ÇÜNKÜ TESSEMA

Yazar: İsmail Şayan

, Sayı:17 / 24 Ocak 2012

ismails@hayatimfutbol.com

 

 

Kimin kim olduğunu kimsenin kimseye söyleyemediği oyunlardandır . Bir ara bize de uğrar gibiydi ki Suarez’in 8 maçlık cezasıyla, sezonu açtığı adaya sıkı bir dönüş yaptı. Tuhaf gelebilir ama futbolda ırk ayrımı kavgası Afrika’da, ilk Afrika Kupası ile patlak vermişti. Bir Etiyopyalı “hayır” dediğinde…

Memleketin Hasan Mutlucan’la uyandığı zamanlar… Filmler, kitaplar ve şarkılar yasaklı. Bu dertten muzdaripler az değilmiş. Rivayete göre, Miami Vice’ın bir bölümünde sansürlenmesi atlanıp fonda çaldığında duymuş Güney Afrika’lılar ilk kez Peter Gabriel’in “Because Biko” deyişini. Radyolarda ise 10 yıl sonra, 1990′da yayınlanabilmiş Biko… O yıl, Dünya Kupası Yarı Finali’ndeki İtalya maçı öncesi, Maradona Napoli halkına soruyordu:

- Size yılın her günü “Afrikalı” deyip aşağılayanları mı tutacaksınız?

Altını çizelim, ırkçılık yalnızca ten rengine bağlı değildir. Maymun taklitlerinin, atılan muzların hedefi hemen her olayda Afrika kökenli oyuncular olmuştur. Irkçı için maymun “siyah” değil, “Afrika siyahı”dır. Zaragoza’da hedefin Ronaldinho değil Eto’o olması bunun tipik bir örneğiydi. “Futbol ırkçılığı” olarak nitelenen ve milenyum sonrası başta Rusya olmak üzere Avrupa’da yükselen hareket bu çizginin biraz dışına taşsa da… Oysa 1961’de Rusları yöneten Kruşçev, adını Kongo’lu Patrice Lumumba’dan alan üniversiteyi Afrikalıların eğitimine tahsis etmişti.

UEFA’nın Afrika’daki muadili CAF için ilk tohumlar FIFA’nın 1954 Bern Kongresi’nde atıldı ve 1957′de yani UEFA’nın doğuşundan 3 yıl sonra amacına ulaştı. Bugün 50’den fazla üyesi olan CAF’ın o günkü sorunu üye bulmaktı. Çünkü kıtada egemenlik hâlâ 1885’te Berlin’de haritanın üzerine cetveli koyup sınırları çizenlerin ellerindeydi… Afrika için birbirleriyle savaşmak istemeyen Avrupalılar işi barışçı(!) yoldan halletmişlerdi. Koca kıtada İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında tam bağımsız ülke sayısı yalnızca ikiydi… İtalyan istilasından savaşarak kurtulan Etiyopya ve ABD’nin “demokrasi götürme aşkı”yla(Kuzeydeki hızlı sanayileşme sonucu fazlalığa dönüşen köleleri göndermek için) 1847’de kurduğu, adıyla tezat Liberya dışında her yer Avrupalı’nındı.

Tuhaftır, Afrika’nın ilk Dünya Kupası katılımı bu dönemde gerçekleşti. İngiliz mandası altındaki Mısır, İtalya 1934′te kıtayı temsil eden ilk takımdı. Sonrası boşluk… 1938, 50 ve 54 için adları geçmedi. Oysa “komünizmden kahramanca kurtarılan” Güney Kore’ye ilk Asya temsilcisi olarak İsviçre bileti verilmişti. Afrika içinse 70′e kadar yer olmayacaktı. 1951’de Libya, 53’te İngiliz kuklası hanedanı deviren Mısır, 55’te Sudan, 56 baharında Fas ve Tunus bağımsızlığa kavuştu. Güney Afrika Birliği ise İngiltere’ye bağlı bir dominyondu.

1957 Şubat’ında düzenlenen ilk Afrika Uluslar Kupası’na topu topu dört takım katılacaktı. Üçü Hartum’daydı ancak Güney Afrika henüz ortalarda yoktu. Gecikmenin nedenini soran telgrafı Frederick Fell bir karşı soru ile yanıtladı: İki takımımız var. Hangisi gelsin, beyazlar mı siyahlar mı?

Ato Yidnekatchew Tessema’nın, kimilerine göre Afrika’da Mandela’dan daha fazla saygı duyulan tek adamın kavgası işte bu yanıtla başladı… Hartum’daki delegelerin bazılarının belki de henüz neye yaradığını bile pek bilemediği eşitlik, 1944’te 23 yaşındayken ülkesinde futbol federasyonunu kuran, 1954 Bern Kongresi’ne parasızlıktan katılamayan bu Etiyopya’lı için vazgeçilmezdi… Yanıtın kabul edilemez olduğunda diretti ve CAF, Fell’den ırk ayrımının olmadığı bir takım gönderilmesini istedi. Ancak Cape Town da direniyordu… Hep böyle yürümüştü kıtada işler, şimdi niye değişecekti ki?

CAF üyesi ülke sayısının azlığı ilk kez işe yaradı, hemen oracıkta toplanıp GA’yı diskalifiye ettiler. Ev sahibi Sudan’ı yenerek finale çıkan Mısır, doğrudan finale gelen Etiyopya’yı da yenip kupanın ilk sahibi oldu. Aynı yıl Gana, bağımsızlığını kazanan ilk Sahra Altı Afrika ülkesi oluyordu. Kupa sonrası ilk toplantıda GA, üyelikten ihraç edildi.

Zor Yıllar

İhraç kararıyla CAF, karşısında hem FIFA’yı hem de IOC’yi buldu. İki dev organizasyon da ırk ayrımını bir sorun olarak görmüyor, dahası CAF’ı “spora siyaseti karıştırmakla” suçluyordu.

FIFA; derhal kendi üyeleri de olan GA’yı CAF’tan atamayacaklarını, kararı geri almamaları halinde CAF üyelerinin FIFA’dan atılacağını bildirir. Tessema kararlıdır, kendi önerisini sunar: GA’yı FIFA’dan da attırmak!  Ve CAF da “rest” der…

FIFA başkanı Drewry durumu inceleme sözü verir ve 1960 Ağustos’unda FIFA, GA’ya gerekli düzenlemeleri yapması için bir yıl süre tanır. Büyük bir adım atılmıştır ancak ertesi yıl GA’nın Cumhuriyet olması ve Sir Stanley Rous’un FIFA başkanlık koltuğuna oturması her şeyi değiştirir. Rous,  ihracı askıya almaya çevirip iki yıl sonra, 1963′te cezayı kaldırır. Bu arada merkezi Sudan’dan Mısır’a taşınmış olan iflasın eşiğindeki CAF’a da beyaz adamın cömert elini uzatıp maddi yardımda bulunmuş, yeniden yapılandırıp Afrika’da 6 futbol bölgesi oluşturmuştur bile…

FIFA’nın 1964 Tokyo Kongresi’nde Gana ve Mısır’ı yanına alan Tessema, temel insan haklarına aykırı davrandığı gerekçesi ile GAC’nin FİFA’dan ihracını isteyen bir önerge verir. Tokyo, 1970 Dünya Kupası’nın ev sahibinin belirleneceği kongredir. Tessema kupayı düzenlemek için aday olan ülkelerin ve yakın destekçilerinin Afrika oylarını çekebilmek adına önerge lehine çabalarına tanık olur. İhraç olmasa da askıya alma kararını bu sayede elde edebilişini görmüş, zamanlamanın önemine dair belki de karardan çok daha değerli bir ders almıştır.

Yine de tedirgindir. GAC’nin tam üyeliğe yeniden kabulü ihtimali, Demokles’in Afrika’nın tepesinde sallanan kılıcıdır çünkü. Irk ayrımı uygulayan Rodezya’nın 1966 Londra Kongresi’nde FIFA’ya kabul edilmesi endişelerin boşuna olmadığının kanıtı olur. Bu sırada, Afrika’daki bazı federasyonlara gönderilen bir mektup ulaştırılır eline. Rous’un imzasını taşıyan mektupta GAC, Rodezya, Botsvana, Moritanya, Madagaskar ve Malavi’nin katılımıyla bir “Afrika Güney Konfederasyonu” oluşturulması tavsiye edilip FIFA’nın bu oluşumu destekleyeceği vurgulanmaktadır. 1963′te bölen futbolun 1 numarası, 1966′da parçalamaya girişmiştir. Sıranın yönetmeye gelmemesi için oyunu sertleştirmekten başka çare yoktur.

Mihnetli yar bana lâzım değilsen

Kongre o güne kadarkilerin hepsinden farkıdır… Afrika öfkesini kusmakta, delegeler ellerindeki mektubu Rous’a doğru sallayarak bağırmaktadırlar. Bununla da yetinmeyip kendilerine Dünya Kupası için verilen yarım kontenjanı istemediklerini açıklarlar. Dünya Kupası boykot edilmektedir! FIFA, finallere Kuzey Kore’nin katılacağını açıklar. Rous’un doğu bloğunu yanına çekmeye çalıştığını düşünen Tessema çılgına döner. Çekeceği silah dünyayı sallayacaktır: Abebe Bikila.

Mussolini döneminde kendi ülkesinden çalınıp Roma’ya getirilmiş olan Obelisco de Azum’un önünde başladığı deparıyla çıplak ayakla koşarak 1960′ta maratonu ve dünyanın kalbini kazanıp olimpiyat tarihine altın kazanan ilk Afrikalı siyah olarak geçen, 1964 olimpiyatlarında da kazanıp iki maraton altınıyla bir kez daha tarih yazan Abebe Bikila’nın gerekirse Meksiko 68’e katılmayacağını açıklar…

Cezayir’den yıldırım hızında destek gelir. Uganda ve Zambia’nın yanı sıra iddialı Kenya’nın da bu çıkışı desteklediğini açıklaması gerginliği daha yukarı taşırken SSCB’den gelen sinyal  zembereği boşaltır… Suriye ve Hindistan’dan sonra İskandinavya da boykota destek verir. Meksika, köşeye sıkışan IOC’nin kendisine attığı topu hızlı bir manevra ile iade edince Belçika’nın çağrısıyla olağanüstü toplanan IOC, GAC’nin 1968’de yer alamayacağını açıklar. Olimpiyat 200 metre ödül töreninde kürsüde havaya kalkan iki siyah yumruk gerginliğin imzasıdır.

İnsan ne yana düşer usta

1970 Dünya Kupası öncesi Mexico City’de toplanan kongrede Tessema ve Benti, Rodezya’nın FIFA üyeliğine karşı çok iyi belgelerle desteklenmiş bir teklif sunar. Afrika ülkeleri teklifin görüşülmemesi halinde konferansı terk etme tehdidini savururlar. Asya ve Latin Amerika’nın Afrika’ya desteğiyle Rodezya’nın üyeliği askıya alınır. Rous ise futbolun oluşumuna ve gelişimine büyük katkı yapmış ülkelerle diğerlerinin aynı oy hakkına sahip olmasının yanlışlığından dem vurup, üyelerinin yarısı Britanyalı olan IFAB benzeri bir yapılanmayı işaret eder.

Bir adım daha atılsa da hedefe yine ulaşılamamıştır. Tessema 1972’de CAF Başkanlığı’na seçilir. Aynı yıl Münih olimpiyatları öncesi Afrika, IOC’ye “ya ırk ayrımcılar ya biz” der ve kazanır. Tessema bir Brezilyalı’ya “eğer GAC’ndeki turnuvaya katılırsanız Afrika için Rous’tan farkın kalmaz” der ve Brezilya turnuvadan çekilir. Tokyo dersini unutmayan Tessema 1974 Frankfurt Kongresi’nde şu taslağı verir:

“FIFA bünyesinde bir ülke ya da kişiye ırk, din ya da etnik kökenine dayandırılarak ayrımcılık uygulamak kesinlikle yasaktır. Herhangi bir ülkeyi temsil eden ulusal federasyon ırk, din ya da etnik kökene dayanan bir ayrımcılık uygularsa FIFA’dan atılır.”

Bu taslak daha önce de iki kez verilmiş ancak kabul edilmesi için gereken dörtte üç oyu alamamıştır. Bu kez 76’ya karşı 10 oyla FIFA Anayasası’nın bir parçası haline gelir. 1974 yılında dahi karşı çıkan 10, çekimser kalan onlarca ülke vardır. Kimler olduğunu tahmin etmek zor mu?.. 1957 Şubat’ında Hartum’da başlattığı mücadeleyi 17 yıl sonra kazanan Tessema’nın yorumu şöyle:

“Taslağın kabul edilmesindeki en kritik unsur zamanlamadır. 1974 Frankfurt Kongresi, aynı zamanda bir sonraki Fifa Başkanı’nın seçileceği kongreydi. İki aday da Afrika’nın desteğine fena halde ihtiyaç duymaktaydı ve bu yüzden Afrika’nın duruşunu sergileyen taslağı desteklemek zorunda kaldılar. Bizim Havelange’a olan desteğimizin kökeninde ise GAC ve Rodezya’nın, İngiliz başkanın desteğini aldığını bilmemiz vardı. İngiliz medyası ise Havelange’ın seçilmek için Afrika oylarını satın aldığını iddia ederek Havelange aleyhinde bir kampanya başlattı.”

Kongreden bir hafta sonra Sunday Times’da Keith Bosford, “elden ele dolaşan kahverengi zarflardan” bahsedecektir ki aynı hikayeyi “Faul”de Andrew Jennings de anlatır. Sanki tüm bu anlatılanlar hiç yaşanmamışçasına, Havelange’ın Afrika’nın desteğini almasının verilen rüşvet sebebiyle olduğunu ima ederler. Ancak “tüm dünya basınına açık olan kongrede ortalıkta elden ele dolaşan bu zarfları neden Bosford dışında gören olmadığı” sorusunun yanıtı gelmez.

Ne var ki Rous’un devrilmesi ve yıllardır hedeflenen kararın çıkması mücadelenin bittiği anlamına gelmez. IOC ile ipler 1976 için bir kez daha gerilir. Pek çok ülke kısa süre kala olimpiyatlara katılmayacağını deklare eder. 30 ülke de oyunlar başladıktan sonra Montreal’den çekilir. Dünya’nın beşte birinin, yani Çin’in FIFA’ya kabulü önündeki engelse 5 yıl sonra kalkar.

Hayvan ne yana

Tessema bitmeyeceğini biliyordu… Yıl 1982, Chelsea taraftarı yeni transferini karşılıyor ama ne karşılama! Kulüp tarihinin ilk siyahi oyuncusu Paul Canoville’e Chelsea’liler ırkçı tezahüratlarla “hoşgeldin” diyor.  1934’te Afrika kökenli Fransız orta saha Larbi Ben Barek’e dünya kupalarının ilk ırkçı tezahüratının yapıldığı İtalya’da 90’ların başları… Ruud Gullit ve Aaron Winter dayanamayıp isyan bayrağını açıyor. Aralık 1992’de tüm futbolcuların katılımıyla bir günlük eylem düzenleniyor.

İleri sarsak?.. 2004, milli maçta Madridlilerin Shaun Wright Philips ve Ashley Cole’a yaptıkları İspanyol hükümetini Tony Blair’a bir özür mektubu göndermek zorunda bırakmıştı. Tony Blair ise 7 ay önce Ron Atkinson’ın canlı yayında Marcel Desailly için yaptığı ırkçı yorum nedeniyle kanaldan ve çalıştığı gazeteden kovulduğu ülkenin başbakanıydı… Desailly’nin ülkesinde ise ırkçılığı protesto için sahaya bembeyaz formalarla çıkan ev sahibi PSG’nin taraftarları, o gün sahaya simsiyah formayla çıkan Lens oyuncularına her top gelişinde maymun sesleri çıkarıyordu 5 ay sonra.  O gün tribünde olan Patrick Vieira, ömrünün sonuna kadar bir daha Parc des Princes’e ayak basmayacağını açıkladı.

2005 Şubat’ında Paris’ten 1 ay sonra Zaragoza’da, La Romerada’da Eto’o'ya yapılanlar düpedüz örtbas edildi. Hakem Mendez’in raporunda olanlara dair tek bir satır bile yoktu. 2005 Kasım’ında Messina’lı Marc Zoro İnter deplasmanında daha fazla dayanamadı, topu alıp sahadan çıkmak istedi. Ertesi hafta tüm maçlar 5 dakika geç başladı. 3 ay sonra “yeter” diyen Afrika’da üst üste üçüncü kez yılın futbolcusu seçilmiş olan Eto’o oldu. Çıkışa yürüdüğünde o ana kadar olanları tepkisizce izleyen herkes yolundan döndürmeye çalıştı. Ronaldinho “Çıkma, ama sen çıkarsan ben de çıkarım” dedi arkadaşına. Afrikalı olanı aleyhine ırkçı şarkılar söylenen iki siyah, sahaya beraber dönüp La Romareda’nın moronlarına iki golle yanıt verdiler.

Daha onlarcası var… Ama ırkçı tezahürata seyirci başına 10 cent civarı ceza biçerken, buna sahada tepki koyan futbolcular hakkında soruşturma açanlar ise Biko’nun sözlerini hatırlatıyor: “Beyazlar bize yalnızca tekme atmakla kalmıyor, tekmeyi yedikten sonra ne yapacağımızı da söylüyorlar.”

Güney Afrika’da beyazlar dışındakiler ilk kez 1994’te, Steve Biko’nun 619 numaralı karakoldan sağ çıkamayışından 17 yıl sonra oy kullanabildiler. Botha ve arkadaşları Kara Afrika’ya kara çalarken, Mandela ve Biko ile beraber insanlığın yüzünü ağartmaya çalışan Tessema 1987’de öldü. 1986 FIFA Kongresi’nde sponsorlar ve futbolu sürükleyecekleri yön hakkındaki endişelerini dile getirdiği konuşması, geleceğin fotoğrafının çekilebileceğinin kanıtı olarak arşivlerdedir.

Tessema, meselenin kökünün çok daha derinde olduğunu, “let’s kick racism out of football” deyince tekmeyi çakıp kurtulunacağını sanmanın çok büyük bir hata olduğunu biliyordu. Ömrünü başta futbol olmak üzere Afrika sporuna ve ırkçılıkla savaşa vakfeden bu Habeş’in kavgası bir Afrika Kupası ile başlamış ve hiç bitmemişti.

Avcının, sevgilisinin ziyarete gelmediği günlerde öfkesinden özgür bıraktığı Boyalı Kuş’a saldıran türdeşlerinden daha büyük bir beyne sahip olduğunu göstermekse bazen zor olmalı… Biko’nun “Ezenin en büyük gücü ezilenin bilinç seviyesidir” sözü belki de doğrulandı: Kendisinin ve binlercesinin katillerini asla cezalandırmayan GAC, “Kara Kıta”’nın ilk Dünya Kupası’nın ev sahibi olup tarihe geçti. Kimlerin desteğiyle mi? Kimse kimseye kimin kim olduğunu diyemez bazen…