Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ocak 2006   Hayatım Futbol / Ocak 2006
Bir Sonraki Sayfa

unutulma ile ölümsüzlük arasındaki dünyaya düşmüştü.

Best, yeteneğinin ona bahşettiği şeyler kadar vücuduna da kayıtsızdı. Kulübün diğer kahramanları tarafından giyilmiş formalar Manchester United'ın Old Trafford'daki müzesinde görülebilirken, Best'in bölümünü Charlton'da sahip olduğu modern playboy tipi evinde kullanılan bronz bir büst ile, üzerinde "George Best'in giydiği türde" ibaresi yer alan, bir çift yandan bağcıklı krampon süslüyor. Asıl kramponları, tüm sahip olduğu şeyler gibi, hayatını dolduran, üst üste gelen ve uzayıp giden, kayıp haftasonlarından birinde dağıtılmış, rüzgara saçılmıştır.

Bonhams müzayedesi sırasında Best'in menejeri Phil Hughes bana aynen şöyle demişti: "Gerçekten sahip olduğu şeylerin hepsi bu. Diğer her şey ya çalındı, ya yürütüldü, ya verildi, ya da başka bir şekilde gittiler. Her şey. Sözleşmeler, kıyafetler, Avrupa Kupası madalyası, hepsi. Başka hiçbirşey yok. Bunlardan başka hiçbir şey kalmıyor."

Satıştan önceki hafta, Best'in ödülleri, aynı zamanda bazı eski Jules Rimet kupası kopyalarının ve kriket topları ile birkaç eşyanın da bulunduğu bir dolapta yer aldı. Chester'daki Bonhams'ta güvenlikten sorumlu Bob'un denetimiyle bunlardan 153 ve 154 numaralı eşyalara dokunma şansını yakaladım. Bob ceketi ile heykellerin kafasını parlatırken "bu bir kahramanın ödülü" dedi. "Tüm çabalarının

meyvesi veödülü. Ve hepimiz buna tanık olduk, değil mi? Onun iyi olduğunu söylemek için abartılmış kritikleri okumayı beklememize gerek yoktu. 'Oo şu fırça darbelerine bak, yaratılan karaktere ve renklerin derinliğine bak' gibi boktan şeylere. Picasso'nun hiçbir zaman peşinde 100,000 kişi varken koşma gereği yoktu. Hepimiz onun gibi kabiliyetli olamayız, ama George gibi yaşamak isteriz. İşte bu eşyaların güzelliği ve değeri budur."

Müzayede günü Avrupa'da Yılın Oyuncusu ödülü 167,000 sterline satıldı. Diğer ödüle ise bir alıcı bulunamadı.

Daily Mail gazetesinden Ian Wooldridge 1966'nın sonunda Best ile bir röportaj yapmıştı. 1966 yılı tabii ki İngiltere'nin Dünya Kupasını kazandığı yıldı, ancak Manchester'da bu yıl hala Matt Busby'nin büyük Avrupa macerasının başladığı ve Münih trajedisinin yaşandığı zamandan tam sekiz sene sonra, United'ın Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finalinde Portekiz şampiyonu Benfica'yı yendiği 5-1'lik anlamlı zaferiyle hatırlanıyordu.

 

Best, United'ın Lisbon'daki ilk iki golünün sahibiydi ve bu maç onun bir oyuncu ve futbolun ilk gerçek, medya tarafından yönlendirilen, yeni jenerasyonunun kahramanı olarak ortaya çıkmasıydı. 20 yaşında, haftada 160 sterlin maaşa, beyaz bir 3.4 L Jaguar arabaya, 70 gömlek, 600 kişilik bir fan kulübe, tam zamanlı çalışan bir sekretere ve patlamakta olan bir moda firmasının hisselerinin yarısına sahip olan biriydi. Ama belki de içerden edinilen bilgilerdendir ki, Wooldridge'in makalesi Best'in zevklerinin daha 66 yılından itibaren endişe edici bir şekilde kontrolden çıktığına işaret ediyordu.

"O, bugün Manchester United'ın bir kanadında oynarken bacağı kırılarak mahvedilebilir," diyor Wooldridge. "Veya, hala onu her Pazar 3 kere kiliseye götüren sıkı Presbiteryen disiplininin yerine geçirebileceği bir şey ararken kendini mahvedebilir. Aklına her gün takılan konu bu saydıklarımdan ikincisi." Daha sonra ise Best, günümüzün herhangi bir oyuncusundan gelse, bulvar gazetelerinin üzerine atlayacağı bir demeç verir: "Çarşamba'dan Cumartesi'ye kadarki zaman tam bir kabus. Biliyorum, gece hayatından uzak durmalıyım ve en geç 11'de yatağa girmeliyim. Ama bu beni delirtiyor. Ben okumam, yani spor sayfalarının dışında. Beni sakin tutan tek şey; Pazar, Pazartesi ve Salı birer partinin olacağı."

Georgie, "bir pop yıldızı kadar zengin bir gardropa sahip, sıradışı bir kanat

oyuncusu" - görünüşte zamanıyla oldukça uyumlu bir tablo çiziyordu. (Bir takım arkadaşı bir röportajda, "bu saç tarzı ve giyimiyle paçasını cezasız kurtarmak için oldukça iyi bir futbolcu olmalı", demişti.) Çok da saklı olmayan bir de "Belfast George" tarafı vardı.

Bu tarafıyla kalpte bir gelenekselci olan Belfast George, henüz bir delikanlıyken bile belirli bir stil ve yaşam tarzı edinmişti ve sonraki 40 yıl boyunca çok az bir heyecan ve değişiklik göstererek bu rutini devam ettirdi: Kızlar, barlar, atlar ve ona kronik delilik ve güvensizliği ile ün yapmasını sağlayan 5 günlük alkol geceleri. Son yıllarda, Cumartesi öğleden sonraları futbol üstadı olarak programa çıktığı Sky Sports'ta, önce alkole vurur endişesiyle (ki bazen bu yaşandı), her zaman ona yedek olarak Clive Allen bulunduruluyordu.

Kendi rutinine bağlılığı ve alışkanlıklarının katılığı onu diğer birçok futbolcu gibi doğal bir muhafazakar olarak bir tarafa ayırdı. Bunun somut kanıtı, eğer gerçekten ihtiyaç varsa, Mail on Sunday gazetesi için yazdığı köşe yazısında bulunabilir. İki tane rasgele örnek seçecek olursak, ikisi de Haziran 2002'den: "Sendika başkanlarının iyi insanlar olduğuna ve kendi üyelerinin iyilikleri için çalıştıklarını düşünüyordum. Aslında, çoğu kendi 'yoldaşlarının' en az 10 katı kadar para kazanıyor, üyelerinin zararını sağlayarak lüks hayat yaşıyor ve kendilerini her sene enflasyon artışlarına fark atacak maaş zamlarıyla ödüllendiriyorlar." ... "Lord