Marseille Kefeni Yırttı!

Yazar:

Hayatım Futbol, Sayı:6, 8/11/2011

Sezona berbat başlayan Marseille, birer birer sorunlarını aşmaya başladı ve artık toparlanma sürecine girdi.

Foçalılar lakaplı Marseille, Eylül ayının ortasında Lyon’a 2-0 kaybettiğinde dibi görmüştü. Puan tablosunun en son sırasında bulunuyorlardı ve daha kötüsü olamazdı. Fransa’nın en gelişkin ikinci şehrinin büyük bütçeli, iki yıl evvelin şampiyon takımı çok daha iyi bir kadroyla sezona başlamasına karşın, tıpkı geçen sezon olduğu gibi kapıdan çıkar çıkmaz asansör boşluğuna düşmüştü.

Sahada deorganize, yetersiz ve dirençsiz bir takım görüntüsü vardı. Nitelikli oyuncular sıradanlaşmıştı, ortaya bir birliktelik üretimi kompozisyon koymak bir yana dursun, kendi becerilerini sergileyemez durumdaydılar. Zira arka plan problemlerle doluydu ve bunları aşmak için yapılması gerekenler vardı, fakat zaman zorunluluğu yolu tıkadı.

Geçen sezonki başarısız takıma yama yapılmak üzere Alou Diarra, Nicolas Nkoulou ve geçen yıl Lorient’ı uçuran ikili, Amalfitano ve Morel yaz transfer döneminde kadroya katıldı, fakat takıma değil! Deschamps’ın sportif direktör Anigo’yla kavgası, ona yaz transferlerinde tümüyle söz sahibi olmak hakkı vermişti; ama ‘yukarılardan’ gelen baskı, bu kez başka gedikler açtı.

Yüksek Basınç Alanı

Savunma hattı neredeyse tümüyle değişmişti. Geçen seneden yalnızca Diawara vardı, o da bir süre sakattı. Morel ve Nkoulou yeni katıldılar, Azpiculeta ise geçen sezonun neredeyse tümünü sakat geçirmişti. Kırılgan başlangıcın önemli sebeplerinden biri buydu, skoru tutamıyorlardı. Sezonun ilk haftalarında 2-2 sonuçlanan Auxerre maçı sonrası Deschamps:

 “Sinir bozucuydu. Düşünün, ilk yarıyı deplasmanda 2-0 önde kapatmıştık ve yapmamız gereken, skoru korumaktı. Oyuncularıma ‘konsantrasyonunuzu koruyun ve aynen devam edin’ dedim. Özellikle ilk 15 dakika vurgusunu da iki-üç kez tekrarladım… Aslında soyunma odasından dışarı hiç çıkmamalıydık!”

demişti. Gerçi Eylül ayı biterken hiçbir takım onlardan fazla sayıda şut atmamıştı ve yalnızca Lille, daha yüksek oranda topa sahip oluyordu. Ama ters giden bir şeyler vardı. Tam olarak açıklanamayan şeyler… Kötü paslar, kötü son vuruşlar, akıl tutulması yaşayan savunmacılar. Adını koymak gerekirse, güven ve özgüven eksikliği.

 Güven/Özgüven Eksikliğinin Nedenleri

Geçen sezonki başarısızlığın yarattığı baskı önemli. Bazı oyuncular da bekleneni veremedi, mesela büyük umutlarla alınan Gignac. Sahaya ekstra bir şeyler koymak bir yana fazla kilolarını veremeyince yazı zayıflama kampında geçirdi. Bazı oyuncularda özveri sorunu var, taraftar da bu yüzden toleranslı değil.

İlginçtir, son iki yılda takımda 10 oyuncunun evi soyuldu, hatta pek çoğu silahlı çetelerce gerçekleştirildi. Mesela Lucho, baharda yaşadığı soygun vakası sonrası ülkesine dönmek istediğini söyledi. Kulübün kendisine kolaylık yapmaması üzerine Deschamps’la kapıştı ve yalnızca mesaisini dolduruyor. Şehre yeni gelen oyuncuların pek çoğunun korkuyla yaşadığı söyleniyor.

Öte taraftan, takım içi hiyerarşi problemli. Kaptan Mandanda fakat Morel, Diarra ve Lucho geldikleri takımlarda kaptandılar. Soyunma odasında çıkan çatışmalar, bir ara basına da yansımıştı.

Taraftar: “Kaldırın Şu Kıçınızı!”

Ayrıca Deschamps’ın yönetimle olan sürtüşmeleri ve kulübün miras yollu sahibi Margarita Louis-Dreyfus’un “Takım, ortaya konulan para kendilerine verilmiş gibi oynamıyor. Hal buyken, kulübü satabilirim” açıklaması, süreci dinamitleyen bir başka etkendi ve peşinden ‘büyük taraftar protestosu’ geldi. Geçen ay sonundaki Ajaccio maçında pek çok taraftar grubu örgütlendi. Bir kısmı maçı boykot etti, tezahüratlar söylenmedi ve tribünde futbolculara yönelik çarpıcı pankartlar vardı:

“Forma için oynamıyorsanız, en azından para için oynayın.”

“Kümede kalmak için 36 puana daha ihtiyacımız var.”

“Sessizlik, batıyoruz!”

 Takım o gün Ajaccio’yu mağlup etti, geçen hafta sonu da derbide Nice’i 2-0’la geçerek galibiyetlerine bir yenisini ekledi. Deschamps’ın dediği gibi: “Galibiyet en iyi ilaçtır. Oyuncularıma güveniyorum, bir şekilde kazanmayı becerdikçe bu karanlık tünelden çıkacağız.” Velhasıl, çıktılar.

Söz konusu Lyon mağlubiyetinden bu yana ligde oynadıkları yedi maçta dört galibiyet, üç beraberlik aldılar. Artık ilk 10’dalar. Ayrıca Lig Kupası’nda yarı finale kaldılar ve Şampiyonlar Ligi’nde turlamak için avantajlı görünüyorlar. Didier Deschamps bir süre önce Lucho’yu takımdan kesti. Artık her iki Ayew’in ve Remy’nin sahada olduğu bir 4-4-2 oynuyorlar, Lucho da bu düzende hiç işe yaramadığından satılık. Takım bu şekilde bir bütün oldu, hatların yakınlaşmasıyla rakiplerin Marseille’e kolayca sorun çıkarmasının önüne geçildi. Tabii artık hedef şampiyonluk değil ve tüm bu hikâye onlar için sürpriz değil:

“…Olympique Marseille’in bir motto’su vardır. ‘Droit au but’ – dümdüz gole doğru. Bir motto daha aldatıcı olamazdı. Marsellie hiç bir yerde dümdüz gitmemiştir. Burada biz, işleri böyle yapmayız. Marseille şike yaptı, hakemleri satın aldı, görülmüş en iyi futbolu da, en kötüsünü de oynadı.”

(François Thomazeau’dan alıntıdır, çeviri için Emre Bal’a teşekkürler.)

Haftadan Geriye Kalanlar:

- PSG, Bordeaux deplasmanından beraberlikle döndü. Ligde altı maçlık galibiyet serisi ile gidiyorlardı. Bordeaux’nun golünün sahibi Gouffran, son iki maçta 3 gol attı. (1-1)

- Liderin takipçisi Montpellier, St. Etienne deplasmanında iki puan bırakırken, gol krallığı yarışını lider götüren santraforları Olivier Giroud, ilk kez Fransa ulusal takımından davet aldı. Onun için harika bir haber ve Fransa artık daha güçlü. (1-1)

Diğer Skorlar: Lille 1-1 Evian, Caen 3-0 Dijon, Lorient 2-0 Ajaccio, Nancy 2-1 Brest, Rennes 1-1 Valenciennes, Sochaux 2-1 Lyon, Auxerre 2-0 Toulouse