Lefter Diye Yazılır, Barış Diye Okunur

Yazı:

, Sayı:17 / 24 Ocak 2012

alpero@hayatimfutbol.com / twitter.com/alperocal

 


için herkesin söyleyecek bir sözü var. Tevellüdüm futbolculuğuna yetmiyor, ama onun o dillere pelesenk olmuş şiirsel oyunu hakkında iki kelime edecek tecrübemin olmayışının burukluğunu bir kenara bırakarak son söz için cenazesine gittim.

Gönül isterdi ki efsanenin naaşı Bağdat Caddesi’nden stada kadar omuzlarda taşınsın ve hıncahınç tribünler önünde selamlanarak Büyükada’da ebedi istirahatgahına defnedilsin. Herhangi bir maç için stadın büyük kısmını dolduran Fenerbahçeliler, o güzelim havada Lefter için de hazır bulunsun ve Büyükada yetmesin.

Kalabalık azdı ama özdü. Fenerbahçe Stadı’nda ezeli rakipler Galatasaray ve Beşiktaş forması giymiş taraftarlar, 50’ler Türkiye’sinin futbol ortamının küçük bir yansıması gibiydi. Hep beraber “Ver Leftere Yaz Deftere” tezahüratını söylediler. Çünkü Lefter pankartta yazıldığı gibi “barış” diye okunuyordu.

Fenerbahçe yöneticileri ve Lefter’in eski takım arkadaşları son sözlerini söylediler ama tüylerimiz diken diken olduğunda mikrofonda torun Özlem Katmer vardı. Kucağında büyüdüğü mütevazı dedesini anlattı, özgürlüğünü hatırlattı. Boğazı düğümlenmeye, zar zor yutkunmaya başladığında Ali Koç onu alnından öperek destek verdi. Mozart’ın Requiem eserinden Dies Irae çalındığında tüm stat kıpırdamadan saygı duruşundaydı.

Fenerbahçe futbolcuları hiç izleyemedikleri ama hep dinledikleri ve örnek gösterilen Lefter abilerinin naaşını Samanyolu eşliğinde omuzladığında gözlerimizden akan yaşa engel olamadık.

Büyükada’yı hep ışığın altında görmüştüm. Mutlu mesut, bir başka olan sıcak şarabını leziz yemekler eşliğinde içip, faytonla tadını çıkarmıştım. Oysa ada bu kez üzgün, serin ve kasvetliydi ama binlerce taraftar motor ve deniz otobüsleriyle gittiği Ada’yı vefasıyla aydınlatmayı bildi.

Lefter iskeleden alınıp Aya Dimitri kilisesine kadar omuzlarda geldi. İçeride dini tören yapılırken kiliseye sığmayan taraftar Büyükada’nın büyüklerinden Lefter dinlediler. Tören bitiminde, kiliseden yine omuzlarda çıktı Lefter. Fayton bulamayan yüzlerce taraftar soğuk havaya,yorucu ve uzun yokuşa rağmen Büyükada Rum Ortodoks mezarlığına koşarak çıktılar.

Lefter mezarlık girişinde cenaze aracından indirildiğinde küçük bir karmaşa oldu ama o bildik tezahürat her şeyi düzeltmeye yetiyordu. Papaz efendi de bizdendi, etraftaki sus çağrılarına karşılık bilakis sesimizin daha gür çıkması gerektiğini söyledi. Sadece gömüldükten sonra ki dua esnasında sessizlik rica etti. Bir başka ricası da fotoğrafları facebook ile yollamamız ve ara sıra kabristana gelip bir kandil yakmamızdı.

Hiç kuşkusu olmasın.

Lefter bu ülkenin bize sunduğu en özel miraslardan biri.  Müthiş solu, doyumsuz futbolu, attığı goller, aldığı ödüller hepsi kayıt. Lefter bu ülkenin batısından doğusuna, her yerde kişiliğiyle iz bırakan bir sembol. Efsane.

Futbolu amatörce oynayan, Fenerbahçe’de yükselirken bir yandan demirci dükkânında çalışabilecek alçakgönüllülüğe sahip bir karakter.

Farklı olmanın zenginlik olduğunu bilen ve öğretenlerden. Kızı Rula’yı Galatasaraylı yapması yeter örnek.

Lefter’in efsaneliği ve kudreti artık toprak altında ama stadda, tribünde ve Büyükada’da bir sürü ayrı takımın, milletin, dinin, sınıfın insanı onun etrafında toplaması.

Herkes orada değildi elbette.

Her fırsatta dostluk, centilmenlik, insanlık mesajları veren gazetelerin, televizyonların spor müdürlerinin, sorumlu ve popüler yazarlarını istedikleri ortam vücut bulmuşken ne stadyumda ne de Büyükada’da göremedik. Görevi yine emekçi muhabirlere devrettiler.

Teknik direktörler, futbolcular ve kulüp başkanları da yoktu.

Teşvikiye Camii’nde öğle namazı müteakip kılınacak cenaze namazının ardından düzenlenecek bir spor ünlüsünün yakınının töreni olsa, jilet gibi takım elbiseleri ve siyah gözlükleriyle orada olacak bir araba figür yoklamada sınıfta kaldı.

Şimdi o vefayı göstermeyenler Lefter anlatacaklar, ne kadar halkçı, ne kadar insan, ne kadar efsane bir futbolcu olduğundan bahsedecekler.

Boşverin.

Lefter’i, bir Galatasaray efsanesi olan Gündüz Kılıç’ın, nam-ı diğer Baba Gündüz’ün yazısından bilin.

Yamacımdaki, Karşımdaki, Yanımdaki Lefter

09/10/1963 tarihli Milliyet Gazetesi’nden

Senelerce evvel… Bizim de Türk futbolunun dağı, tepesi falan demeyim de, tümseği sayıldığımız seneler… Futbol mevsimi bitince yine topa doyamaz da yazlığa gittiğimiz Büyükada’nın Tepeköy sahacığında ora gençleriyle top oynamaya çıkardık. Etrafımızda fırıl fırıl dönen, kenara kaçan topların peşinde iştah ile koşup onları bize getiren afacan bir çocuğa takıldı gözlerim.

Ufacık bünyesine, incecik bacaklarına rağmen öyle bir hakimiyeti vardı ki toplara…Günün birinde bazılarının “aramızda ezilir, küçüktür” filan demelerine aldırmadan onu da artık takımıma almaya başlamıştım.

Bu küçük istidat yamacımdaki Lefter idi.

Karşımdaki Lefter

Aradan seneler geçti. Fenerbahçe kulübünün fevkalade bir futbolcu keşfettiği havadisi çalkalanmaya başladı etrafta. Merakla koşup seyrettik, cidden fevkalade bir futbolcu idi o. Çalım, şut, pas, oyun zekası, hırs, kısaca mükemmel bir futbolcu için ne aransa vardı bu gençte.

Ezeli rakibimizi daha korkunç kudrete sokuveren bu futbolcuyu marke etmek, durdurmak çareleri aramak için koş koş didinir olmuştuk artık. Bir gün eski Ada’lı tanıdıklardan biriyle konuşuyorduk, söz ondan açılmıştı. “Onu en iyi sen tanırsın” dedi. “Tepeköydeki Küçük Lefter o.” Hayretler içinde kaldım. 

Bu da karşımdaki Lefter idi.

Yanımdaki Lefter

Yine aradan seneler geçti. Lefter geliştikçe gelişti. Artık stadlar Ver Leftere Yaz Deftere sloganları ile çın çın ötüyordu. Bu müthiş virtüözü milli takıma seçtiler. Fakat çok haklı seçişe rağmen bir takım dar ve kara kafalıların menfi mırıltıları duyuluyordu. O zamanlar ben de milli takımın kaptanı bulunuyordum. Dilimin döndüğü, gücümün yettiği kadar onun yanımda oynaması için direniyordum. Ve çok defa yanyana oynadık onunla milli takımda. Sonraları ise artık yaşlanmaya başladığım seneler. Bu sefer de milli takıma seçilişlerimde benim için mırıltılar duyulmaya başlanmıştı. O zaman da artık takımın vazgeçilmez adamı, temel direği olan Lefter’in idarecilere “Gündüz ağabey yanımda oynamalı” diye tesir ettiğini iyi bilirim.

İşte bu da yanımdaki Lefter idi.

Ve Bugünkü Lefter

Nihayet aradan seneler… seneler… geçti. Bu arada Lefter’in milli takımımızda hocalığını, Lefter’in takımının ezeli rakibi Galatasaray’ın antrenörlüğünü yapıyorum. Yani Lefter ile yine ya yanyana ya karşı karşıya olduk. Bu seneleri özetlemek gerekirse ya ondan çok korktum, ya da ona çok güvendim demek yetecektir sanırım. Şimdi şerefle 50. defa milli formamızı giyecek Lefter’in göğsüne altın madalya takılacak. Bugüne kadar Türk futbolunun göğsünde altın bir madalya gibi pırıl pırıl parlayacak Lefter’e. Lefter seni bütün kalbimle alkışlıyorum.

İşte bu da kalbimdeki Lefter’dir.