harcarız. Bilet satıcısının 'Çok kısıtlı yer var, sahanın bir kısmını göremeyebileceğiniz yerden verebilirim ancak.' beyanını samimi bulmayarak, Türk usülü 'Başka hiç mi yok' sorusunu sormanın ne kadar isabetli olduğunu da ancak bu anlarda anlayabiliyoruz. Bir kontrol edeyim, cevabıyla gülümsemeye başlayan yüzlerimiz bilet satıcısının, 'Gerçekten çok şanslısınız, harika bir yerde iki kişilik boş yerim var.' cevabıyla yeteri kadar memnun olmuştur.
Biletlerimizi cebimize koyduktan sonra ise maç saatine daha epeyce vakit olmasından istifade ederek şehir merkezine doğru dönmeyi uygun görüyorduk. Fakat burada şansımızın 'Size daha fazla yardım edemeyeceğim, tam tersine dönüyorum' seslenişini duymazdan gelmiş olacağız ki, Londra'da pek rastlayamacağınız trafik, bizi maça zamanında yetişmekten alıkoyuyordu.
5 dakika gecikmeli olarak Loftus Road'taki koltuğumuza oturduğumuzda, biletçinin ne kadar haklı olduğuna şahit oluyorduk. Watford Menejeri Ray Lewington'la omuzomuza maç seyrediyorduk diyebiliriz.
Yerimizi alır almaz tribünlerin kalabalığı çarpıyordu gözümüze. Bir Cumartesi öğleden sonrası. Hava oldukça güzel bir kış gününe göre. Queens Park Rangers'ın hiçbir ümidi yok ligde, Watford ise düşmeme derdinde. Ve stadyumda 20.000 kişi vardı. Futbol kültürünün geldiği düzey adına bizi ilk hayrete düşüren bu olayla, müthiş bir tempoda