öğrenmek için çeşitli kanallara bakmaya başlıyorum. Sonraki günlerde de birçok basın yayın organından olayı takip ettiğimde medyanın takındığı tavrın gerçekten çok ilginç olduğunu görüyorum.
Tekrar 2000 yılına dönelim. İngiliz holiganlar herkesin bildiği gibi gittikleri yerlerde daima olay çıkaran her zaman problem olan gruplardır. İstanbul'da da Galatasaray-Leeds United maçından önce çok büyük tahrikler yapmışlar, terbiyesiz, ahlaksız tavırlarda bulunmuşlardır. Fakat ne olursa olsun insan öldürmek değildir bunun cezası.
Medyamızın bir kısmı o zamanlar bu olayı adeta ödüllendirdi. Hatta Leeds maçları İngilizlere karşı verilen bir milli mücadele haline getirildi. Basında sürekli İngilizler'in önceki yıllarda yaptıkları olaylara değiniliyor, gittikleri ülkelerde her zaman baş belası oldukları yazılıyordu. Yani neredeyse İngilizlerin tümüne olay mal edilmişti.
Karşıdaki İngiliz değil de Fransız, Yunan ya da İtalyan olsaydı da bir şey değişmeyecekti. Çünkü tiraj, reyting her şeyden önemliydi. Tabi ki bu haberlerle gazete satışları, reyting oranları hep arttı, tavan yaptı. Ama hiçbir zaman bu olay şu anlayışla verilmedi : holiganların yaptığı büyük ayıptır, ahlaksızlıktır ama karşılığında verilen tepki böyle olmamalıdır. Zaten en ufak açığımızı yakalamaya çalışan Avrupa'ya da bu arada gün doğdu.
|
Aslında gerçek olan bir şey var ki, holiganların yaptığı bu olay asla İngilizlerin tümüne mal edilmemeliydi. Unutulmamalı ki Premier Lig'de, maçlar tel örgüsüz şekilde, sahaya 1 metre yakınlıkta bulunan taraftarlarla, hiç olay çıkmadan oynanıyor. Holiganlar İngiltere'de bu statlara giremiyorlar. İngiltere'de bu konuda çok ciddi yaptırımlar var. Ancak bizde sorunu derinden analiz etmeye yönelik hiçbir çalışma yapılmadı. Çünkü bize göre önemli olan sorunları çözmek değil, yangına körükle gitmekti.
Kasım 2004, Beşiktaş idam edildi. Beşiktaş İnönü Stadı'nda yaşanan cinayet sonrası, camiaya olay fazla irdelenmeden, köküne inilmeden suçlu damgası vuruldu ve Beşiktaş'ın sahası 3 maç süreyle taraftarlara kapatıldı. Tribün terörü adı altında gazetelerde ve televizyonlarda sayısız haber yapıldı. Gazete satışları ve televizyon izlenme oranları arttı. Bu olayın üzerinden paralar kazanıldı. Peki şimdi bir zamanlar basbas bağıran medya şu an nerde? Bahsettiğiniz tribün terörü yok mu oldu ya da tribün terörü gerçekten var mıydı? Yapılan haberler ise şaşırtıcıydı. İngiltere Premier Ligi'nde bütün maçların tel örgüsüz ve dolu statlarda centilmence oynandığına, meşale bile yakılmadığına dikkat çekildi. Yani 2000 yılında karalanan, futbolun katili yapılan İngilizler artık örnek gösterilmeye başlanmıştı.
Beşiktaş İnönü Stadı'nda yaşanan olay hakikaten tribün terörü müydü? Bir kere iki ayrı kulübün taraftarları arasında yaşanan toplu bir olay değildi.
|
|
 |
Beşiktaş kapalı tribününün bir köşesinde, iki kişi arasında yaşanan münferit sosyolojik temelli bir olaydı. Yani dışarıda her gün sayısızca yaşanan olaylardan biri bu kez İnönü Stadı'na taşınmıştı. Zaten, bu iki kişi arasında, daha önceden kaynaklanan bir sorun olduğu da konuşuldu, ama üzerine gidilmedi. Çünkü o zaman olayın tribün terörü olmaktan çıkacağı düşünüldü. Stadın özel güvenliğinin büyük ihmali ise, başlı başına ayrı bir tartışma konusu. Zaten özel güvenlik, Türkiye'de yeni oturmaya başlayan bir kavram. Bu olaylı Rize maçının hemen ardından İnönü Stadı'nda Standard Liege maçı oynandı. Avrupa Kupası maçı olduğu için federasyonun ceza yaptırımı geçersizdi. Kendimden örnek vermek gerekirse, maça gittim ve 3-4 gün önceki Rize maçında maça girmeden önce nasıl arandıysam Liege maçında da öyle arandım. Fazla yoruma gerek yok.
İngilizler taraftarlık açısından örnek mi alınmalı yoksa holigan olarak mı değerlendirilmeli? Olaylar statların içinde olursa tribün terörü, dışında olursa
|
sosyolojik olay olarak mı değerlendirilmeli? Centilmen taraftarı meşale yakıp yakmama durumuna göre mi belirleyeceğiz? Orta yolu bulmak neden bu kadar zor? Bunun sebebi acaba ortadan giden medyanın ne uzayıp ne de kısalamayacağı gerçeği mi? Uçlarda olup dikkat çekmek ve bol para kazanmak haberin doğruluğu veya halkı doğru yönlendirmenin önüne ne zaman geçti?
Bizim halkımız da her şeyi çok iyi bildiği, her şey hakkında yorum hakkına sahip olduğu için mi hemen medyanın bu haberlerine riayet eder; bilinmez. Herkes gözünü açmalı. İşin içinde olmayanlar yorum yapmadan bilgiye ulaşma kanallarını araştırmalı. Sorgulamadan yorum yapılmamalı. Yoksa medyanın istediğini empoze etme amacına ulaşması çok da zor olmayacaktır. Unutulmamalıdır ki bazı kişileri her zaman kandırırsınız, bazı kişileri zaman zaman kandırırsınız ama herkesi her zaman kandırmazsınız.
Rize maçındaki olaydan sonraki haftalarda statlardaki seyirci azlığı medyada geniş yankı buldu. Yani halka 'Bakın artık seyirci de gitmiyor' mesajı verilmeye çalışıldı.
Halbuki şöyle denebilirdi. "Zaten az sayıda taraftara oynayan statlarımızda seyirci sayısı bir miktar daha azaldı". İnsanlardaki önyargı, belli bir sportif kültürün oturmayışı gibi nedenler sıralanıp irdelenebilirdi. Tabi ki böyle bir şey yapılmasını yukarıda belirttiğimiz gibi davranmayı seçen basınımızdan beklemek fazla iyimserlik olurdu. 
|
|