Tamam futbolda fanatizm olmalı, ancak bu kadarına kimsenin olumlu yaklaşacağını sanmıyorum. Esprili, dokundurmalı, gerektiğinde ufak ve dilde de kullanılan küfürlerin yer aldığı pankartlar hep dikkat ve sempati toplar, ancak küfürün ileri boyutlarının olduğu ve direkt rakibe sözle de yollayabileceğiniz küfürleri pankarta taşımak bir taraftarın düşebileceği en büyük yanlıştır.
Protesto pankartları vardır. Futbolun içinde, hoşunuza gitmeyen bir kurum ya da kuruluşu protesto edeceğiniz gibi, futbolcuyu, yapılan bir hareketi, rakibin futbola soktuğu yanlışlıkları da protesto edebilirsiniz.
Hakemler, futbolun içine siyaset sokanlar, yanlı yayın yapan medya, kendi yönetici ve başkanınız. Her şeyi protesto edebilir taraftar ve bunu pankartla yapmak en etkili isyan yoludur. Fenerbahçelilerin eski bir başbakan için hazırladıkları pankart sadece Türk spor tarihinde değil, Türk siyaset tarihinde de yerini almıştır.
|
Taraftarın zekasının ve el emeğinin ürünü olan pankartların (ki bu arada çağın teknolojisiyle digital baskı olarak hazırlanan ve görsellik olarak büyük beğeni toplayan pankartları da dışarıda bırakmayarak) her zaman tribünlerde olması bir taraftar ve futbolsever olarak en büyük arzum. Unutulmamalıdır ki, futbolu stadyumda izlemenin ana nedenlerinden başlıcası tribünlerdeki hayattır. Stadyumlardaki görselliğin kaybolmaması ve taraftarın sesinin kesilmemesi, her açıdan futbola büyük kazançlar sağlayacaktır. Sadece pankartları, tezahüratları, organizasyonları görmek için tribünlere koşan milyonlarca futbol izleyicisi var dünya üzerinde. Endüstriyelleşen futbol çerçevesinde stadın bir çok yerine alınan reklamlar ve futbolu çok bilmeyen kişilerin hazırladıkları spor yasası sebebiyle azalan pankartları, en kısa zamanda, taraftarın kendini ifade etme ve söz söyleme özgürlüğü olduğu kabul edilmiş bir şekilde stadyumlara, tellere, duvarlara asılı olarak görmek dileğiyle.
|
 |
 |
 |
2000 yılının baharı.. Chelsea-Barcelona Şampiyonlar Ligi maçını izliyorum. Hayretler içinde izlediğim bir maç oluyor. Chelsea ilk yarıyı güçlü Barcelona önünde ardı ardına bulduğu gollerle 3-0 önde kapıyor. Keyfime diyecek yok. Devre arasında diğer kanallara göz gezdirirken birden o flaş haberi görüyorum.
Efe Erdönmez |
UEFA Kupası Yarı Final ilk maçında, Leeds United'ı desteklemek için gelen İngiliz taraftarlardan bazıları Taksim Meydanı'nda bıçaklanarak öldürülüyor. Son derece kötü bir olay bu ve elbette ertesi günkü maçı nasıl etkileyeceği belli değil. Ertesi gün maç oynanıyor ve Galatasaray 2-0 kazanıyor. Tabi bu önemli değil. Asıl ilginç olan, ilerleyen günlerde medyanın bu olaya karşı takındığı tavır oluyor.
2004 yılının Kasım ayı. İnönü Stadı'nda,
|
benim de kapalı tribünden izlediğim maçta, Beşiktaş ile Rizespor 2-2 berabere kalıyorlar. Rize, Beşiktaş'ın şimdiki hocası Rıza Çalımbay yönetiminde çok güzel bir oyunla beraberliği koparıyor. Bir Beşiktaşlı olarak üzülüyorum bu sonuca, ama birden gelen telefon maçın sonucunu unutturuyor. Bulunduğum tribünde bir Beşiktaşlı taraftar maç esnasında bıçaklanarak öldürülüyor. Evet, hemen yanı başımda bir cinayet işleniyor. Statta uzun bir süre bekledikten sonra evime dönüyorum ve olayın 'aslını' televizyondan |
|
|