Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ocak 2006   Hayatım Futbol / Ocak 2006
Bir Sonraki Sayfa

Yoksa, açık tribünde maç izlemekle kola içmek aynı fiyat. Zaten başında Arap kelimesi de olsa bir Şampiyonlar Ligi maçında stadın yarısının bile dolmaması bir kulüp için hayra alamet değil, dünyanın neresinde, ne şartlarda olursa olsun.

Gerçi kabul, Arap Şampiyonlar Ligi çok da ciddiye alınacak bir kupa değil. Suudi bir şeyh tarafından Arap futbolunun gelişmesi amacıyla organize ve finanse edilen, takımların ulaşım ve konaklama giderlerinin tamamen karşılandığı, kazananın 2 milyon dolar ödül aldığı bir kupa.

Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika ülkelerinin takımlarından oluşuyor. Finanse edenin adına göre de isim değişebiliyor, 2003 yılında Prens Faysal bin Fahad Kupası olarak organize edilmiş mesela, şimdiki finansör Saleh Kamel kupaya adını vermeyi tercih etmemiş. Zaten sahibi olduğu televizyon kanalında yayınlanıyor maçlar, kendi reklamını orada yeterince yapıyor olmalı.

Bize göre eski olan çok görüntü var Beşinci Muhammed Stadı'nda ama, Türkiye'de olmayan şeyler de yok değil. Mesela orta saha çizgisiyle birbirinden ayrılan tribündeki kırmızı ve yeşil koltuklar.

İki büyük takımı var Casablanca'nın, ülke genelindeki 3 büyük takımdan ikisi olan Wydad ve Raja Casablanca. San Siro misali (ya da Guiseppe Meazza mı diyelim?) şehrin iki büyük takımı aynı stadda oynuyor maçlarını ama stadın ikinci bir adı yok.

Fransız işgali altında, Fransızlara isyan eden oluşumlar olarak kurulmuş, takımların ikisi de. Wydad'ın rengi kırmızı, Raja'nınki yeşil; Fas bayrağının renklerini bölüşmüşler yani.  Ve "Wydad" kelimesinin anlamı sevgi, "Raja"nınki ise umut.

Stadın ortasından ikiye ayrılan kırmızı ve yeşil renkli koltuklar, Casablanca'nın düşman kardeşlerini, Raja ile Wydad'ı ayırıyor. Herkes kendi rengindeki koltuğa oturuyor, tabii sadece birbirleriyle

 

yaptıkları maçlarda. Bu maçta rakip taraftar olmadığından stat geneline yayılmış "Wydadi"ler.

Ancak onlar da maçın başlamasıyla birlikte tezahüratların yapıldığı yere, kalenin tam arkasındaki meşaleli, bayraklı gruba yaklaşıyor. "Aferin Wydad" diyorum içimden. Sahanın nereden daha iyi göründüğünü, nerede daha rahat oturup maç izleyebileceklerini umursamadan gidiyorlar tezahürat yapmaya.

Oldum olası anlayamamışımdır zaten, tribünde tezahürat yapma potansiyeli olan bir gruba yaklaşmak varken, gidip uzak bir köşede sessizce oturanları. İçim daha bir kaynıyor "Wydadi"lere, bir de ne söylediklerini anlayabilsem.

Abderahim Saidi'nin Wydad'ı öne geçiren golüyle ben de kendimi sevinir buluyorum onlarla birlikte. 2-0'dan hemen sonra kazanılan penaltıyı kalecilerine attırıyorlar, takıma ayrı bir sempati duymaya başlıyorum. Kaleci de penaltıyı doksana

takıyor ki, Güney Amerika'da sanıyorum kendimi. Yürü be Wydad!.

İlk yarıda 3-0'ı yakalamak rehavet oluşturuyor takımda, ikinci yarı duruluyor, bir de gol yiyorlar ama 3-1'lik galibiyet turu geçmeye yetiyor. Adını ilk defa duyduğum bir takım da olsa, tanımasam da futbolcuları, stattan mutlu ayrılanlardan biri de benim.

Sierra Leone'den, Fildişi Sahili'nden futbolcu aramak ne kadar keyifli olur bilmiyorum ama, Championship Manager oynamaya geri dönmek, Fas ligi varsa Wydad Athletic Casablanca ile oyun açmak geliyor içimden.

Dünyanın neresinde olsa hayatımız futbol, kabul.

Ama futbol da hayat be kardeşim.