Hayatım Futbol, Sayı: 8 / 22 Kasım 2011
YAZAR: Fırat Topal
fıratt@hayatimfutbol.com / twitter.com/flyngdtchmn
Sezon başında birçok takımın dahil olduğu liderlik yarışı, ağır favoriler Real Madrid ile Barcelona’ya kalmak üzere.
İspanya’da Barcelona ve Real Madrid bir kere daha ligin sonunda arkadaki rakipleriyle önemli bir puan farkı bulunacağının ve meydanın kendilerine kalacağının mesajını verdiler. La Liga iki büyüğün tekelinde ve lig sadece El Clasico’su izlenebilen bir yarışma haline geldi. Sezon başından beri bu ikiliyi kovalayan Valencia, Cumartesi akşamı Mestalla’da ağırladığı Madrid ekibi karşısında 3 puanı bırakınca lig son yıllarda alışılan çizgisine doğru yavaş yavaş yol almaya başladı.
Aslında Valencia’nın Real Madrid’i konuk ettiği maçın, Sergio Ramos’un attığı, Real Madrid’i 2-0 öne geçiren gole kadar olan bölümü Real Madrid’in gözle görülür biçimde maçı kontrolü altında götürdüğü bir 70 dakikaydı. Mourinho’nun son sekiz maçını üst üste kazanmış talebeleri, Portekizlinin Real’in başında çıktığı 50.lig maçında ona 39.galibiyetini verme hedefine çok yakındılar. Maçın ilk 20 dakikası Valencia defansının arasına sayısız boş koşu yapan Khedira’nın yarattığı tehlikeler (bunlardan birisi ofsayt gerekçesiyle saylmayan goldü) ile geçti. Tabii forvet hattındaki yeri hep tartışma konusu olan Benzema’nın, İspanyol rejisinin yakalamakta sınıfta kaldığı golü dışındaki ağır aksak performansının da bunda etkisi var. İkinci yarı ise Valencia, Casillas’ın kalesine gol atmaktan ziyade, rakibi sahada eksik bırakma felsefesini abartınca 53. ve 65. dakikalar arasında Real’den beş futbolcu sarı kart gördü. Bunlardan Mesut Özil, kırmızı kartın kıyısından döndü iki kez. 71’de Sergio Ramos’un, Mesut’un kornerine vurduğu kafanın maçı fiilen bitirmesi gerekiyordu ama tam tersine yeniden başlattı.
Sonraki 15 dakika içerisinde Soldado’nun iki golünün arasında Ronaldo’nun yoktan var ettiği gol ve Mourinho’nun, meşhur göz çıkarma hadisesinden beri durulması sebebiyle özlediğimiz sevinçlerinden birini izledik. Bu arada Soldado’nun her iki golünde de Mestalla’nın, Camp Nou ve Bernabeu’den daha az kapasiteye sahip olmasına rağmen, rakip futbolcunun üzerine çöken akustiğini ve belki de onlardan daha zorlayıcı atmosferine tanık olduk. Maçın 94. dakikadaki son atağına direkten dönen top ve kale sahası içindeki tartışmalı pozisyon damgasını vurdu. Hakem Jose Antonio Teixeira’nın penaltı pozisyonlarında doğru kararları verse de Soldado’nun durum 3-2 iken attığı ve ona hattrick, takımına da bir puan getirecek golünü yardımcısının da etkisiyle hatalı olarak iptal ettiğini not düşelim. 2000’li yılların başında iki Şampiyonlar Ligi finali oynayıp iki kez La Liga, bir kez de UEFA Kupası şampiyonu olan Valencia’nın kötü finans yönetiminin nasıl vizyon küçülttüğünün de altını çizelim. 400 milyon Euroluk borç Angulo, Mista, Baraja, Ayala, Aimar gibi yıldızlara sahip kulübü bugün Şampiyonlar Ligi vizesi kovalayan bir kulübe dönüştürdü.
Her şeye rağmen ‘Beyaz Şimşekler’ Barcelona’nın 3 puan önünde ve 12 maçta 42 gol atarak maç başı 3 ortalamanın üstüne çıktılar. Bu çizgi (liglerin sezon sonunda gol ortalamaları düşse de) onların 100 gol barajını zorlayacaklarını gösteriyor. Ama bundan da ötesi üç sezon sonra Barcelona kovalanan (daha doğrusu uzaktan dumanı görülen) değil takip eden pozisyonunda. 11 Aralık’ta Bernabeu’daki dev randevuya kadar Mourinho puan cetvelini bu ayarda tutabilirse o maçın atmosferi son üç yıldan farklı olacaktır.
Camp Nou’da ise 45 yıllık bir geleneğin sürdürülmesi vardı bu maçtan birkaç saat önce. Real Zaragoza, 45 yıldır Katalanları rakip sahada mağlup edemiyordu ve bu gidişi döndürmek Guardiola’nın artık ezberlenmiş cezalandırıcı ordusu önünde çok zordu. Rakibiyle bugüne kadar oynadığı maçlarda 249 gol yemiş olan konuk ekip 250.sini de Gerard Piqué’nin kafasıyla ağlarında gördü. Bunu Messi’nin 2011 yılında oynadığı 50.resmi maçta attığı 50.golü izledi. Puyol ve Villa ikinci yarıda skoru 4-0 olarak tayin ettiler. Guardiola’nın takımı, o göreve başladığından beri kasım aylarında hiç maç kaybetmedi. Tabii sahadaki takım Barcelona olunca nerede ise her maçta bir kulüp ya da La Liga rekoru tarihe gömülüyor. Bu sefer sıra Victor Valdes’deydi. Takım Nisan ayından beri Camp Nou’da oynadığı maçlarda gol yemedi ve 1986’dan kalan dokuz maçlık kulüp rekorunu kırdı. Aynı zamanda La Liga rekorunu da egale etti. 1964-65 sezonunda Córdoba, 1970-71 sezonunda da Athletic Bilbao kendi evinde oynadıkları üstüste 10 maçta gol yememişlerdi.
Düzensiz düzensizlik
Boris Arkadiev 1940’lı yıllarda çalıştırdığı Dinamo Moskova’nın Avrupa’ya tanıttığı “organize düzensizlik” ile futbola yepyeni bir açılım getirmişti. Arkadiev mezarından kalkıp her hafta Atletico Madrid maçlarını izlese “Siz konsepti tamamen yanlış anlamışsınız dostlar” derdi muhtemelen. Tabii Manzano’nun takımının saha içindeki, “berbat” hücum organizasyonlarının onunla bir alakası yok. Atletico Madrid özellikle Vicente Calderon’daki maçlarda rakip kale önünde çok fazla görünüyor ama aslında ortaya konulan performans koskoca bir hiç. Diego, Arda, Salvio, Reyes ve Adrian kendi maçlarını oynuyorlar adeta. Bu kaos futbolunda zaman zaman bir kanata aynı anda beş oyuncu bulunurken, atağın dönüşünde ters kanattaki savunma bomboş kalabiliyor. Bunların tümünün yanında Diego’nun halen eski tip 10 numaraları andıran statik futbolu da ortaya tamamen dengesiz bir kurguyu çıkartıyor. Sonuç olarak ligin ‘Sinderella hikâyesi’ Levante’yi 3-2 ile geçtiler ama onların da iki devi zorlaması için gidecekleri çok yol var.
Diğer skorlar: Sevilla-Athletic Bilbao: 1-2 (Marcelo Bielsa’nın takımı son 11 resmi maçta yenilgi yüzü görmedi), Villarreal-Real Betis: 1-0, Real Sociedad-Espanyol: 0-0, Osasuna-Rayo Vallecano: 0-0, Sporting Gijon-Getafe: 2-1, Granada-Mallorca: Yarıda kaldı.
Tweet



