Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mayıs 2005   Hayatım Futbol / Mayıs 2005
Bir Sonraki Sayfa

Öyle zayıf bir toplumuz ki, dün ne dediğimizi bile çok çabuk unutabiliyoruz. Bir süre önce benzeri pozisyonda benzeri bir hakem hatasıyla bir gol kazanan, ya da bir gol tehlikesinden kurtulan bir takımın yöneticileri, bir başka maçta bu kez kendileri aleyhine bir hata olunca, günün şartları gereğince veryansın ediyorlar.

Halbuki tüm dünyanın kabul ettiği şudur: Hakemler hata yapar. Bu hatalar bazen lehinizde, bazen aleyhinizde olur, ama uzun vadede dengelenecektir. Bu işi böyle kabul ediniz.

Bizde ise, hakem lehine hata yaparsa kabul et, aleyhine bir şey olursa

veryansın et ki, seni mazlum görsünler şeklinde farklı bir anlayış var. Belki de ağlamayan bebeğe emzik vermezler deyişinden de yola çıkılıyor olabilir.

Tabi bu sorunları körükleyen başka etkenler de var. Dün MHK yönetiminde olup, sonra seçim kaybedenlerin, yönetimdeyken savunduklarının tam tersini söylemeye başlamaları, tarafsız yorumcu kisvesiyle televizyon ekranlarına çıkıp, sırf sansasyon yaratabilmek ve şanını yürütebilmek amacıyla, durum ne gerektiriyorsa, bir gün söylediğinin tersini ertesi hafta söyleyebilecek kadar umursamazlaşan eski hakemler, ve taraftara hitap ederek hayatını kazanan taraflı futbol yazarlarının düşünmeden sarf ettikleri kelimeler hep yarayı kaşıyor. Hiç birisinin derdi futbola bir katkı da bulunmak değil. Hepsi bir şey satmak derdinde...

Sonunda onlar para kazanıyorlar, bizse sadece kaybediyoruz. Hep birlikte kaybediyoruz. Ama kaybettiğimiz para değil, insanlara olan saygımız, birbirimize olan saygımız, ve bu güzel oyun...

Bir kenti tribünden ve sahadan sevenlerin öyküsü...

Yıkık bir kentin toparlanma gayreti ve o gayreti tribünden yayanların mücadelesiydi futbol onlar adına. Yıldızlarının doğduğu kent. 80'lerin deyimiyle "Anadolu Güneşi", şimdilerin deyimiyle "Futbolcularıyla, Şaban Yıldırım'ıyla ve Tatangalar'ıyla Süper Lig'de kalmayı hak edenlerin diyarı". Bu kentin adı mücadele ve bu kentin adı Sakarya...

Oğuzhan Öçalan

Her şey deprem, ardından kaza ile iki büyük bıçak yarasının Sakarya'nın göğsünde yer bulmasıyla başlıyordu. Depremde arkadaşlarını kaybeden, yakınlarını toprağa veren futbol kenti hayalet bir kente dönüyor, şehrin acıları, federasyonun teklifi ve aldığı yaralar nedeni ile Sakaryaspor'un lige bir yıl ara vermesiyle daha da artıyordu. O bir yıl içinde başta Tatangalar olmak üzere şehir insanları ekonomik, sosyal ve moral olarak yaşadığı çöküntüyü eski haline getirmek için çaba gösteriyor, enkazların arasında sürdürülen yaşama, ekonomik sıkıntılar, sağlıksız yaşam şartları da eklenince moral motivasyonu olarak; futbol kenti hayalet

bir kent görüntüsüne bürünüyordu. Bir an önce normal yaşama dönmenin formülleri aranıyor ve atılması gereken adımlar birer birer atılıyordu.

Bu adımların başında da Sakaryaspor geliyordu. Şehrin heyecan kaynağı, bir sevdanın haykırış alanı ve kent insanlarının 7 gün boyunca devirdaim olarak peşinde koştuğu bir aşk olan Sakaryaspor'u daha fazla ligden uzak tutmanın akıl karı olmadığı düşünülüyordu. Atılması gereken iki önemli adım göze çarpıyordu: Stadın bakıma alınması ve daha da önemlisi Sakaryaspor'un,