Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Nisan 2005   Hayatım Futbol / Nisan 2005
Bir Sonraki Sayfa

nasıl oynanacağı belli oyun anlayışıyla gerçekten kaliteli bir maç çıkaran iki takım, bunun yanında yaratıcılıktan uzaklığıyla anlık kendinden geçmelere alışmış bizlere bu anlamda da sakinlik sunuyordu.

Maçın hemen başında bir penaltı kazanan QPR, aynı pozisyonda Gunnarsson'un da atılmasıyla erken bir avantaj sağlıyordu. Ancak takımın en önemli oyuncularından Kevin Gallen'ın vuruşu kaçırmasıyla öne geçme fırsatından yararlanamıyordu. Atışa muattap kale arkasında bulunan Watford taraftarlarının sonuca tepkisi gerçekten inanılmazdı. Gol atmış kadar sevindiler penaltının kaçmasına neredeyse. Haksız da sayılmazlardı gerçi.


Büyükleri için resimlerin üzerine tıklayınız.

Ancak takımlarının 10 kişiyle Rangers'a direnmesi pek uzun sürmedi. 34. dakikada 36'lık Furlong takımını öne geçiriyordu. Senelerce Premier Lig'de forma giyen Furlong futbolunun son dönemlerinde Coca Cola liginde QPR taraftarlarının derdine merhem oluyordu. Golden sonra evsahibi takım taraftarları kendilerinden geçtiler. O dakikaya kadar ne herhangi bir homurtu ne de bireysel de olsa kendi oyuncularıne eleştiri sesi işiten bizler bu alışmadığımız durumun etkisiyle etrafımızda sevinç çığlıkları atan yaşlısından çocuğuna insanların ifadelerini gözlemekle meşguldük.

'Hey Ref, What is the problem? Are you sure?', 'Go on Danny, Try and Take it!', 'Wohahaha, how did we miss it!' gibi cümleler belki de bizi anlamanız yolunda sizlere daha iyi yol gösterir.

İlk yarıyı 1-0 önde kapatan evsahibi takım taraftarları düdük çalmak üzereyken, tribün altındaki yemek büfelerine hücum etmeye başladılar. Tribün içinde bile Londra'nın her yerinde gördüğümüz üzere kendiliğinden oluşan kuyruk ise gülümseticiydi. Kendi tribünlerimizi, kendi taraftarlarımızı ve "holigan" dediğimiz bu taraftarları karşılaştırdık ayaküstü.

Tribün koridorlarında kıyasıya top oynayan çocuklar ve saha içinde altyapıda yer alan çocukların gösterileriyle geçirdik devre arasını. Stad skorbordundan geçen "Happy Birthday To Tanisha" gibi tebriklerle de kulüp üyelerine birer jest yapılıyordu.

İkinci yarı için takımlar yerlerini aldığında karınlarını doyurmuş taraftarlar, kaldıkları yerden desteğe devam ediyorlardı. Sahadaki Rangersların da bu desteğe layık olmaları pek uzun sürmedi. İkinci yarı başlar başlamaz penaltıyı kaçırarak binlerce kişiye karşı mahcup olan Kevin Gallen attığı golle kendini affettiriyordu. 10 dakika sonrasında Kevin Gallen'la bir gol daha bulan QPR iyiden iyiye rahatlıyor ve sevinç şarkıları Loftus Road'ta yankılanıyordu.

Kalan dakikalarda maç boyunca süren şölen havası daha da alevleniyor ve haftasonunu keyifli geçirmelerine yardımcı olan futbolculara teşekkürler türlü şekillerde ifade ediliyordu. Oyundan çıkan oyunculardan en büyük alkışı eski takımına karşı oynayıp çok da başarılı bir maç çıkaran genç Lee Cook alıyordu.

Son dakikalarda rakip Watford da Ardley ile bir gol bulup umutlanıyordu ancak QPR küme düşme yolunda sıkıntılı rakiplerinin sürpriz yapmasına müsade etmeyecek kadar dikkatli geçirdi kalan süreyi.

Graham Poll'un son düdüğüyle birlikte eğlenen, gülen, şarkılar söyleyen QPR taraftarlarının birkaçıyla konuşma fırsatı da bulduk. Sorduğumuz soru basitti, değişen bir şey var mı, yani umut var mı Premier Lig'e çıkmaya. Aldığımız cevap ise sıradandı. 'Hayır, bu kadronun bu puanla küme çıkmasına imkan yok, ama bugün gerçekten iyiydik, keşke hep böyle oynasak.'

Karşılaştırılacak o kadar çok şey var ki ülkemizdeki futbol anlayışıyla ve neresinden tutsak futbol kültürü olarak çok gerisinde kalıyoruz buradaki insanların. Halbuki teknik ve oyun becerisi olarak da aynı miktarda ileri olduğumuzu iddia edebiliriz. Maç sonrası Watford ve QPR taraftarları hep beraber evlerine giderken de, metroda birlikte maçı değerlendirirlerken de bu gerçek tekrar tekrar yüzümüze çarpılıyor.

Karmaşık duygularla maçın muhasebesini yaparken, maçtan saatler evvel birasını içmeye başlamış bir QPR taraftarı hala şişesinden yudumlar almaya devam ederken, bizim maçı onlarla izlediğimizi öğrenince dayanamayıp sarılıyor bize.

Biz ise futbolun futbol olduğu stadlardan uzaklaşırken yine hüzünlü yine karamsarız.