Yazar: Alper Öcal
Hayatım Futbol Sayı 6: 08/11/2011
Yağmurun bardaktan boşalırcasına yağdığı karşılaşmada Atletic Bilbao ile Barcelona harika bir maç sundu bizlere. Karşılaşma sonunda Katalanlar, Bielsa’nın ekibinden kurtuldu desek yeridir
İspanyollar’ın hayat tarzına pek uymayan ama Asya pazarının finansal nimetlerinden faydalanmak adına öğlen maçıyla başlayan La Liga’da lider değişmedi. Real Madrid ender gelişen ataklarıyla ünlü rakibi Osasuna’yı 7-1 ile geçti. Cristiano Ronaldo’nun maç öncesinde aldığı altın ayakkabının hakkını verircesine hattrick yaptığı, Nuri Şahin’in ilk kez Bernabeu’nun çimlerine ayak bastığı, Di Maria ve Higuain’in telepatik uyumlarıyla gözlerimizin pasını sildiği bir maçtı. Asıl kapışma ise her zaman özel bir mabed olan San Mames’deydi.
Athletic Bilbao kötü başladığı sezonda yavaş yavaş tırmanışa geçti. Altı maçtır kaybetmiyorlardı, Barcelona karşısında da kaçan taraflardı. Rakiplerine sezonun ilk yenilgisini tattırmaya çok yaklaşmışlardı ama son dakikada Messi’ye yakalandılar.
Marcelo Bielsa Yaratıcılığı
Bilbao teknik direktörü Marcelo Bielsa kuşkusuz bu olumlu gidişatın baş aktörü. Onun yönettiği Şili Milli Takımı son Dünya Kupası’nın en deneysel ama keyifli takımlarından biriydi. 3-1-3-3 gibi alışılmadık bir dizilişle sahaya yayılarak, önde basan, topa sahip olan ve akıcı hücum edebilen kimlikleriyle sempati ve ilgi toplamışlardı. Marcelo Bielsa ise ülkesinde en sevilen simalardan biri olmuştu.
Marcelo Bielsa, ‘bukalemun’ diye nitelediğim teknik adamlardan biri. Farklı koşullara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip ve bu yüzden özel. Tıpkı Jose Mourinho gibi ve daha sevimli bir karaktere sahip. Öğrencileri de bu çeşitlilik içinde kendilerini geliştirerek seviye atlayabiliyor. Oyun anlayışının temelinde futbolun seyirlik tarafını öne çıkarmayı sevdiği için tribünler ve taraftarlar da onu çok seviyor. Athletic Bilbao kariyeri de bu yolda ilerliyor.
Bilbao Tarzı
Bask ekibinin temel oyun stratejisi agresif ve presi ön plana çıkaran bir yapı içinde pozisyon oyunu oynayarak topa sahip olmak ve kısa paslarla rakibi ortadan delmek üzerine kurulu. Fernando Llorente’nin varlığı bu anlayışta vazgeçilmez. Güçlü fiziği ile rakip savunmayı yıpratmakla kalmıyor, duvar olarak hücuma da işlevsellik katıyor. Orta sahayı hücuma dahil ediyor. Kısa pas oyununu savunmadan başlatamadıklarında paratoner görevi görüyor, Munian, Gabilondo, Susaeta, Gurpegi ve Iturraspe o paratonerin etrafında anında baskıya başlıyorlar. Javi Martinez de benzer görevi güçlü sezgileriyle, olağanüstü yer tutuşuyla savunmanın hemen önündeki ve bazen de içindeki sigorta konseptiyle yerine getiriyor.
Agresiflik yüzünden faul sayısı ve rakibe duran top şansı vermekte ligin kötü takımları arasındalar belki ama bu oyuncu kalitesiyle bu yapıyı sürdürmek için buna katlanmaya da mecburlar.
Athletic Bilbao bu oyunu en çok 4-2-3-1 dizilişiyle uygulasa da, Bielsa’nın aklı sayesinde ufak rötuşlarla 3-4-2-1, 5-4-1, 4-1-4-1 gibi dizilişleri de sezon içinde çokça kullandı.
Barcelona’ya Özel Plan
Barcelona maçındaysa bambaşka bir plan vardı. Bielsa takımını rakibiyle aynı dizilişle, yani 4-3-3 ile sahaya sürdü ve her bir rakip oyuncuyu kendi alanları içinde takip ettirip markaj uygulattı. Kaleci hariç istisnasız her Bilbao oyuncusu en uçtaki Llorente’den başlayarak bu planın bir parçasıydı. Basketboldaki match-up zone yani eşleşmeli alan savunmasının futbola uyarlanmış hali gibiydi. Barcelona oyuncuları Guardiola’nın verdiği özgürlük içinde sürekli yer değiştirse bile karşılarında her zaman kırmızı beyaz bir Bilbao oyuncusu buldu.
Bielsa’nın planının bir diğer parçası da Barcelona’ya geriden oyun kurdurmamak üzerineydi. Llorente sürekli Mascherano ve Puyol’u, Susaeta ve Munian de karşlarındaki kanat bekleri Dani Alves ve Abidal’i baskı altında tuttular. Bu oyuncuları hücuma sokmadıkları gibi Barcelona’yı da geriden uzun oynamaya ittiler. Hiçbiri orjinal mevkisinde oynamayan ve boy ortalaması 1,70 civarındaki en uçtaki Fabregas, Messi ve Adriano doğal olarak Bilbao’nun uzun oyuncuları arasında atıl kaldı.
Doğa Yardımı
Güçlü yağmur ve su tutan zemin de Bielsa’nın planına yardımcı oldu. Barcelona oyuncuları, başta Xavi ve Iniesta olmak üzere, o zeminde topla kat edemedikleri gibi takımın % 90 civarındaki kısa pas yüzdesini ve % 70′in üzerine çıkan topla oynama yüzdesini aşağı çekti.
Barcelona ilk golünü kendi geleneğinin çok dışında, Abidal’in kenar ortasında Fabregas’ın kafasıyla buldu. İkinci gole de rakip savunma ve kalecisi arasındaki anlaşmazlık üzerinden Messi’nin takipçiliğiyle ulaştılar. San Mames’den yenilmeden çıkmayı başardılar.
Guardiola maçın ardından daha önce nev-i şahıslarına münhasır tarzlarıyla hiç bu kadar agresif, kendilerine çok az alan bırakan bir takımla oynamadıklarını, oyuncularının da buna pek alışık olmadığını söyleyerek Bielsa ve Athletic Bilbao’yu tebrik etti. Bir tebrik de bizden gitsin. Son dakikada Barcelona’yı ellerinden kaçırdılar belki ama Bilbao ve Bielsa’nın sırf Basklardan oluşan sınırlı havuz ve 20 oyunculuk dar rotasyonla yaptıkları çok büyük. Llorente, Munian ve Javi Martinez’i kaybetmezlerse daha da büyük başarılara yelken açmaları işten bile değil.
Toplu Sonuçlar: Atletic Bilbao 2-2 Barcelona, Getafe 3-2 Atletico Madrid, Espanyol 0-0 Villarreal, R.Vallecano 4-0 R.Sociedad, Granada 0-0 R.Santander, R.Zaragoza 2-2 Sporting Gijon, Real Madrid 7-1 Osasuna, Levante 0-2 Valencia, Real Betis 0-0 Malaga, Mallorca 0-0 Sevilla.
Tweet


