Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Ocak 2006   Hayatım Futbol / Ocak 2006
Bir Sonraki Sayfa

Hasan Utku:

Dünya futbolu sürekli değişim halinde. Değişimin özellikle Avrupa'da bugün görünen özünü ise kulüplerce bolca harcanan paralar ve yine alınan bol yabancı oyuncular teşkil ediyor. Bunun futbola aksi tesiri ise, hemen her ligde en fazla iki, üç ya da bilemedin dört takımın diğerlerinden ayrışması ve milli takımlardaki geçmişi aratır sonuçların ortaya çıkması.

Bazı kulüpler geçmiş futbol zenginliğine karşın içinden çıkılması zor maddi problemlere girerken, liglerinde rakiplerine kolayca üstünlük sağlayan bazı takımlar ise uluslararası arenalarda istediği hedefe ulaşmada zorlanmakta. Bu da kulüpler bazında Porto, Liverpool gibi sürpriz takımların sürpriz başarılara uzanmasına neden oluyor. Liverpool gibi köklü bir takımın Avrupa şampiyonu olmasının sürpriz addedilmesi bu nedenle hayli dikkat çekici olmalı.

Pekiyi bu sürprizlere sebep olan gelişmelerin aslı ne? Bence en önemli neden, güçlü takımlara karşı alınan savunma ve orta saha önlemlerinin günün futbol şartlarına uygun şekilde gerçekleşmesi. Yani çoğu sağlam ve uzun süreli birlikte oynamış savunma hatları, oyunun iki yönüne de hakim sağlam çapalar ve az ama öz hücum tarzlarıyla sonuca ulaşma. Ne kadar bol hücum düşünen takımlar kurarsanız kurun, savunma problemlerinizi doğru

çözemezseniz hedefleriniz yolunda size mutlak taş koyan oluyor. Barca, Real, Münih, Milan gibi takımların bir yerde pes etmelerinin altında bu gerçek yatıyor. Chelsea burada bir ayrıntı gibi dursa da, o da hala kısa süreli bir takım olmasının sıkıntılarını çekiyor ve sanırım da çekmeye devam edecek.

Bugünkü Şampiyonlar Ligi katılımcılarına ve aldıkları sonuçlara bakınca, şartlara tam uyan takım olarak Juve'yi görsek de, dört maçta 2/3 gol averajı yapıp 7 puanla grup lideri olan PSV'nin durumu da dikkatlice gözden geçirilmeli aslında.

Aynı neden bir nebze milli takımlar için de gerekli, Yunanistan'ın Avrupa şampiyonu olmasının izahı başka türlü yapılamaz herhalde.

Milli takımlar konusunda, bilhassa Avrupa ülkelerinin zaman içinde kendi ülkelerinde doğmuş oyuncular için farklı yaklaşımlar içinde olacağını, mesela Nuri Şahin gibi oyuncuları ellerinden kolayca kaçırmayacaklarını düşünüyorum.



Türkiye'nin olmadığı bir şampiyonada Nuri Almanya forması giyebilir örneğin. Bu biraz zaman bağlı tabi.

Türkiye'deki durum konusuna gelince; şahsen öncelikle ne kadar yabancı topcu içeriyse, o kadar da dışarı düşüncem var. Ama bizim bunu gerçekleştirmemiz hayli zor. İzin verilen yabancılar, sayılarını kolayca tamamlayabilirken, bizim oyuncularımız hem yeterli altyapı desteği almıyorlar, hem de dünya görüşleri çoğunun yabancı bir yerde oynamasına elverişli değil. Ama bu açığımızı milli takımlar bazında gurbetçi oyuncularla kapatabiliyoruz. Bizim için bir nebze olumlu durum bu.

Kulüplere bakınca ise; önceliğim altyapı organizasyonları eşliğinde, futbolun eğitici ve öğretici yanını da destekleyen yabancı futbolcu ve teknik adamlara karşı hiç bir itirazım yok. Ama bunların gerçek manada sayısını kaçta tutabiliriz? Soru işareti burada.

Galatasaray nerdeyse 15 yıla dayanan bir çalışmanın ürününü, Hagi, Taffarel, Popescu gibi isimlerle üst düzey bir kupa ile aldı, arkasını getiremedi, nedenleri tartışılır ayrı. Oyunun yarısını sahada varlığı ile yokluğu aranır şeklilde geçiren yabancı oyuncuların ya da kötü bir sonuçta oyuncularını suçlamayı adet haline getiren teknik adamların hangi öğretici niteliği olacak ve nasıl hedef takımı oluşacak, bunu hep kendime soruyorum ve cevabını bulamıyorum... Yöneticiler, onca paranın

harcandığı sistemde belirli hedeflere ulaşacak takımlar arzuluyorlarsa, önce sabretmeyi bilmeli, sonra teknik adamlarıyla birlikte günün futbolunun olmazsa olmaz savunma ve orta saha denklemlerini doğru yerleştirmek zorunda olduklarını görmeli. Yabancılı ya da yabancısız, hiç bir başarı kolayca gelmiyor, taraftarlar da aynı gerçeğin farkında olmalı.

Mert Aksoylu:

Yabancı kısıtlaması konusunda asıl korkunun Fenerbahçe'nin aradaki farkı açması olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin gücü var ama bunu kullanamıyor. Yabancı hakkı dolayısıyla Aurelio bile tartışılıyor. Bugün Aurelio, Nobre ve Luciano'yu Fenerbahçe elinden çıkarsa Türkiye'de havada kapışılırlar. Bu adamlar Türkiye Ligi için lüks adamlar, bu yüzden de yabancı hakkının arttırılması demek Türkiye Ligi anahtarını Fenerbahçe'ye vermek olarak görülüyor bence. Yabancı hakkı arttırılırsa sadece Fenerbahçe'ninki arttırılmayacak ama ciddi bir endişe var.

Daum'un Schalke maçı sonrası açıklamalarını garip bulmuyorum, bana göre bahane de değil. Daum'un Galatasaray 4 yabancıyla UEFA'yı aldığı için kendini kasmasına gerek yok. Galatasaray UEFA'yı almadan önce önünde o kupayı almış bir takım yoktu, beklentiler çok değildi. Galatasaray'ın grup sonuncusu olması sorun değildi, GS Schalke ayarında bir takıma yenildi diye bir