YAZAR: Fırat Topal
Hayatım Futbol, Sayı:15 / 10 Ocak 2012
MAİL&TWİTTER: firatt@hayatimfutbol.com & twitter.com/flyngdtchmn
İngiltere’de birçok oyuncu, hoca ve takım ligin ilk devresinde göz doldurdu. Bu sayıda istim üstündekileri mercek altına aldık.
Premier League’de ligin yarıdan fazlası geride kalmış durumda. Her hafta verdiğimiz lige dair analizler ve geçtiğimiz hafta dağıttığımız yılın enlerinin yanında elbette bu sene performansını artıran ve çıkış yapan oyuncu, takım ve teknik adamlara da değinmek gerekiyor. Elbette 2011/12 sezonu daha güncel olması sebebiyle ağırlık vereceğiz.
Futbolculuğunda Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıran ilk Britanyalı oyuncu olmuştu İskoç Paul Lambert. Teknik adamlık kariyeri ülkesinde Livingston takımında pek iyi başlamamıştı ama Norwich’le 2009/10 ve 2010/11 sezonlarında lig atlaması Premier League’de bugün elde ettiği pozisyonun da habercisiydi. Norwich tablonun üst yarısında ve ortada gayet mütevazi bir kadro olmasına rağmen performanslarını göz ardı etmek mümkün değil. Gol ve asist istatistiklerinde hiçbir oyuncusu olmayan ve ligde oynadığı her maçta gol yiyen bir takım için gayet doyurucu bir karne. Takımın en çok gol atan 2 oyuncusu Steve Morison ve Grant Holt (7’şer gol) kariyerlerini alt ligde geçirdiler. Lambert’in asasının etkisini hissetmemek imkansız.
Eylül-Kasım ayları arasında Tony Pulis’in acayip takımı Stoke City sadece 3 lig galibiyet alabildi ve 4 maç üstüste kaybettiği dönemler oldu. Ancak Kasım sonrasında sadece 1 kez mağlup oldular. İngiltere’de zaman zaman kasaplıkla suçlanan, Rory Delap gibi sıradışı bir futbol fenomeni yaratan ve kendi evinde normal şartlarda mağlup edilmesi çok zor bir takım olan Stoke sadece ligde değil, Avrupa’da da işi götürüyor. Takımdaki futbolcuların en fazla isyan ettiği anlarda dahi kendisini bozmayan ketum adam Pulis bu anlamda geride kalan 3 Premier League sezonundaki performansını yukarı taşıyacak gibi. Stoke City, gece girmeye korktuğunuz ve tekin olmayan bir mahalle gibi. Çağdışı kalmış bir oyun yapısı, futbol fakiri gibi görünen futbolcuları ve sık sık kiliseye giden dindar bir hocaları var. Ama Avrupa futboluna farklı bir tat verdikleri kesin.
Sturridge ‘ben geliyorum’ diye bağıran bir adamdı aslında. 16-21 yaş arasında kalan tüm yaş gruplarında milli takım formasıyla goller attıktan sonra Fabio Capello onu daha fazla gözardı edemedi ve Kasım ayında İsveç’le oynanan maçta sahaya sürdü. Bu sezon attığı 9 golle Chelsea’nin en çok gol atan oyuncusu ve Rooney’nin Euro 2012’de ilk iki grup maçında oynamayacak olmasını göz önüne alırsak, büyük bir aksilik olmazsa kafilede yer alacak. Onun bu performansı Anelka ve Drogba’nın Chelsea’den ayrılma planlarını hayata geçirmelerine sebep oldu. Üstelik oyuncunun, transfer sezonunun son gününde bir başka takıma gönderilmesi gündemdeydi. Geçen sezondan kalan 3 maçlık kırmızı kart cezası olmasa şu anda krallık yarışında çok daha iddialı bir yerde olabilirdi. Oldukça çabuk, bileklerine hakim bir adam ve benzer özellikteki Theo Walcott’tan daha soğukkanlı. İngiltere milli takımı için çok iyi bir alternatif olacak.
Onun çıkış yapan oyunculardan birisi olmasının en önemli sebebi West Ham ve Newcastle formalarıyla attığı toplam 22 gol değil, Newcastle’a, West Ham’ın küme düşmesi sonrası sözleşmesinde bulunan madde sonucu bonservisi elinde iken imza atması. Demba Ba, aslında 2008/09 sezonunda Hoffenheim forması giyerken Vedad Ibisevic’in devre arasında geçirdiği sakatlık sonucu takımın 1 numaralı hücum silahı haline gelince dikkatleri çekebildi. O sezon 14 gol atarak taliplerini artırdı. Geçtiğimiz hafta içi Manchester United’ı St. James Park’da yıkan golün altına imza koyan isimdi. Robin van Persie gol krallığı yarışında en çok onun nefesini ensesinde hissedecek. Ba aynı zamanda 1,90’lık boyuyla son yıllarda yüksek forvetler arasında gol üretimi en yüksek olan isimlerden. Peter Crouch’un kariyer rekorunun 2001/02 sezonunda Portsmouth ile attığı 18 gol olduğunu unutmayalım.
Onun için daha önce panoramalarımızda bir şeyler karalamıştık (bkz.sayı 9). 2011/12 sezonunun geri kalanını sakatlığı sebebiyle televizyon koltuğunda geçirecek ama önce 2010/11 sezonunda taraftarlarca yılın oyuncusu seçilmesi, sonra da bu sezon Charlie Adam’le oluşturduğu müthiş ikili Liverpool için son 1,5 yılın en büyük kazanımlarından birisi olmasını sağladı. Suarez’in yokluğu Kop’u endişelendiriyor ama Brezilyalı’nın sakatlığı onlara çoktan darbe vurmuştu.
İngiliz futbolunun en ilginç hikâyelerinden birisi olacak Adkins’inki. Salford Üniversitesi’nden fizyoterapi dalından mezun olmuş ve kariyerini ada futbolunun alt liglerinde file bekçiliği yaparak geçirmiş bir isimdi İngilzi teknik adam. 2006 yılında Scunthorpe United’da fizyoterapist görevini üstlenirken, ancak menajerlik oyunlarında görebileceğimiz bir hamle ile teknik direktör Brian Laws görevden ayrılınca onun koltuğuna oturtuldu. “Who needs Mourinho, we’ve got our physio” tezahüratının kahramanıdır. Takım onun zamanında Championship’e yükseldi. 2010 Eylül ayında İngiliz futbolunun 3.kademesinde çırpınan eski Premier League gediklisi Southampton onu takımın başına getirdi. Sezon sonunda Championship vizesi aldılar. Bu sezon da fırtına gibi gidiyorlar ve ligin zirvesindeler. Daha beş yıl önce ilk yardım çantası taşıyan Adkins böyle giderse Premier League’de takım yönetecek.
Tweet








