Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Nisan 2005   Hayatım Futbol / Nisan 2005
Bir Sonraki Sayfa

spor salonundan çok barlarda vakit geçirmesi nedeniyle yaşlanmıştı. Boyu uzun olduğundan şişman gözükmese de kilo problemi vardı.

Socrates'in oynadığı ilk maçı 1385 kişi izlemişti. Saha kenarına Socrates hayranları için küçük bir bölüm ayrılmış, taraftarlar burada Brezilya bayrakları açmışlardı. Taç çizgisinin yanında ise bir adam Afrikalılara gönderme yaparcasına peruk takmıştı . İki takım futbolcuları sahada mücadele verirken, fotoğrafçılar daha çok Socrates'in kıyafetiyle ilgileniyorlardı. Hava sıcaklığı düştükçe, Socrates giyiniyordu. İlk yarı bitine kadar, Socrates, iki mont,yün şapka, süet eldivenler giymiş, atkısını boynuna dolamıştı. Ayrıca elinde bir bardak çorba tutuyordu. Bu haliyle futbolcudan çok bir berduşa benziyordu.

İkinci yarı başladığında sıcaklık daha da düşmüştü. Socrates yedek kulübesinden kalkarak oyuna girmek için beklemeye başlamıştı. Nihayet oyunun bitmesine on iki dakika kala tünelin ucunda belirdi ve tezahüratlar eşliğinde oyuna girdi.

Maçı izleyen taraftarların çoğu bu anı bekliyordu ve onun sahada görünmesi bile onlara yetmişti. Ceza sahasının hemen dışında buluştuğu topu, kelecinin reflekslerini ölçmek istercesine yaklaşık 20 metreden falsolu bir şutla kaleye göndermişti. Bu atıştan sonra performansı giderek düştü ve maç bitene kadar topa sadece beş kez daha dokundu. Maç 2-2 bitmişti ve Socrates oynadığı süre boyunca oldukça heyecanlı görünmüştü. Soyunma odasına giderken "İngiliz futbolu çok hızlı ve ben de elli yaşındayım, ne bekliyordunuz?" demişti.

Basın toplantısında olması beklendiği gibi kalenderdi."Oyuna girmek için saha kenarına geldiğimde başıma şiddetli bir ağrı girdi ve oyun boyunca bu beni rahatsız etti" diyerek kötü oyununun sebebini açıklamıştı. Maracana'yla karşılaştırıldığında Wheatley Park'da oynamanın nasıl bir duygu olduğunu soran gazeteciye "futboldan alınan zevk nerede oynadığınıza değil, kendinizi nasıl hissettiğinize bağlıdır ve genel olarak; geçmişe bakmayı pek sevmem, daima geleceğe bakmayı tercih ederim. Zaten burada olmamın asıl nedeni futbol oynamak değil Simon'un projesine katkıda bulunmak" demişti.

Maçtan birkaç gün sonra Londra'nın merkezindeki Guanabara'ya, Brezilya barına gitmişti. İngiliz ve Brezilyalı'ların oluşturduğu yaklaşık yüz kişilik bir taraftar grubu da onu görmeye gelmişti. Başlarda futbol hakkında konuşmuşlar daha sonra Brezilya siyasetinden bahsetmişlerdi. Sohbet sırasında Socrates Paul Scholes'u İngiliz futbolunun en iyisi olarak seçmişti. Futbolun geleceği hakkında konuşurlarken; Socrates "1970 yılında, maç esnasında futbolcular ortalama 4 km koşarlardı ama şimdi bunun üç katı kadar koşmak zorundalar, bu sahadaki boşlukları azaltıyor ve sakatlanma riskini arttırıyor. Sonuç olarak da oyun her zamankinden daha sıkıcı oluyor. Yedek oyuncuların sayısının ondan sekize düşürülmesiyle kaybedilen bu boşluk yeniden yaratılabilir, yaratıcılık gelişir ve oyun eski güzelliğine yeniden kavuşur. Diğer sporlarda kurallar sporcuların fiziksel değişimlerine göre yeniden gözden geçirilirken futbolda hiçbir değişiklik olmuyor." demişti.

Önünde buz dolu içki bardağı, elinde sigarasıyla, Socrates'in keyfi yerindeydi. Mekan futbolun filozofu için soğuk kuzey parkından çok daha uygundu.

"Para kazanmanın amacı birkaç bardak bira alabilmektir." Bu Socrates elli yıllık hayat tecrübesinin en önemli aksiyonuydu.
FourFourTwo dergisi Nisan 2005 Sayısından çeviridir