Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Nisan 2005   Hayatım Futbol / Nisan 2005
Bir Sonraki Sayfa

Dönemin yıldızlarından Barry Hulshoff, "Antrenmanları çok ağırdı, ama yeni metodlar geliştirirdi. Topla yapılan zevkli ama çok sert çalışmalarla her maça hazır çıkardık. Son derece otoriterdi. Patronun kim olduğunu her fırsatta belli ederdi ama iş dışında çok canayakın ve güleryüzlüydü. Bazen ondan nefret ederdik ama sonradan düşününce haklı olduğunu anlardık. Kaleci dışında herkesin atağa katıldığı, her zaman hücuma yönelik, sert oyun isterdi" diyerek, Michels'in oyun anlayışı ve yaklaşımının ne olduğunu ortaya koyuyor.

Bu felsefe ile Ajax, 1967-68 sezonunda Hollanda liginde tam 122 gol atmıştı. Felsefe hücum ağırlıklı olunca Ajax kupaları toplamakta zorlanmadı. Michels gençlere güvenir, gerektiğinde bir yıldızı takımdan kesip formayı altyapıdan bir gence verirdi. Hata yapanı kolay kolay affetmezdi.

Öğrencilerinin zayıflığı onu kızdırırdı. Kafa toplarını sevmeyen Swart, Michels'in ısrarı ve aylar süren özel çalışmaları sonucunda Ajax'ın havada rakip tanımayan oyuncularından biri haline gelmişti.

Michels'in sahada hep iki lideri vardı. Ajax'ta Cruyff ve libero oynayan Velibor Vasoviç. 1988'in şampiyonu Hollanda'da ise Ruud Gullit ve Ronald Koeman.

Bir sistem olarak Total Futbol

Michels'in sistemi şimdiye kadarki sistemlerden nitelik, felsefe ve anlayış olarak çok farklıydı. Futbol dünya sında bir devrim olarak algılanan ve öz olarak "toplu hucum, toplu müdafa" konseptiyle hareket eden, "Total Futbol" sisteminde, tüm oyuncuların hücum ve savunma yapmak gerekliliğinde olmaları, futboldaki mevkii ve oyunculara bakış açısının değişmesine neden oldu. Bu sistemin pratiğe geçirilmesinde, tüm oyuncuların hem hücum hem de savunma yapacak olmaları, oyuncularda yüksek kondisyon, fizik ve hız gerektirmekteydi. Aslında günümüz 3-5-2 veya 4-4-2 sisteminde olduğu gibi kanat oyuncularında olması gereken özellikler, sistemin olmazsa olmazıydı.

Bu sistem futbolun daha hızlı ve güçlü oynanmasını zorunlu kılmaktaydı. Total futbol ile agresif ve topyekün mücadelenin tekrar sahalara geri dönmesi, kanatların önemini bir kat daha artırdı. Ancak, Total Futbol 'da olması gereken yüksek fizik ve kondisyonun maç boyunca deva m ettirilmesinin zorluğu ve bu dayanıklılığı gösterecek özellikte yeterli futbolcunun bulunamayışı, bu sistemin Avrupa ülkelerinde cazibesini zaman içinde yitirmesine neden oldu.

Arif, Hasan Deniz, Selçuk, Petre, Yasin, Enke... Bu listeye daha çok isim eklemek mümkün. Geçen zaman yandaşının hıncına uğrayan sporcular listesini uzatıyor. Futbolcular, teknik adamlar, yöneticiler tepkili.. Şimdilerde en sevimsiz yüzüyle karşımıza çıkan, başarıperest, saygısız tribün insanlarını kim durduracak?

Yusuf Karlı
İstanbulspor-Galatasaray maçında sarı-kırmızı formalı iki sporcunun, üzerinde aynı formayı taşıyan kimselerce protestosuna şahit olduk. Futbolda 12. takımdaş olarak sahada olduğuna inanılan taraftarın, kendi takım arkadaşını ıslıklamasını nasıl açıklayabiliriz? Takımına olan aşkı için türküler yakan, başarısında en büyük payeyi kendine çıkaran, üstünden formayı, boynundan atkısını çıkarmayan insanların, kutsal saydıkları formayı ıslatanlara karşı gösterdiği küfürlere varan nefret gösterisini hangi mantık açıklayabilir? Yoksa gerçekler tribün şarkılarından çok mu uzakta?
Tribüne az ya da çok aşina olan herkes bilir ki, Arif ve Hasan' a yapılanlar sadece kulağı tribüne uzak olanları şaşırtabilir. Bir zamanlar Fenerbahçe kaptanını "Artık futbol oynayamıyoruz!" diye isyan ettiren taraftarla Petre'ye küfür eden veya Yasin'i ağlatan taraftar arasında bir fark yok. Sorunumuz değiştirilen taraftar kimliğinde yatıyor. Bu insanları tribüne çeken artık takım aşkı veya futbol sevgisi değil. İntikamla yanıp, başarı hırsıyla tutuşan insanların ilgisini yeşil sahada olan bitenler çekmiyor doğal olarak. Onlar atılacak golün, gelecek kupanın taraftarlığını yapıyor. Bu yüzden bu