futbolculara sahip değiliz. Yeni bir sistem oluşturma ihtiyacı açık. Bunun bu saatten sonra Ersun Yanal'la başarılması mümkün değil. Onu o kadar hırpaladık ki onun artık konsantrasyonu kalmadı. Fikir üretebilme kapasitesinin altına indirdik onu. Tımarhanelik ettik. Fatih Terim örneğinde olduğu gibi başarılı olanı da tımarhanelik ediyoruz başarısız olanı da Türkler olarak.
O zaman bu söylediklerinizden Ersun Yanal'ın Hakan Şükür'ü kesmesi iyi bir hamleydi, çünkü eski ekol Hakan'ın üzerinde kuruluydu, arkadan yeni bir Hakan gelmeyeceği de açık, Hakan'ı ne kadar çabuk kadrodan çıkararırsak yeni Türk ekolünün önü o kadar çabuk açılır şeklinde bir yargıya varabilir miyiz?
1971 doğumlu bir futbolcudan bahsediyoruz. Kaç yaşına kadar oynayacak Hakan? Hakan Şükür'ün işini eskisi gibi yapamadığı açık. Galatasaray o yüzden bu durumda. İkinci konu biz tüm Türkiy4e olarak dünya kupaında hep bir ağızdan Hakan'ı oynatma, İ;İlhan'ı oynat demiyor muyduk. Şimdi mi kıymete bindi Hakan? Sistemlerin olmadığı ve yerleşirlik kazanmadığı bizim gibi toplumlarda şahıslar konuşulur. Ahmet olmasaydı Mehmet olsaydı, ya da Atatürk erkenden ölmeseydi gibi düşüncelere takılmış bir ülkeyiz. Ben zannetmiyorum Almanya'nın "Kuranyi sakat şimdi ne yapacağız?" diye düşündüğünü. Bir başkası çıkıp onun yerinde oynuyor. Bu mantıkla Hakan'ı ölene kadar oynatmamız gerekir.
|

Zaman zaman kendi meslektaşlarınızı da eleştiriyorsunuz? Üç büyük takımızdan her maçı farklı kazanmalı, farklı kazanırken de ölçülmesi somut olmayan "çok iyi oynamalı" istenmekte kamuoyumuz tarafından. Takımlarımıza bu baskıyı medyamız mı yapıyor sizce?
Bir kere medyanın şekillendirdiği kamuoyundaki bakış açısı negatif. Kazanılırken okşanan sevinen, kaybedildiğinde yerin dibine çalınan futbolcular, teknik adamlar. Onlar da sahte bir sevginin içinde olduğunun farkındalar. Bu sahtelik futbol insanlarını çok derinden yaralar. Mesela Galatasaray'ın Lucescu'nun ilk senesinde Ankaragücü'ne yenildiği maçta kafasına nasıl şişe atıldığını ordaydım yaşadım. O takım 4 yıl şampiyon olmuş UEFA ve Süper kupayı almış ve 5. sene şampiyon olamadığı için kafalarına şişe atılmıştı. Onların arasında Hagi 'de vardı. Okan ve Emre takımı zaten satmışlardı şişeyi atan taraftara göre. Burada kendine taraftar diyen kitlenin samimiyeti tartışma konusu.
|
|
 |
Taraftar kendine taraftar. Hiçbir şeyin taraftarında değiller. Büyük bir kısmının futbol sevgisinin de renk aşkından da şüphe ediyorum ben. Ama Türkiye medyasının çok ciddi bir taraftar yalakalığı olduğu için zaten bu dillendirilmiyor. Çünkü gazete satıyoruz, bu sattığımız adamlara ihanet edemeyiz. Bir sahte dünya bir başka ikiyüzlülüğü doğuruyor. Biz de yazılarımızı yorumlarımızı bir sahtekarlığın üzerine kuruyoruz. Ya da bazı konulardan hiç bahsetmiyoruz.Türkiye'de futbol algılanma şekli negatif. Hep olmayana bakılıyor. Mesela İngiltere'de maça gidersiniz. Bir şut çekilir dört kale yukarıdan auta gider top, tüm stad alkışlar. Türkiye'de top direkten döner. "yuh nasıl kaçırdın onu" şeklinde tepki verilir. Denizli Fener'le oynadığı zaman maçı Denizli Fener'i yenmez, Fener Denizli'ye yenilir. Bu bakış açısının değişmesi gerekir.
Eski bir basketbolcu olarak 100. Yılında Galatasaray Bayan Basketbol Takımı'nın ligden düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erkek basketbol takımının gidişatı da iyi değil. Gerçi Beşiktaş'ta düşmüştü. Aslında bunlar büyük mesele değil. Galatasaray futbol takımın da aslında kadrosu o kadar iyi değil. Fenerbahçe'yi geçebilecek bir kadrosu yok. Hatta mevcut Trabzonspor kadrosu bile daha iyi. Galatasaray'ın başka dertleri de var. Mesela Hagi bu kadar sinirli olmalı. Medyatik, kavgadan
|
enerji alan biri Hagi. Medyayla itişiyor, yönetimle itişiyor. O hırsla besleniyor. Ayrıca büyük oyuncuların çok büyük teknik direktörler olabilme ihtimallerini düşük buluyorum. Tanrının vermiş olduğu yeteneklerle donatılmış birinin başkalarına bir şeyler öğretebilmesi daha zor. Onun bazı hareketleri yaparken kullandığı enerji, bilgi, koordinasyon v.s. kendisinin de sebeplerini açıklayamadığı tanrı vergisi yetenekler. Onu başkasına aktarabilmesi güç. Başka bir dert te Hagi'nin kişiliğiyle alakalı. Mesela kaybetmeyi bilmemek, kaybederken çirkinleşen bir futbolcuydu Hagi. O UEFA kupası kaybedilse Hagi hain kategorisine sokulacaktı. Tanrının yardımı da var.
Son yıllarda Türk futbolunda teknik ve taktik kabiliyetinin yanında motivasyonla bağlantılı "istemek" diye bir üstünlük ayrımı yapılmaya başlandı. Maç yorumlarında "onlar daha çok istedi ve kazandı" gibi yorumlar yapılmaya başlandı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Biz kendimize dünyanın gerçeklerinden kopuk uzak başka bir dünya yaratıyoruz sonra bunun içinde bir terminoloji yaratıyoruz, "istemek, motivasyon, konsantrasyon" gibi. Bu yarattığımız kopya dünya için anahtar sözcükler bunlar. Dünyada futbolun bazı prensipleri var. Herkes bunlara göre oynuyor, bunlara göre kazanıyor ya da kaybediyor. Mesela siz Manchester United'la oynarken, Manchester çalışmış hazırlanmış, temelden iyi yetişmiş
|
|