızlı ve atik yapısı nedeniyle Dede’yi olası kontralara karşı hazır tutarken aynı zamanda bu sistem değişimi ile Ersun Yanal, kapanarak geride çakılı kalacak olan Orduspor’a daha fazla baskı kurmak için orta sahayı bekleriyle güçlendiriyordu. Hector Cuper iki merkez forvetini de ileride tutmayıp orta sahaya çekerek iki birbirine yakın savunma hattı kurarak buna cevap verince orta saha mücadelesinin ötesine geçilemedi. Eskişehir hücuma geçtiğinde 3-6-1 dizilimi peydah olurken rakip ise forvetlerini ileride tutmayı orta sahaya kaydırarak 4-6-0 ile buna cevap verdi.
İkinci bölgede on iki futbolcunun birbirlerine baskı kurma isteği oyunu sıkıştırınca adam eksiltip sürpriz çıkışlar yapan Kamara’nın eksikliği de maç boyunca hissedildi. 4-2-3-1’in iki orta sahasını stopere ve hücuma kaydırarak maç içerisinde oyuncu değişikliğine gitmeden sistem değiştirmek son dönemin moda teknik hamlesi. Ersun Yanal bunu Dede ve Veysel ile başarmaya çalışsa da orta sahanın set hücumlardaki başarısızlığı ve rakibin geride disiplinli savunması pozisyon üretilmesine izin vermedi.
Batuhan’ın formsuzluğu nedeniyle oyundan alan Ersun Yanal, Veysel’i stopere çekip forvet olarak stoper Diego’yu son çeyrekte ileriye yollayarak son kozunu oynasa da Orduspor neredeyse kalesinde pozisyon görmeden hak ettiği galibiyeti attığı tek golle aldı.
İki Ayrı Fenerbahçe
Fenerbahçe santrfor mevkiindeki kalite ve form eksikliğinden ötürü Kayseri ve İstanbul Belediye maçlarında santrforsuz 4-4-2 oynamıştı. Hatta İBB maçının bir bölümünde Barcelona vari bir 3-5-2 izledik. Aykut Kocaman’ın bu denemeleri takımın ezbere oynadığı pozisyon oyununu ve pas trafiğini bozmuş ve Fenerbahçe oyunu rakip yarı sahaya bir türlü taşıyamamıştı.
Mersin İdman Yurdu karşısında Aykut Kocaman, en uçta Bienvenu ve alışık olduğu 4-2-3-1 ile takımı sahaya sürdü. Emre’nin yokluğunda merkezde Mehmet Topuz, sağ kenarda Özer ve sol bekte de Caner vardı.
Fenerbahçe maça organize ve sürekli bir presle başladı. Mersin orta sahası presten ötürü yüzünü kaleye dönemedi, topu hep kaleye sırtı dönük aldılar ve oyuna bir türlü giremediler. Ben Yahia’nın yokluğunda pas da yapamadılar ve savunma topu geriden gelişigüzel vurmak zorunda kaldı.
Fenerbahçe etkili presi ve saha içi yerleşimiyle o topların hepsini kazandı. Yobo ve Serdar öne çıkarak alanı daralttılar ve topu da iyi kullandılar. Bienvenu ve Stoch’un topsuz koşularıyla orta saha ve bekler de alan buldu ve takım halinde tempo yaparak sürekli atak geliştirdiler. Mehmet Topuz bu oyuna hem topla katları hem de enerjisiyle en fazla katkı veren oyuncuydu. Özer de ilk yarıda geldiğinden beri en iyi maçlarından birini oynadı. Fenerbahçe çok sayıda organize pozisyon bulduğu ilk yarıda Bienvenu ve Stoch’un şık golleriyle soyunma odasına 2-0 önde gitti.
İkinci yarıda ise gece ve gündüz kadar fark vardı.
Fenerbahçe presi bırakarak topun gerisine geçti. Mersin baskıdan kurtulunca rahat top kullanıp, pas yapmaya başladı. Alex’in final paslarındaki başarısızlığı, Bienvenu’nun de yorulmasıyla Fenerbahçe kontra tehdidi üretemedi. Mersin savunmasını santraya kadar çıkardı ve Nurullah Sağlam takımının hücumdaki tüm özelliklerini sahada izledik. Nduka ile golü de buldular ve maçın devamında başta Erdal olmak üzere, birkaç fırsat daha yakaladılar ama Volkan Demirel’in kaledeki performansı beraberliği engelledi.
Fenerbahçe kolay maçı zora soksa da lig tarihindeki 1000. galibiyetini kazanmayı başardı.
Alper Öcal
Kayseri’de Şimşek Çaktı
Maç öyle bir hızla başladı ki, kalan bölümün kaderini tümden belirledi. Beşiktaş’ın henüz ilk dakikada yarı saha ortasında kaybettiği top, önde yakalanan savunmanın arkasına iyi bir pasla gönderildi ve Troisi’nin şutunda top, Rüştü’nün altından ağları buldu.
Sonrasında oyunun seyri uzun süre değişmedi. Ön alanda agresif pres yapan Kayserispor, Simao ve Quaresma’nın pas trafiğinde boşa çıkma hususunda sorunlu olmalarının da etkisiyle orta sahada sayıca fazla göründü ve Beşiktaş’ı orta saha civarında sayısız top kaybına zorladı. Kayserispor oyuncuları ise kazandıkları topları çabuk ve iyi kullanıp, rakibi sürklase ettiler.
Beşiktaş’ın psikolojik olarak oyuna dönüşü, ancak ilk yarım saat sonrasında gerçekleşti. Kayseri presi nedeniyle zorunlu olarak atılan uzun topların ikisi pozisyona dönüşürken, dakikalar geçtikçe Kayseri baskısı kırıldı. Fakat Fernandes’in kırmızı kartı, oyunun ritmini bir kez daha değiştirdi. Sayıca fazla olan Kayseri, epey efor sarf ederek yeniden oyuna dönen Beşiktaş’a karşı tekrar avantaj elde etti.
İkinci devre başlarında Pekarik’i topu elle kestiği pozisyonda ikinci sarı kartın çıkmaması, maçın bir diğer kırılma anı sayılabilir. Holosko’nun ön alana getirdiği dinamizm ve inatçılık ile Beşiktaş, eksik olmasına rağmen oyunun son yarım saatini ilk yarının ilk saatine göre daha iyi oynadı. Bolca duran top kazanıldı ve Edu’ya net bir gol fırsatı da geldi, fakat sonuç çıkmadı.
Son dakikalarının heyecan dozajı yüksek maçta Kayserispor, yaptığı yıldırım başlangıçla üç puanı aldı. Bu sezon pres ve kolektif yapı noktasında sıkıntılıydılar, ama özellikle ilk devre bu sezonki en iyi oyunlarından birini ortaya koydular. Okay ve Hasan Ali, öne çıkan isimler oldular. Beşiktaş’sa rakibiyle denk takım şablonu ile sahada yer almasına karşın, Simao ve Quaresma’nın oyuna girememesinin yanı sıra Ekrem’in kötü oyununun bedelini sayıca eksik kalarak ödedi. Bu noktada sezonun kalan bölümünde ön alan ile arka alanı birbirine bağlayan Veli’nin yokluğundan söz edilebilir.
Tweet

