YAZAR: Fırat Topal
Hayatım Futbol, Sayı:15 / 10 Ocak 2012
firatt@hayatimfutbol.com & twitter.com/flyngdtchmn
Steve McClaren 2009/10 sezonunda Twente ile Hollanda şampiyonu olduğunda kulüp tarihinin en başarılı teknik adamı unvanını henüz ikinci sezonunda elde etmişti. Aradan 1,5 yıl geçti ve McClaren iki başarısız kariyer hamlesinden sonra tekrar Tukkers’ın başında.
Avrupa’nın 2000’ler sonrasındaki en başarılı birkaç başkanından birisi olan Joop Munsterman, Twente’yi 20 milyon avro borçla alıp bugün Avrupa’nın kalbur üstü takımlarından birisi haline getirmesini U2’nun çok sevdiği “The Saints are Coming” (Azizler Geliyor) şarkısının hikâyesine benzetmişti. Bugün PSV’nin başında olan Fred Rutten ile başlayan yükselme 2008 yılının yaz aylarında, İngiltere Milli Takımı teknik direktörlüğünden tüm ülkenin alayları ile kovulan Steve McClaren’in göreve getirilmesi ile büyük bir ivme kazandı. Aslında İngiltere görevindeki fiyasko onun Middlesbrough ile 2003/04 sezonunda kazandığı Lig Kupası ve 2005/06 sezonunda oynadığı UEFA Kupası finalini fazlasıyla gölgelemişti. Middlesbrough onun döneminde kulüp tarihinde ilk kez üst düzey bir kupa kazandı ve Avrupa arenasına çıkmayı başardı. Milli takımdaki başarısızlığının ardından amacı aslında Blackburn Rovers’ı devralmaktı ancak 20 Haziran 2008 tarihinde Enschede kulübünün başına geldiğinde taraftarların kafasında bir dolu soru işareti vardı. Twente tarihinde ilk kez Benelux ve Almanya dışından bir hoca ile çalışacaktı ve İngiliz bir hoca bu atmosfere oldukça yabancıydı. İngiliz basını onun daha ilk demeçlerinde kullandığı Hollanda aksanıyla dalga geçmeye başlamıştı.
Tarihi değiştiren adam
Eljero Elia, Edson Braafheid, Marko Arnautovic, Blaise Nkufo, Kenneth Perez, Peter Wisgerhof, Check Tiote, Douglas, Ronnie Stam, Wout Brama ve tabii ki Theo Janssen… Twente’de bu oyuncuların üzerine kurduğu iskelet ilk sezonunda onlara lig ikinciliği ve Şampiyonlar Ligi vizesi getirdi. Onların önündeki tek takım kimsenin durdurmayı başaramadığı Van Gaal’in AZ’siydi. Aynı zamanda Hollanda Kupası’nda final oynadılar.
İzleyen sezonun başında takım Şampiyonlar Ligi ön elemesinde son dakika golüyle mağlup oldu. Arnautovic Inter’in yolunu tutmuştu ama McClaren’in Chelsea yedek kulübesinden getirdiği Miroslav Stoch onun yerini doldurdu ve takıma katılan Bryan Ruiz ile Twente bir önceki sezondan daha güçlü bir takım haline dönüştü. 2009/10 sezonunda kulüp tarihindeki en şaşaalı dönemini geçirdi. Ajax’ın 1 puan önünde kazanılan lig şampiyonluğunun yanı sıra takım ülkenin en akıllı ve pozitif futbol oynayan takımı haline geldi. Yeni transfer Ruiz 24 gol atmış, Miroslav Stoch ise tek kelimeyle mükemmel bir sezon geçirmişti. McClaren 1996’da Bobby Robson’ın Porto ile Portekiz’de kazandığı şampiyonluktan sonra yurt dışında üst düzey bir lig şampiyonluğunu kazanan ilk İngiliz teknik adam oldu ve bu onun ülkedeki repütasyonunu ciddi anlamda artırdı. Ancak ardından gelen başarısız Wolfsburg ve Nottingham Forest deneyimleri kariyerini yine aşağı doğru sürüklemeye başlamıştı ki Twente yönetimi ve teknik direktör Co Adriaanse arasındaki sorunlar onun yuvaya dönüşünü hızlandırdı. 6 Ocak 2012 Cuma günü kulüp onun dönüşünü basın toplantısıyla duyurdu.
Yuvaya Dönüş
Twente onun bıraktığı dönemden daha farklı bir yerde. Enschede’de 2 sezon boyunca çalıştığı takımdan 8 oyuncu hala takımda. Ruiz, Nkufo, Perez, Stoch, Janssen gibi üzerlerine takım iskeletini kurduğu oyuncular artık yok ama Luuk de Jong, Marc Janko, Chadli, Ola John, Fer, Bajrami gibi yeni silahları var. Brama, Wisgerhof, Douglas gibi eski şampiyon kadronun önemli oyuncuları yerinde. Adriaanse, kariyerinin genelinde olduğu gibi takımı hücuma yönelik olarak oynatıyordu ki maç başı gol ortalaması 2,48’di. McClaren’in iki sezonluk döneminde ise bu rakam 1,79’du. Daha muhafazakar ve ayakları yere basan bir Twente’ydi onunki.
İngiliz hocanın çözmesi gereken sorunlardan birisi takımdaki yaratıcılık eksikliği. Twente’nin bu sezon Feyenoord’un üç sezondur sahip olduğu, genç ancak inişli çıkışlı takım grafiğine eğilim göstermesi gelecek için tehlikeli. Ayrıca Luuk de Jong’un Janssen’in yokluğunda forvet arkasında tam performans vermemesi onun McClaren’in yeni Perez’i olma ihtimalini de düşürüyor. Bir de tabii halen tam performansa ulaşamamış Marc Janko var. Ruiz-Nkufo ikilisinden, şampiyonluk senesinde maksimum performans alan McClaren’in yeni bir hücum kurgusu yaratması gerekecek. Kısacası hem kulüp tarihini yazdığı sezonlardan farklı bir oyun planı ve taktiğe hem de bireysel olarak oyuncuların performansını yükseltmeye ihtiyacı var.
Elbette birkaç transfer yapılacaktır, muhtemelen de aynen Rajkovic ve Stoch’da yaptığı gibi İngiltere’deki bağlantılarını kullanıp bazı oyuncuları kiralayabilir. McClaren oyuncu psikolojisi yönetimi ve bilimsel metodları kullanmayı seven bir adam. İlk döneminde zaman zaman baklava orta sahaya dönen tipik bir 4-4-2 takımı yaratmış ve oldukça da başarılı olmuştu. Şimdi ise elinde iyi bir hedef santrafor (aynen Boro dönemindeki Viduka gibi), iyi bir sahte 10 numara ve yetenekli uzak forvetler var. 4-2-3-1 gibi bir dizilişi görmemiz mümkün. Başkan Munsterman’ın ona ilk sezon için koyduğu “ilk 4 sıra” hedefi de üzerindeki baskıyı azaltacak.
Twente ligde lider AZ’in 5 puan gerisinde. Kupadan elendiler ancak Avrupa’da son 32’ye kalmayı başardılar. Steaua Bükreş ile karşılaşacaklar. Ligde üstlerindeki 2 takım AZ ve PSV ile deplasmanda karşılaşacak olmaları onlar için bir dezavantaj gibi görünüyor. Yine de bir zamanların “Steve the Wally”sinin Hollanda’nın doğusunda yaptıkları göz önüne alındığında oldukça umutlu olmamak için bir sebep yok.
Tweet


