Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Nisan 2005   Hayatım Futbol / Nisan 2005
Bir Sonraki Sayfa
Bu uzun saptamaların sebebi aslında sistemli bir programın sabırlı bir uygulama sonucunda güçsüz, pasif bir futbol sistemini nereye getireceğini gösterme çabası. Maalesef Türk Futbolu bu tür bir örneği geçtiğimiz birkaç yıl içinde göremedi. Ne teknik direktörler kendi kurdukları sistemi devam ettirecek antrenörleri yanlarında yetiştirme yolunu seçtiler ne de yıllar boyu devam edecek bir sistemi oturtma yoluna gittiler. Futbolumuzda yeni bir heyecan olarak algılanan Ersun Yanal maalesef görev yaptığı takımlarda uzun süreli yer almak yolunu seçmedi. Şu an Fenerbahçe Teknik Direktörü olan ve bu tür bir devamlılığı Leverkusen'de gerçekleştirmiş ve göreve geldiğinde çok iyi durumda olmayan takımı Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi bir takım haline getiren Daum ise bugün Türkiye'nin en çok tartışılan isimlerinin başında geliyor. Yönetime göre Galatasaray'ın başında uzun süre kalacağı söylenen Hagi'nin kaderinin ise hala bu sezon sonunda belli olacağı konuşuluyor.

Beşiktaş ve Trabzon cephesinde de aslında durum pek farklı değil. Beşiktaş geçen senenin ikinci yarısı ve bu sene gelişen olaylardan sonra Avrupa macerasını bir süre ertelemek zorunda kalacak. Çünkü önlerinde geri dönülmesi gereken bir Türkiye Ligi mücadelesi var. Trabzonspor ise Şenol Güneş'le yeni bir maceraya henüz başladı. Diğer Anadolu takımlarının ise mali zorluklarla boğuşma kavgası içinde Avrupa Macerasını düşünecek fırsatları olmuyor diyebiliriz ya da ilk öncelikleri bu değil kanısına da varabiliriz.

Dolayısıyla anlatmak istediğimiz ne Ligimizin lokomotifi büyük takımların ne de zaman zaman çıkış yakalayan Anadolu takımlarımızın bu tür uzun süreli bir yapılanmaya girecek durumda olamamaları, yolun henüz başında olmaları yahut bu yola girmek isteyenlerin de bir çok problemle meşgul oluyor olması, Daum örneğinde olduğu gibi.

Bir diğer problem basınımız, ülkemizdeki ekonomik durum, kulüp yöneticilerinin bulundukları pozisyonu ve makamı koruma isteği ve taraftarların tutumu gibi sebeplerle Avrupa Başarısının Türkiye'de elde edilecek unvanların öneminden çok daha geriye atılmış olması. Açıkçası bunun en büyük örneği Avrupa'da elde edilen başarısızlıkların başarı ölçütünde asla bir araç olarak kullanılmaması ve toptan bir kabullenme haline gidilmesi.

Basınımız son 2 sezon Galatasaray'ın Avrupa'daki yokluğunun ona kaçırttığı maddi ve manevi fırsatlar yerine transfer ücretlerinden bahsetmeyi,

Fenerbahçe'nin İspanya'nın orta sıra takımlarından birine pek bir varlık gösteremeden elenmesini irdelemek yerine Van Hooijdonk - Daum kavgasını dile getirmeyi tercih etti. Yani sonuçta basınımızda henüz düşünce olarak Avrupa Başarılarının eksikliğini sorgulayacak durumda görünmüyor. Yönetici ve teknik adamların da bulundukları yeri korumanın sadece Türkiye Ligi'ndeki hedeflerini gerçekleştirmekten geçtiğine inanmaları ülkemizi uluslar arası çaptaki başarıları arar duruma getirdi.

Avrupa'nın önde gelen bir çok liginde kulüpler kendi liglerinde elde edilecek başarıları, özellikle şampiyonlukları Avrupa'daki hedefleriyle aynı seviyeye koyuyorlar. Ancak henüz bizim ligimiz Avrupa'daki önde gelen futbol otoriteleri tarafından ne de Avrupa'daki futbolseverler tarafından istikrarlı bir şekilde takip edilen bir lig değil. Üstelik bu liglerde kulüplerin forma satışı, televizyon gelirleri ve ödüllerden elde ettikleri gelirler Şampiyonlar Ligi'nden gelen paralarla boy ölçüşecek seviyede. Dolayısıyla prestij açısından olsa da maddi açıdan Avrupa Başarısına ciddi bir gelir kaynağı gözüyle bakmalarına gerek yok.

Ancak yukarıda bahsettiğimiz gibi ekonomik sıkıntı çeken bir çok kulübümüz için Avrupa sahnesi çok iyi bir gelir kaynağı olabilir. Özellikle söz konusu ekonomik gelişmenin ülkemizin şartları göz önüne alındığında kısa zamanda gerçekleşemeyeceği düşünülürse bu kaynağın önemi daha da artıyor.

Maddi gerekçeden öte bu tür bir istikrar politikasının sadece Avrupa'da değil, Türkiye'de de başarıyı getireceği hatta Galatasaray örneğinde görüldüğü gibi Milli Takım üzerinde de itici bir güç etkisi yapacağı kaçınılmaz. Zaten UEFA bu gerçeğin farkına vararak Avrupa Liglerinde yer alan takımların belli maddi ve yapısal standartları yerine getirmelerini içeren bir kriterler listesi hazırladı. Bu uygulamanın kulüpleri sadece mali açıdan değil, pozitif düşünce, girişimcilik ve büyük düşünme açısından da ateşleyeceğinin farkındalar. Ancak üzücü olan (Şenes Erzik'in açıklamlarına göre)genelde Doğu Bloku ülkelerindeki takımların rehabilite edilmesi amacıyla üretilen kriterlerin bizim ülkemizin de ilacı olacağı gerçeği.

Sonuç olarak kısa vadede yeni bir Avrupa Kupası veya büyük başarılar beklemek çok da olası değil. Açıkçası bunun nasıl gerçekleşeceğine ilişkin bir fikir telakkisi ya da uzun vadeli plan da henüz ortaya atılmış değil. Dolayısıyla böyle bir ortam ve saydığımız gelişmelerden sonra yazımıza başlarken sorduğumuz soruların cevabı hakkında bir kanıya varmak da sanırım biz futbolseverlere kalıyor.