Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mayıs 2005   Hayatım Futbol / Mayıs 2005
Bir Sonraki Sayfa
Her sezon olduğu gibi, yine son haftalarda oynanılan Süper Lig karşılaşmalarının ardından ortalık karıştı. Yine ligin sonu yaklaşırken artan tansiyon sonucu, yöneticiler bir taraftan birbirlerini, bir taraftan da hakemleri suçluyorlar. Medyada da hakemlerin üzerine şiddetle gidiliyor.

Murat Eryılmaz

Öncelikle şu tespiti kayda alalım: Türkiye'deki hakemlerimiz, her ne kadar MHK ve TFF yönetimleri bazen aksini iddia etseler de, genel olarak iyi değiller. Bunu öyle kişisel görüşüm ya da yorumum olarak da söylemiyorum. Avrupa ve Dünya futbolunun en büyük organizasyonlarında Türk hakemlerinin uzun süredir görev alamamaları zaten bunun en önemli kanıtı. Nihayetinde bu organizasyonlarda görev alacak hakemleri seçenleri, bu işte dünyanın en yetkili kişileri. Yani bu değerlendirmeyi yapanlar dünyanın en yetkilileri. Ben sadece yapılan tespiti aktarıyorum.

Ama şu da doğru bir tespit: Herkesin maçlarını bu hakemler yönetiyor.

Yani; A takımının maçlarını sadece Mehmet bey ve Ahmet bey yönetirken, B takımının maçlarını sadece Ali bey ile Veli bey yönetmiyor. Bu hakemler her takımın maçlarını yönetiyor.

Bir tespit daha: Hakemler insan!

Ne kadar ilginç değil mi? Hakemler de insanmış. Yani bu demektir ki, Onlar da hata yapabilir. Türk hakemler de insan,

Alman hakemler de, İtalyan hakemler de... Hepsi hata yapıyorlar. Hakem olmanın, hatasız olma zorunluluğu getirmediğini, kimseye böyle bir görev yüklemediğini anlamamız ve kabul etmemiz gerekmez mi?

Peki neden böyle oluyor ülkemizde? Yani neden her sezon sonunda hep birlikte hakemlere yükleniliyor?

Maalesef ülkemizde her şey abartılı yaşanılıyor. Her futbol maçı öncesinde bir kazanmaya şartlanma ortaya çıkıyor. Satış yapma, tiraj ya da reyting artırma derdindeki medya sürekli bunu körüklüyor. Taraftar da bunu alıyor. Çünkü aslında kendilerine taraftar diyenlerin çoğu futbolu aslında sevmiyor. Futbolu sadece bir kazanma, kendini tatmin aracı olarak görüyor. Bir maçı seyrederken çoğunun düşündüğü; ertesi gün işyerinde, okulda ya da mahallede rakip takımı destekleyen arkadaşlarına ne diyeceği, ya da onların kendisine yönelik sataşmalarına nasıl karşılık vereceği oluyor.

Böyle bir durumda da, medya kaşıdıkça kaşıyor, taraftar da istedikçe istiyor. Kimsenin mantık sınırları içerisinde kalma düşüncesi ya da kaygısı olmuyor. O hale geliniyor ki, bazen insan her sene Avrupa şampiyonları çıkaran, dört yılda bir dünya kupalarını kolaylıkla kaldıran bir futbolumuz varmış da, iki üç iş bilmezin elinde çarçur ediliyormuş izlenimine kapılıyor neredeyse...

Bu baskı altında, seçilen yöneticiler de nasiplerini alıyorlar. Her ne kadar bazıları mantık sınırları çerçevesinde mesajlar vermeye çalışsa da, dönen çarktan kendilerini kurtaramıyor ve sonunda Onlar da oto kontrollerini yitiriyorlar.

Ve tabii, futbolda ne yazık ki sadece bir kazanan oluyor. Diğerleri kaybediyor. Kaybedenlerin ya da kaybetme ihtimali olanların da üzerlerindeki baskının oluşturduğu hışım oklarını bir yerlere yönlendirmeleri gerekiyor. Zaten insanlar için en kolayı, sorumluluk üstlenmeyip, hatayı başkasının üstüne atmaktır. Böyle olunca da rakip takım yöneticileri, ve daha da zayıf olan ve yanlış yaptıkları daha kolay tespit edilebilen hakemler en kolay suçlanabilecek taraf olarak ortaya çıkıyorlar.

Herkes hakemlerden yakınıyor. Hem de daha dün ne olduğunu düşünmeden. Çünkü hafızası çok zayıf bir toplumuz.