Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ocak 2006   Hayatım Futbol / Ocak 2006
Bir Sonraki Sayfa


Tatil için yolunuz Fas'a düşerse tercihiniz neresi olur? Marakeş? Çöl? Hayatı futbol olan bir insansanız eğer, Casablanca'da Stade Mohammed V'i de ekleyin listeye. Stadın güzelliğinden değil, takımların iyi futbolundan da değil, başka bir kıtanın bambaşka bir köşesinde, bambaşka şartlar altında yaşayan futbolu da hayata katmak için.

Ahmet Azaklı

Casablanca'da bir Pazartesi günü. Şehrin bir günde bittiğini ve ertesi gün Marakeş'e geçmenin iyi olacağını düşünen ben, "Stadını görmeden gitmeyelim şehirden" düşüncesiyle atlıyorum bir taksiye. Belki iki çift laf ederiz Fas hakkında diye ümitlendiğim taksiciyle ilk konuşmamız ülkedeki herkesle olduğu gibi: "Do you speak English?" - "No". Soru sırası onda: "Parlez vous Français?" - "No" Bir ülkede herkes mi Fransızca bilir, hiç kimse mi İngilizce bilmez? Anlaşamayacağımızı fark edip "Stade Muhammed" diyorum sadece.

Şaşırarak yüzüme bakıyor, İngilizce-Fransızca karışık kelimelerle stadın açık olmadığını ifade ediyor. Marakeş'te elimi kolumu sallaya sallaya girecek olduğum küçük ve boş Stade Harti'yle kıyaslarsak, kapıların kapalı olması benim için kötü olsa da, ülkedeki futbolun ciddiyeti açısından iyi birşey. Zaten ertesi gün stadda maç oynanacağını söyleyince taksici, yani ben stadı dolu görebileceğimi fark edince, kötü birşey de kalmıyor benim için. Marakeş'e gitmeyi bir gün erteleyiveriyorum düşünmeden.
 

Futboldan konuşmaya başlıyoruz, futbolu sevdiğini ve Wydad taraftarı olduğunu söylüyor taksici, ertesi günkü maç da Wydad'ın zaten. Arap Şampiyonlar Ligi'nde Libya'nın İttihad Tripoli takımıyla oynayacaklar.

Türk olduğumu öğrenince "Hakan Sukur" diyor hemen "Dünyanın neresine gitseniz Türk futbolu denince akla Hakan Şükür gelir" cümlesi yalan olmasa gerek. Sonra bildiği diğer futbolcuları sayıyor taksici, "Yıldıray Baştürk" ve de "Muhammed Scholl".

"Muhammed değil Mehmet" diyecek oluyorum ama, sadece biz Türklerde Mehmet diye bir ismin var olduğunu, Scholl'ün de aslında çok Türk sayılmadığını anlatamayacağımı fark edip vazgeçiyor, Faslı oyuncuların adını sayarak karşılık vermeyi tercih ediyorum.

"Noureddine Naybet" deyince ben, gözleri parlıyor taksicinin. Ve tabii "Mustafa Hadji" diyorum. "Youssef Hadji" diye karşılık veriyor, 'Mustafa Hadji' artık yaşlandı diyor olsa gerek, "onu artık sevmiyoruz" demiş de olabilir, emin değilim.

Zaten İngilizce konuşan bir Türk ile Fransızca konuşan bir Arap'ın 20 dakika karşılıklı hiç susmadan konuşması futbol mucizesiyle açıklanabilir ancak. Bizdeki de kısmet olsa gerek, Wydad'ın maçlarını kaçırmadığını söyleyen taksici Hicham'la muhabbete ertesi gün, maçta devam etmek üzere ayrılıyoruz.

İzmir Atatürk Stadı'nın ikiz kardeşi gibi Stade Mohammed V. 67.000'lik kapasite etkilemiyor insanı. Tek katlı, daire biçiminde, stadın sadece bir tarafının üstü kapalı, ve tahmin edeceğiniz gibi, Mohammed V, ya da Beşinci Muhammed, Fas'a bağımsızlığını kazandıran adam, yani onların Atatürk'ü.

Her ne kadar Fas, Afrika denince futbolda akla gelen ülkelerden biri olsa da, Türkiye'ye göre çok eski görüntüler var statta. Işıklandırma çok yetersiz mesela, yıllar once Ankara'da Gençlerbirliği ile Fenerbahçe arasında oynanan ve kaleci Engin'in, "gözüne ışık geldiği için" topu göremediğini söylediği Metin Diyadin golü geliyor aklıma.

Bir eski görüntü de, biletlerin stadın önünde, demir parmaklıklardan yapılan koridorların sonundaki gişeden ve sadece 3 farklı fiyata satılması; açık, kapalı ve Vip tribünleri için. Vip denilen yerin fiyatı 10 euro. Fas'ın çok ucuz bir ülke olmasından değil, futbola ilginin yeterli seviyede olmamasından.