Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ocak 2006   Hayatım Futbol / Ocak 2006
Bir Sonraki Sayfa


Hiç tahmin etmediğimiz gerginlikte bir dünya kupası eleme maçı serisi yaşadık. Milli takımımız ilk kez bir play-off mücadelesi yapmıyordu, ancak bu kez yaşananlar gerçekten tarihe geçecek cinsten. Hem Bern'deki hem Kadıköy'deki maçı yerinden izlemenin verdiği rahatlıkla ufak bir kıyaslama yazısı da benim yazmamın uygun olacağını düşündüm.

Mert Aksoylu

Dünya Kupası baraj maçında İsviçre ile eşleştiğimizde bu kadar gergin maçlar oynanacağını kestirmek zordu. Yaşanan olaylar yüzünden futboldan çok iki maçta yaşananları konuştuk. Geçmişiyle alakalı ya da politik olarak sorun yaşamayan iki ülke, işin ucunda Dünya Kupası olunca düşmanlık rüzgarları estirdi. Sadece taraftarla sınırlı kalmayan bu sürtüşme futbolculara ve yöneticilere de sıçradı.

Önce ilk maçta yaşananlara gidelim. Bern şehrindeki maç öncesi herhangi bir olay

yaşanmadı. Ne şehir içinde dolanırken ne de stad önünde giriş kapısını ararken bir sorun olmadı. Herkes kendi işine bakarken, başkalarına dalaşmak gibi bir niyetleri yoktu. Ufak bir şehirde olmasına rağmen, 2008 Avrupa şampiyonası ortaklarından biri oldukları için  yenilenmiş, oldukça modern ama kapasitesi fazla olmayan bir stada gittik.

İlk dikkati çeken nokta stadın altının tamamen otopark olmasıydı. Biraz uğraştıktan sonra gireceğimiz yeri bulduk

 

ve stada çıktık. Maçı izleyeceğimiz yerde çoğunluk İsviçrelilerden oluşurken, ikinci katın ilk sırasında, ilk yarı atak yaptığımız kaleye yakın taraftaydık. Her tarafımızda İsviçreliler varken, fanatik İsviçreliler'in olduğu kuzey bölümü dahil olmak üzere tek tük Türk seyircilere rastlamak da mümkündü.

Maç öncesi skor tahmini almak için kimi seyirciler sahaya davet edildi, Türk seyircinin 2-1 kazanırız sözleri biraz tepki toplarken, en büyük rahatsızlık Milli Marşımız okunurken yaşandı. Kuzey bölümdeki İsviçreliler'in bir bölümü marşı ıslıklarken, stad genelinden destek bulamadılar.

Yıllardan beri bahsedilen ve kafamıza sokulan İsviçre kalıbına uymayan bir tepkiydi, rahatsız olduk, ama abartıldığı kadar büyük olayların yaşanmadığını söylemek gerek. Bizim çevremizdeki İsviçreliler'den ise herhangi bir tepki olmadı neyseki.

Maç içinde de Volkan'ın kafasına basılan pozisyon sonrası ortalık gerginleşirken, Volkan her topu aldığında tepki gördü. Bunun dışında şu anda aklıma gelen bir olay yaşanmadı. Sık sık "Haydi İsviçre" anlamına gelen tezahuratları söylediler. Türkiye Milli takımının kadroya giremeyen oyuncuları bizim tribünün ilk katının ilk sırasına yerleşmişlerdi ve herhangi bir tacize uğradıklarını görmedim. Yine ısınan oyuncularımız, ikinci katta olmamıza rağmen bize bile oldukça yakınlardı ama onlara karşı da bir tepki yaşanmadı.

Maç içinde İsviçreli oyuncu Frei'in kulübemize yaptığı birkaç hareket, Fatih Terim ve yardımcılarını sinirlendirirken, yine birkaç İsviçreli oyuncunun maç içinde agresif hareketleri ortamı gerdi. İsviçreli taraftarlar olaylara çok fazla dahil olmamakla beraber, oyuncuların o kadar sakin kaldığını söylemek mümkün değil. Maç sonunda da yine bazı olayların yaşandığı, topların futbolcularımıza atıldığı, tacizler olduğu söylendi. Maç akşamı birkaç futbolcu ile görüşme fırsatım oldu, kendileri de birkaç olayın olduğunu onayladı, ama Kadıköy'de yaşananlar sonrası orda yaşananlar önemini yitirdi.