açısından da bu sezonki Şampiyonlar Ligi grup eleme maçlarında alınan neticenin tek savunması bu olamaz.
Ancak, yabancı sayısının artırılması, dolaylı olarak başarıya giden yolu açacak çok önemli bir adımdır.
Yukarıda da değindiğimiz gibi;
1) Yabancı futbolcu sayısı artınca, kulüplerin önü açılacak ve daha geniş bir havuzdan seçim yapma şansına kavuşacaklardır.
2) Türk futbolcularının ücretleri dünya futbolu ölçülerinde makul düzeylere gerileyecek ve bu sayede istisnasız, küçük büyük tüm kulüplerimiz bütçelerini daha akılcı değerlendirme imkanına kavuşacaktır.
3) İşlerin eskisi kadar kolay olmadığını anlayan Türk futbolcuları, para kazanabilmek için daha çok çalışarak kendilerini geliştirmeye uğraşacak ve bu da futbolumuzun toplam kalitesini artıracaktır.
4) Kimi futbolcularımız, Türkiye'de kendilerine biçilen değerden daha fazlasını görebildiklerinde yabancı ülkelerin kulüplerine gitmeye başlayacaklardır. Bu da bu futbolcularımızın uluslararası futbol kültürüne katkıda bulunarak yine futbolumuzun toplam kalitesini artıracaktır.
|
Yabancı futbolcular gençlerimizi yok eder mi?
Doğaldı ki; her tartışmada olduğu gibi yabancı futbolcu sayısının artırılması konusunda bazı görüşler vardır. Bunların en başta geleni; genç Türk futbolcularının önünün kesileceğidir. Oysa ki, ülkemizde yaşanılan tecrübeler ve diğer ülkelerdeki uygulamalar bunun doğru olmadığını göstermektedir.
Her şeyden önce, Türk futbolunda yabancı futbolculara izin verilmediği dönemlerde futbolumuz en karanlık, en başarısız dönemini yaşamıştır. Futbolcu ücretleri anlamsız derecede yükselirken, milli takımımız Malta ve Lüksemburg milli takımlarının düzeyine gerilemiştir. Yabancı futbolculara izin verilen dönemde ise, hem kulüp takımlarımız ilerleme göstermiş, hem de milli takımımızın düzeyinde belirgin bir ilerleme olmuştur.
Diğer taraftan, sınırsız yabancı futbolcuya izin verilen Hollanda, ya da Brezilyalı ve AB pasaportlu oyuncuların yabancı sayılmadığı ve bunlara ilave olarak başka ülke vatandaşı oyunculara da belli sayıda izin verilen Portekiz örneklerine de bakmak gerekir.
Her iki ülke de Avrupa'nın küçük ülkeleri arasındalar ve nüfusları da diğer ülkelere göre bir hayli düşük. Ancak bütün bunlar, her iki ülkenin son yıllarda en çok kaliteli genç futbolcu yetiştiren ülkeler olmasını engellemiyor. Hem de sınırsız yabancı futbolcu oynatma serbestliğine rağmen. Madurolar, Ronaldolar, Quaresmalar, van
|
|
|
der Vaartlar bu ülkelerden çıkıyorlar. Demek ki, genç futbolcuların gelişimine engel olan şey çok sayıda yabancı futbolcuya izin verilmesi olamaz.
Öte yandan, kulüp yönetimlerinin önüne, aynı paraya oynayacak aynı kalitede genç bir Türk futbolcusu, bir Afrikalı ve bir de AB pasaportlu oyuncu koysanız hangisini seçeceğini düşünürsünüz? Türkiye'de mutlu olup olmayacağı bilinmeyen, eşi problem çıkartır mı, çocukları okula uyum sağlar mı kestirilmesi zor AB pasaportlu futbolcuyu mu, iki gün sonra problem olup olmayacağı bilinmeyen Afrikalıyı mı, yoksa bu ülkeyi bilen, yaşama şartlarına alışık Türk gencini mi? Çok da zor olmasa gerek tercihin hangisi olacağını tahmin etmek.
Zaten bu Hollanda'da ve Portekiz'de de böyle. Aynı düzeyde aynı paraya oynayacak yerli futbolcu varken, kimse yabancıyı tercih etmez. İşin doğrusu da budur, doğalı da budur. O halde endişelenmek neden?
Ne zaman Avrupa'da başarılı oluruz?
Yukarıdaki tartışmalardan çıkacak sonuç, daha önce de değindiğimiz gibi, "yabancı futbolcu sayısını sınırsız yapsak kulüplerimiz hemen Avrupa kupalarında başarılı olmaya başlar" olmamalıdır. Bu sadece, mevcut düşük rekabet ortamını değiştirmek ve kulüplerimiz üzerindeki ağır mali yükü azaltmak ve kulüp bütçelerinin daha iyi kullanılabilmesine imkan tanımak
|
için bir adımdır.
Türk futbolunun hala gidecek çok yolu vardır. Sistem, ekol konularını yukarıda da tartıştık. Bunlara ilaveten, spor bilincini de saymamız gerekir. Herkesi kendimize karşı görmeden, başarının çalışma ve sabırla geleceğini kabul ederek, kişilerin değil ekip çalışmasının başarının anahtarı olduğunu anlayarak, günü kurtarmak için her şeyi yakıp yıkmadan, bugün kaybetsek bile ileride kazanabilmek için doğru neyse onu yaparak ilerlenmesi gerektiğini anlamamız ve bu bilinci en tepeden en alt kademelere kadar yaymamız gerekir.
Milli takım sorumlularımız, futbolcularımız, kulüp ve federasyon yöneticilerimiz, kısacası futbolumuzla ilgili herkes bu bilince sahip olmalı. Bir başarısızlıkta hemen suçun kimin üstüne atılacağını araştırmak yerine, nasıl daha iyiye gidilebileceği konuşulmalı.
Ancak bunlardan sonra kalıcı başarılara ulaşabiliriz. Aksi takdirde, bir başka altın jenerasyon gelene kadar sürekli teknik direktör kovar, yönetici değiştirir, futbolcuları kadro dışı bırakır, paraları har vurup harman savururuz.
Sonra kazanılan bir başka başarı sonrası yeniden çöküş içine girer ve bugünkü gibi, dünya üçüncüsü takım nasıl dünya kupasında olamaz diye dövünürüz.
|
|