Tiki-Taka Tekledi

Yazar: Alper Öcal

Hayatım Futbol Sayı 5: 25/10/2011

Bugüne kadar açığı bulanmakta zorlanan Barcelona da kusursuz değil. Sevilla karşısında oynadıkları 3-4-3, bireysel seçimlerin de önemini gösterdi

Barcelona maçları uzun süredir tek takımlık bir gösteri olarak seyrediyor. Öylesine baskınlar ki, rakipleri tarafından başka bir şekilde oynamaya itildikleri maç neredeyse yok. ’nın ilk beş haftasında attıkları 22 gol ile vicdan yoksunu bir seri yakalamışlardı. Sevilla karşısında, bu hafta Camp Nou’da gol atamadan maçı bitirdiler ve sahadan beraberlikle ayrıldılar. Geçen sezonun 37. haftasındaki şampiyonluğu garantiledikleri Deportivo karşılaşması dışında, evlerinde sadece aynı sezonun ilk Camp Nou maçı olan Hercules’e gol atamamışlardı.

Sevilla maçının gösterdikleri bir defalık gol atamamanın biraz ötesinde. Barcelona ligde oynadığı son üç haftada sadece 4 gol atabildi. İlk beş haftada maç başına kaleyi 10 kez bulan takım, son 3 haftada 5 şutluk bir ortalama tutturmuş durumda. İsabetli şutu gole çevirme oranları da ortalamalarının hayli altında. % 45’ten % 25’e düştüler.

Rakamlar Önemsiz ama Dani Alves Değil

Guardiola sezon başında kulüp geleneği haline gelen 4-3-3 ve varyantlarından sıyrılarak, Villareal karşısına oldukça deneysel bir 3-4-3 formasyonuyla çıkıp bir de 5-0’lık galibiyet alınca dükkânı kapattılar dedik. Velakin devam eden maçlarda bu sistemin Villareal karşısında olduğu kadar işlemediğini görüyoruz. Barcelona’nın 3-4-3 varyantlarını oynadığı iki koşul var. Pique ve Puyol’un aynı anda sahada olamayacağı maçlar veya rakibin iki santrforla oynadığı maçlar.

Sevilla maçında iki koşul birden maç önünde sağlanmıştı. Rakip genelde Kanoute ve Negredo ile en uçta ikili oynuyordu,  Barcelona’da da Pique ve Puyol ikilisi yoktu. Guardiola takımını 3-4-3 olarak sahaya sürdü. Geri hatta Mascherano merkezde, yanında da Abidal ve Dani Alves oynadı.

Barcelona hangi dizilişle yayılırsa yayılsın oyundaki tek taraflılık değişmiyor ama roller değişiyor. Bu değişimden en çok etkilenen de Dani Alves. Onun sağ kanattaki patlayıcılığı, bindirmeleri, koşuları ve devamlılığı takım için vazgeçilmez ve alternatifsiz. Hatta belki de yeryüzünde. Sid Lowe bu yüzden, biraz da menajerinin takımda Messi’den sonra en fazla kazanmayı hakeden oyuncu olduğun söylemesine atıfta bulunarak,  Dani Alves’in dünyanın en iyi ikinci futbolcusu olduğunu söyler.

Dani Alves üçlü oyunda stoperleştiği zaman bilinen Barcelona oyununda yaptıklarının hiçbirini yapamıyor. 20-25 metre geriden gelerek rakip savunmanın arkasına, ofsayta yakalanmadan son sürat geçen, rakibi hataya zorlayan Barcelona da daha yerleşmiş, her tarafı kontrol edebilen bir savunma hattına karşı oynamak zorunda kalıyor. Oyundaki ritimleri bozuluyor.

Sevilla karşısında da aynı problemi yaşadılar. Rakip de ileride iki santrforla oynamayınca plan atıl kaldı. Guardiola ilk 30 dakikadan sonra klasik 4-3-3’e dönerek, eski rolünü Dani Alves’e iade etti ama ritim gene düzelmedi. Çünkü rolünden olan bir başkası daha vardı.

Yalancı 9: Villa vs Messi

Ligimizde geçen sezon Alex ve Arda üzerinden tartışılan, bizim adını koyamadığımız ama yabancı literatürde ‘false 9’ denilen, Türkçe’ye ‘yalancı 9’ olarak çevrilebilecek bir santrfor oyunu var. Tipik, fizikli ya da statik 9 numaralardan farklı olarak hareketli ve serbest oynayan,  top tutabilen, kulvar açan, delici tarzda iş görüyorlar. Kendileri geriye atarak rakip stoperlerden kurtulmaları ve top almaları olmazsa olmazı. Kenar adamlarından ya da bildiğimiz usul ama süratli forvet arkalarından evriliyorlar.

“Yalancı 9” oyununun Barcelona’daki uygulayıcısı iki yıldır Messi.  Ibrahimovic’in bu oyunda Eto’o sonrası başarısız olmasının ardından rolüne iyice ısınmış ve maç başına neredeyse 1 gol ortalama tutturmuş durumda.

Sevilla maçında ise ilk yarım saatin ardından, Guardiola talimatıyla ya da Messi kendisi inisiyatif alarak, bu rolünden koptu ve sağ tarafta uzak forvet oynayan David Villa ile yer değiştirdi. Barcelona o anlarda Messi’nin kale önündeki deliciliğinden yoksun kaldığı gibi, Villa’nın da o rolde etkisiz olması sebebiyle oyun içindeki hakimiyetini bilindik pozisyon üretkenliğine dönüştüremedi.

Messi’nin milli takım için yaptığı Güney Amerika seyahatlerinin, sıkışık fikstürün ve yorgunluğunun da etkisi var elbette. Dinlenmek onun da hakkı.

Javi Varas Faktörü

Kaleciler sahadaki en yalnız ve hata yapma toleransı en düşük oyuncular. Reklam filminde olduğu gibi onlar için en iyi skor skorbordda rakiplerin hanesinde 0 yazdığı maçlar. Javi Varas bu sezon Sevilla’nın ligde oynadığı sekiz maçın beşinde bunu başardı. Barcelona karşısında birçok pozisyonda kadife ayaklara geçit vermediği gibi Messi’nin kullandığı penaltıyı da kurtardı.

Sevilla eğer Levante’nin ardından 4 golle ligin en az gol yiyen takımıysa bunu epeyce Javi Varas’a borçlu. İsmini bilmeyenler genç bir kaleci zannedebilir ama değil. 29 yaşında, tam 8 senedir Sevilla kadrosunda olan ama sürekli B takımında ve 2. Lig takımlarında kiralık oynamış bir kaleci için yakaladığı çıkış olağanüstü. Palop gibi bir kulüp efsanesinin ardından bunu yapıyor oluşu onu daha da kıymetli yapıyor.

Haftada Geriye Kalanlar:

- Levante rüya performansına devam ederek deplasmanda Villareal’i 3-0 yendi ve üst üste altıncı galibiyetlerini aldı. La Liga’da lider böylece el değiştirdi. Villareal de küme düşme potasına girdi.

- Betis evinde Vallecano’ya 2-0 yenilerek serbest düşüşe. Atletico Madrid de geçen hafta işlediğimiz üzere bolluk içinde yokluk çekmeye devam ediyor. Mallorca karşısında kısır bir oyunla, sahadan 1-1 ile ayrıldılar.

- Santander ligde galip geldiği zaman şehirde bayram ilan edilecek. Espanyol’a evlerinde 1-0 kaybettiler.

Diğer Sonuçlar: Gijon 2-0 Granada, Malaga 0-4 Real Madrid, Real Sociedad 0-0 Getafe, Osasuna 3-0 Zaragoza, Valencia 1-1 Bilbao