YAZAR: Fırat Topal
Hayatım Futbol, Sayı 9 /06 Aralık 2011
fıratt@hayatimfutbol.com / twitter.com/flyngdtchmn
Anfield’a çıkan Manchester City bu sezon ikinci kez puan kaybederken manşetlerde 6 dakika içinde kırmızı kart gören Mario Balotelli vardı ama maçın adamı seçilen Lucas Leiva’nın yükselişini de gözden kaçırmamak gerekiyor
Hafta içerisinde ileri ucunda Edinson Cavani gibi bir lokomotifin olduğu Napoli oldukça efektif bir oyunla Manchester City’i Şampiyonlar Ligi’nde 2-1 mağlup etmişti. Cavani’nin iki golün de altında imzasının olması sürpriz değil. Manchester City defansı kötü bir hafta geçirdi en basit ifadesiyle. Aslında Liverpool’ın 4-1-4-1 dizilişinin ucundaki adamın Suarez olması onlar için bir avantajdı, zira Suarez dribling ve dikine oynama alanlarında, vatandaşı Cavani’den daha geride bir oyuncu. En sevdiği pozisyonlar sırtı kaleye dönük olarak aldığı topları doğrudan ceza sahası önündeki merkez oyuncuya aktarmak ve ardından ceza sahasının iki kanadına doğru yaptığı koşularla topla tekrar buluşup öldürücü vuruşu yapmak. Bu tür pozisyonlar olmasa da ilk yarıda bomboş kaldığı iki pozisyon buldu. Vincent Kompany’nin (hatalı olarak) Kuijt’le eşleştiği ve topu ağlara gönderdiği, ardından da Lescott’un Everton sonrası, Liverpool kentinin bir başka takımı adına da gol kaydettiği maçın geri kalan özetini yine Balotelli üzerine kurmak mümkün. İtalyan oyuncunun ikinci sarı kartı bana göre ağırdı ama ilkindeki açık bir gereksizlikti. Aslında Mancini’nin 4-2-3-1’i Lucas Leiva ve Charlie Adam’ın oldukça soğukkanlı ve efektif oyunuyla gölgelendi ama Kenny Dalglish, Henderson’ın yerine Steven Gerrard’ı bir şekilde oturtmayı başarırsa Liverpool’ın ön alandaki yaratıcılığı çok daha fazla artacaktır.
Leiva’nın yükselişi
Burada maçın adamı seçilen Lucas’a ayrı bir parantez açmak lazım. Bizde “Hüseyin Çimşir’in Brezilyalısı” olarak damgalanan bir adamdı Brezilyalı yıllarca. Geçen yıl Avrupa’nın beş büyük liginde en fazla ikili mücadeleye giren oyuncuydu ve Liverpool taraftarlarınca yılın oyuncusu seçildi. Carlos Alberto Parreira’nın 1994 Dünya Kupası’nı kazanırken oldukça kritik bir rolü olan kaptan Dunga’nın yaptığı işe benzer bir iş yapıyor ve Dunga’nın o turnuvada Rai’ye yarattığı boş alanların benzerini Charlie Adam’e yaratıyor. Kenny Dalglish’in gelişi onu bambaşka bir adama dönüştürdü. Belki selefi Javier Mascherano kadar oyun içinde değil ama onun kadar maç içinde sapmalar göstermiyor ve tabii ki hakemlere kendini attırmak için özel çaba gösterme gibi bir problemi yok.
Tim Krul devleşiyor
Ligin zirvesindeki iki Manchester takımıyla iki deplasman maçına çıkan Newcastle United’ın Kırmızı Şeytanlar karşısında maçtan 1 puanla çıkmasının dört temel sebebi var. United’ın son yıllardaki “kötü sezon başı-harika kış formu” formülünün tersine işlemesi, Alan Pardew’ün takımının özellikle maçın ilk yarısında kendi ceza sahası ile orta saha arasında kalan meşhur tavşan deliğinde çok iyi paslaşması, hakemin Newcastle lehine verdiği skandal penaltı kararı ve üç mutlak golü önleyen Tim Krul’un müthiş performansı. 2011-12 sezonu, İngiltere’de Hollandalı kalecilerin sezonu olacağa benziyor. Michel Vorm’un Swansea kalesinde yaptıklarından sonra, Tim Krul da altı yıllık sabırlı bekleyişinin ardından siyah-beyazlı formayla müthiş işler yapıyor. Krul, 2005 yılında, Abdullah Avcı yönetiminde UEFA 17 Yaş Altı Avrupa şampiyonu olan Türkiye’nin İtalya’daki turnuva finalinde karşısına dikilen Hollanda’nın kalecisiydi. Biseswar, Anita, Marcellis, Sarpong, Emnes gibi bugünün tanınmış oyuncuları ile beraber gelecek vaad eden bir adamdı. O turnuvadaki performansı Temmuz ayında Newcastle’a imza atmasını sağladı. Üç ay sonra, Peru’daki 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası’nda üçüncü olan takımın kadrosundaydı ve bu sefer Türkiye’yi üçüncülük maçında mağlup etmişlerdi. O günden sonra Falkirk ve Carlisle United’da iki kiralık dönemi geçirdi. 2008’de az daha Feyenoord’a transfer oluyordu ama transfer son anda suya düştü. Bu yılın haziran ayında Hollanda formasını giydiğinde, Eredivisie’de hiç forma giymeyip bu şerefe nail olan tarihteki altıncı oyuncu oluyordu. 2011-12 sezonuna, menajer Alan Prdew onunla başladı ve Krul da altı yıllık bekleyişinin karşılığını almış oldu. Henüz 23 yaşında ve bu yıllarını dünyanın en üst düzey liginde tecrübe edinerek geçiriyor. 29 yaşındaki Stekelenburg’un ardından Vorm ile birlikte milli takımın en ciddi kaleci adayı olacak. Magpies, gelecek hafta kendi evinde Chelsea’yi konuk edecek ve bu, onların 3 haftalık zorlu fikstürünün son halkası.
Haftadan geriye kalanlar:
-Robin van Persie FC’ye dönüşen Arsenal (bu sezonki 42 resmi maçta 38 gol), o suskun kalınca Londra derbisinde Fulham’ı geçemedi. Tribünlerde açılan “Batman’e ihtiyacımız yok, Robin’imiz var” pankartı her şeyi anlatıyor.
-Steve Bruce artık topun ağzında ifadesini kullanabiliriz, çünkü Sunderland taraftarları Wigan maçında kendisini resmen aforoz ettiler. Üstelik maçı izleyen ailesinin önünde. “Steve Bruce Out” pankartları her şeyi anlatırken, sezon başında Manchester United’dan gelen Wes Brown’un uzatma dakikalarında yaptığı büyük hata, bugüne dek 1 galibiyet almış Roberto Martinez’in takımının nefes almasına yardımcı oldu.
Toplu Sonuçlar: Liverpool-Manchester City: 1-1, Manchester United-Newcastle United: 1-1, Arsenal-Fulham: 1-1, Sunderland-Wigan: 1-2, Chelsea-Wolves: 3-0, Stoke City-Blackburn: 3-1, Bolton-Everton: 0-2, Norwich City-QPR: 2-1, WBA-Tottenham: 1-3 (Tottenham’ın son 10 maçtaki 9. galibiyeti, yeni bir şampiyonluk adayımız mı var?), Swansea City-Aston Villa: 0-0 (Michel Vorm’un gol yemeden kapattığı 6. Premier League maçı).
Tweet

