Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Nisan 2005   Hayatım Futbol / Nisan 2005
Bir Sonraki Sayfa
İlk sayıda futbolun renklerini anlatmaya çalışmıştım. Taraftar ve yıldız futbolcular. Futbolun tadını veren, rengini veren unsurlar olarak göstermiştim. Taraftarların dili olan pankartlardan söz etmek istiyorum bu ay. Nedeni hep belli olan, taraftarın kendini anlatmasında tezahürattan çok daha etkili olan bir olgudur pankartlar.

Burak Şakarcan
Bütün pankartların bir hazırlanış nedenleri vardır. Bu nedenlerden ilki, taraftarların sadece takımlarının yanında olduğunu gösterme isteğidir. Sadece kişi, şehir, grup veya dernek ismi yazar. 'Biz' de buradayız, yanındayız demektir. Binlerce kilometre uzağa taşınır o pankartlar, stadın belki de en az görünecek yerine asmak zorunda bırakılacağını bile bile. İngilizlerin bayraklarının içlerine, geldikleri şehir veya kasabaları yazdıkları bayraklar gibi, tribün gruplarının isimlerini ve simgelerini gösteren pankartlar gibileri örnektir bu türe.
Bir diğer neden, sevgiyi anlatmaktır. Taraftar günlerce düşünür, şarkı sözlerinden de seçer bazen kelimelerini, yüreğinden geleni de yazar. En büyük sevdanın kendinde olduğunu göstermek için uğraşır, bulmaya çalışır aşkını anlatacak doğru sözcükleri. Belki de en arabesk sözlerle donatılanları bunlardır, ancak en sevilenler olmuşlardır. Ölüm, yaşam, sevda, cehennem gibi kavramları barındırırlar, özellikle ülkemizdekilerde. Neredeyse hepsinde imzalar da vardır. Biz işte bu kadar çok seviyoruz demek belki de asıl nedenidir. İnsanların, "içimdeki
sevgiyi herkes bilsin", "haykırmak istiyorum seni ne kadar çok sevdiğimi" duygusunun karşılığıdır aslında bunlar. Ölüm kelimesi kullanılır bir çoğunda. Sevda şiirlerini kıskandıracak duygular taşır futbolu sevenler için, renk tutkunu olanlar için. "Ay geceyi seni sevdiğimiz kadar sevseydi, dünya güneşe hasret kalırdı" der bir grup renk sevdalısı. "Terk etmedi sevdan bizi" diyerek, edebiyatın önde gelen isimlerinin mısraları da yazılır tribünlere, tribün emekçilerince.

Rakipler için pankartlar hazırlanır. Daha önce yaşanan olayları da anlatanları vardır, genel durumları da, gelecekle ilgili olanları da. Karşılıklı atışmaya neden olanları vardır. Ezeli rakiplerin birbirleriyle yaptıkları maçlardan sonra kazananların maçın skoruyla ilgili olarak hazırladıkları muhteşem zeka ürünü sloganlar vardır. Milan-İnter maçının 6-0'lık sonucunda, Milanlıların hazırladıkları, maçı tenis maçına benzeten grafikli harika pankart rakiplerini kızdırma yolunda son derece etkili olmuştur.

Yine bunun gibi maç öncesinde ve sonrasında yaşananlarla ilgili olarak hazırlananlar, rakip oyuncu ve teknik direktörleri hedef alan pankartlar gündemde çok yer tutar.

Ünlü yıldız Beckham'ın eşi için hazırlanan ve sadece kızdırma amacıyla yapılanlarda olduğu gibi; taraftarların, karşı takım taraftar ve taraftar gruplarına hazırladıkları da bu sınıfa girer.

Rakipler için dünyanın hiçbir yerinde iyi düşünülmez doğal olarak. Bu yüzden de bu sloganlarda, küfür, tahrik, gerginlik, nefret yer alır. Yunanistan'ın Panathinaikos takımıyla oynanan maçta Fenerbahçe maraton tribününde açılan ve kura çekiminden itibaren kendi sitelerinde İstanbul'un adını Konstantinopolis olarak gösteren Yunan taraftarlara cevaben hazırlanmış olan Fatih Sultan Mehmet'in at üstünde şaha kalkmış fotoğrafı eşliğindeki "İstanbul Since 1453" sloganı sadece Fenerbahçe taraftarının değil, ülkenin taraflı tarafsız büyük bir kesiminin beğenisini toplamıştır, içinde küfür olmamasıyla, esprili yaklaşımıyla, milliyetçi duyguları ortaya çıkarmasıyla.

Rakiplere hazırlanan pankartların, bilinen en ileri gitmiş ve belki de insanlık boyutundan bile çıkmış olan örneği Boca-River maçının sonucunda 2-0 yenilen Boca taraftarlarının maç sonu çıkan olaylarda 2 rakip taraftarı öldürmesi ve bir sonraki hafta açtıkları "Şimdi durum 2-2 oldu" yazılı pankarttır.