Hayatım Futbol, Sayı: 8 / 22 Kasım 2011
YAZAR: Salih Demirci
salihd@hayatimfutbol.com / twitter.com/noatsamisa
Haftanın maçı Trabzonspor – Beşiktaş. Sizler için bu maça önden baktık, her iki takımın artılarını ve eksilerini öner çıkardık. Buyrun derbi azığına.
Geçen sezonu muhteşem geçiren Trabzonspor, tereddütlerle başlayan yen sezonda kendi içinde birtakım git-gel’ler yaşamak zorunda kaldı. Neresinden bakarsak bakalım, bu maç onlar için bir test olacak. Henüz derbiye çıkmadılar, elde problemleri devamlı ertelenen -iyi ki öyle oluyor- bir yeni kadro var ve geçen yıldan gelen bir seri var.
Bordo-mavililer, 2010 ve 2011 yıllarında oynadıkları dokuz derbi maçta yalnızca bir kez yenildi. Bu seri, zirve ligimizdeki herhangi bir takımın herhangi üç takımla aralarında oynadığı maçlar dikkate alındığında Fenerbahçe’den sonra sahip olunan en iyi seri. Zira söz konusu yenilgi, Trabzonspor’a Fenerbahçe tarafından tattırılmıştı ve Mayıs ayında görüldü ki, bu mağlubiyet onlara şampiyonluğa mal oldu.
Şampiyonlar Ligi’nde yüksek motivasyonla oynadıkları maçlarda kah işler yolunda gitti, kah yetersiz kaldılar. Inter ve Lille’i tek ayak üzerinde yakaladılar, CSKA ters geldi ama sonuç olarak daima bir standart tutturdular. Takımın geçen sezondan kalma özgüveni, takıma yeni katılan oyuncuların duruma uymaları ve tabii ki, her şeyin başlangıcı sayılan Şenol Güneş bu durumu sağlayan faktörler.
Geçen sezona göre görülen en önemli fark Burak Yılmaz’ın performansı değil, Burak’ın aşırı artan sorumluluğu. Trabzonspor şu ana dek ligde 17 gol attı, bunların 13’ü Burak’tan geldi. Geri kalan dört golden biri rakip kendi kalesine, diğeri Halil’in maç kazandıran golü ve Celutska’yla Pawel Brozek de birer golle katkı verdiler. Etkili hücum elemanlarından sayılan Adrian, Alanzinho ve -uzun süre sakat olan- Paolo Henrique ise henüz golle tanışmış değiller. Hal buyken tüm yük Burak’ın üzerine kalmış durumda.
Sezonun büyük bölümünü sağ kenar oynayan Burak, ilkbaharda oynanan Bursaspor maçı sonrasında daimi olarak santrfor oldu ve o gün bugündür hem Trabzon’da, hem de milli takımda aynı görevi icra ediyor. Onun farkı, top kendi takım arkadaşlarındayken daima hareketli olması, boş koşu yapmaya erinmemesi ve bu konuda süreklilik sahibi olması. Kolayca gol pozisyonuna girebiliyor ve gözünü budaktan sakınmadan oynuyor. Ama bu seriyi sürdürüp sezon sonu 50 gole ulaşacak da değil, diğer hücum elemanlarından mutlaka gol katkısı gelmeli. Geçen sezon Jaja ve Umut, tam bu bahsi geçen hususta muazzam katkı veriyorlardı.
Diğer yakaya bakarsak, Beşiktaş aynı dönemde oynadığı 11 derbiden sadece ikisini kazanabildi ki, onlar da geçen sezon Galatasaray’a karşı olan maçlardı.
Yine de Beşiktaş’ın sezon başlangıcına göre bugün açıkça daha iyi bir noktada olduğunu söylemek mümkün. Carlos Carvalhal’in de vurguladığı üzere takım harmonisinde iyileşme var ve oyuncular, hocanın isteklerine daha olumlu cevap veriyorlar. Bundan en büyük pay, kuşkusuz as takımda hedefe kilitlenebilen, taktik disiplin geleneğine sahip oyuncuların sayısının artması. Egemen, Ernst, İsmail, Hilbert ve Veli, sezon başına göre takımın bugün farklı bir noktada olmasını sağladılar.
Fakat Beşiktaş’ın hücumdaki sorunlarında kaydadeğer bir iyileşmeden bahsetmek güç. Galatasaray derbisinde rakibin savunma hattını orta yuvarlağa yaklaştırmasından faydalanan Portekizliler, en iyi yaptıkları iş olan ani patlamaları gösterebildiler ve bu sayede çok sayıda gollük pozisyon üretildi. Lakin sete set oyunundaki durağanlık, sahada çok sayıda topu ayağına isteyen oyuncu bulunması, topu atakları olgunlaştıracak kadar dolaştırmaktan, ritmden yoksun olma durumları, her seferinde tekrar tekrar Carvalhal’in önüne geliyor ve eldeki oyuncu grubu hocayı, takımı bazı açmazlara sokuyor.
Kriz çözücü olabilecek isimler ise Veli ve Mustafa. Veli orta sahadan ceza sahasına yaptığı koşular ve dinamizmiyle derinde savunma yapmayı iyi beceren Trabzonspor’a karşı iyi bir silah olabilir, santrforun yanına demarke pozisyonda katılarak gollük aksiyon üretimine yardımcı olabilir. Mustafa ise Almeida’ya göre çok daha hareketli ve sırtı dönük oyunuyla duvar olarak takımın daha fazla pas yapmasını sağlıyor ve uzun topların sayısının azalmasına etki ederek Beşiktaş’ın futboluna daha fazla akıl katıyor.
Kafa kafaya
Her iki takım da kendi kalesine yakın yerleştiğinde iyi savunma yapıyor. Savunmalardaki Egemen, Giray ve Sivok gibi oyuncular birer cevval stoper, cengaver gibi oynuyorlar. Şutun önüne kendilerini atıyorlar, rakipten önce topu dürtüyorlar, fiziklerini çok iyi kullanabiliyorlar. Bu da özellikle teke tek karşılaşmalarda onları bir adım öne koyuyor, hele ki ülkemiz futbol ortamında. Onları işlevsiz kılacak ekstra koşular, ekstra adamlar ve ekstra katkılar gerek.
Her iki takımın da set oyunundaki gol yöntemleri sınırlı. Beşiktaş yine Quaresma ve Simao’nun gününde olmasını bekleyecek, onların patlamalarından medet umacak. Mucize bir şut, mucize bir pas… Bu ikilinin yapabileceklerinin sınırı yok, ama garantisi hiç yok. Trabzonspor ise oyun istikrarına güvenecek ve orta sahada üstünlük kurmak isteyecek. Zokora – Colman, Aurelio – Ernst’e göre çok daha dinamik, fakat karşılarındaki ikili her şeyden önde akılla futbol oynuyor. Onların çarpışması fazlasıyla dikkate değer.
Trabzonspor’un hedef maç serisinin sürüp sürmeyeceğinin, yenilenen takımın eskisiyle farklarının yanıtları bu maçta olabilir. Beşiktaş’sa birer puanla yetinmek zorunda kaldığı iki derbinin akabinde artık kazanmanın formülünün bulmak zorunda. Yatay seyirde geçen futbol sezonunun vaatkar maçlarından biri, ortaya keyifli bir seyirlik çıkacağı kesin.
Tweet




