Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Nisan 2005   Hayatım Futbol / Nisan 2005
Bir Sonraki Sayfa

doğrultamamış kulüpler için bunun önemi büyük. Ancak karşımızda iki yol var. Ya Türk futbolu üzerinde disiplini kaybetmek ve gerilemek uğruna bu takımların hatalarına çoğu zaman göz yumulacak ya da bu kulüplerin kendi taraftarlarına ve yönetim anlayışlarına bir çeki düzen vermesi için zorlayıcı hukuk kuralları konularak sonuna kadar uygulanacak.

Bu tür "yasaya aykırı eylemler" den çok daha ağır bir suç olarak sayılan "şike", ispatlandığı takdirde olaya adı karışan kulübün alt liglere düşürülmesini gerekli kılıyor ki, yukarıdaki uygulamaları emsal alarak yola çıktığımızda federasyonun bu konuda ne kadar yetkin olabileceğini düşünmek çok da zor olmasa gerek.

Şimdi yazının başında bahsettiğimiz hakem hatalarının bu iki konu yanındaki pozisyonuna bakabiliriz.Türk hakemliğinin son yıllarda sürekli eleştirilen bir kurum olduğunu biliyoruz. 10 yıl öncesine kadar statlardan yükselen tehlikesiz ".... hakem" söylemleri Ali Şen'in ortaya attığı "çeteleşme" söylemiyle bir adım ileri götürüldü.

Bugün ise ulaştığımız nokta Türk hakemlerinin tarafsızlıktan uzak, maç içinde pasif olan ve taraftar etkisinde kalan, Avrupa hakemliğinin çok gerisinde kalmış, eyyamcı birer piyon oldukları. Hatırı sayılır bir kitle bunun yanında bazı hakemlerin tuttukları takım nedeniyle sahaya maksatlı çıktıklarını ileri sürüyor.

Açıkçası bu iddialarının tümünün haksız olduğunu söyleyemeyiz. Son iki yıl içerisinde, iki önemli hakem, maç sonuçlarını etkileyecek iki büyük kural hatası yaptılar. Bunlardan birisi bu hata sonucu hakemlik kariyerine nokta koydu. Elde edilen şampiyonluklar üzerinde zaten yeteri kadar kara bulut dolaşırken geçen sene tekrarlanan Fenerbahçe-Rizespor maçının şampiyonluğa etki ettiği söylendi durdu. Bunun üzerine bir de bu seneki Beşiktaş-Gençlerbirliği maçı eklenince daha birkaç yıl öncesine kadar akla bile getirilmeyen "maç tekrar gerekçeleri" ardı ardına sıralandı.

Fenerbahçe Gençlerbirliği maçı sonrasında bir çok iddia ortaya atıldı. Bunlardan bazıları sıradan taraftarlardan değil önemli televizyon yorumcularından ve eski hakemlerden geldi: Ahmet Çakar'ın, Fenerbahçeli Serkan'ın kart gördükten ve oyun başladıktan sonra sahaya bir süre girdiği ve Fenerbahçe'nin olması gerektiğinden fazla kişiyle sahada yer aldığı iddiası gibi. İşin acı yanı,

ciddiyetsizliğin had safhaya ulaştığını gösteren iddiaların hiç de azımsanmayacak miktarda olması idi. Örneğin bir grup futbolsever Fenerbahçe'nin 6 yabancıyı aynı anda oynatması (!) sebebiyle hükmen mağlup olması gerektiğini ileri sürdüler. Ortaya çıkan gerçek ise bilgisizlik ve hakem hatalarının çiviyi yerinden çıkardığıydı başka bir şey değil.

Türk hakemlerini Avrupa liglerinin önde gelen hakemleriyle karşılaştırdığımızda genel olarak çaldıkları düdüklerin doğruluğu konusunda çok da geride olmadıklarını söyleyebiliriz. Dünyanın en iyi hakemi olarak gösterilen Collina'nın neredeyse her büyük maçta, maçın sonucunu doğrudan etkileyecek bir hatası var. Üstelik İtalyan, Alman hakemliği son 2 yılı skandallar ve soruşturmalarla geçirdi. Bize göre problem sahada çalınan düdüklerde değil, Türk hakemlerinin üzerlerine bu kadar konuşulan bir ülkede sürekli pasif kalmaları. Hem saha içinde oyun üzerindeki hakimiyetleri açısından hem de kurumsal olarak MHK nezdinde gündemle ilgili yapılacak açıklamalar açısından.



Sonuç olarak ne futbol adına karar alıcı mercilerin dürüstlükleri konusunda yarışmacıları ikna edebildikleri ne de bu yarışmacıların aradıkları dürüstlük konusunda kendi kapılarının önünü süpürdükleri bir futbol ülkesinde yaşamaya mahkumuz son birkaç yıldır. Olay artık alt kademelerde değil, en büyük ve yetkili yasama, yürütme ve yargı organlarında halledilebilecek bir noktaya geldi. Bu konuda gelecek sezon değil, bir hafta sonra değil hemen harekete geçilmesi gerekiyor. İnsanların düşüncelerinde söz konusu kavramlara karşı "hakkaniyet" açısından yapacakları muhakeme atılacak önemli bir ilk adım olacaktır. Bu adım ardından gerekli önlemleri kendiliğinden getirecektir bize göre.

Yine Chomsky'nin bir sözüne başvurursak, "Alışılmış zihinsel düzenler değiştiğinde devrim patlak verir". Böyle köklü değişimin futbol dünyamızdaki bazı kesimlerin canını yakacağı doğrudur. Ama unutulmamalıdır ki yaydan çıkmış bir okun durmasının tek yolu saplanacak bir yer bulmasıdır.