Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mayıs 2005   Hayatım Futbol / Mayıs 2005
Bir Sonraki Sayfa
Futbol dünyamızın sahte anahtar sözcükleri

Yiğiter Uluğ'la futbolumuz, dünya futbolu, basın ve tabiki Radikal Futbol üzerine konuştuk. Futbolu bu kadar düşünen ve yazan bir insanla röportaj yapmanın zorluklarını da yaşamamıza rağmen çok keyifli bir sohbet oldu. Yaklaşımı ve nezaketi için kendisine Hayatım Futbol ekibi olarak teşekkür ederiz.

Ahmet Yavuz - Serdar Özer

1998 yılında Barcelona FC kulübüne gider gitmez gözünüze çarpan, hayretler içerisinde kaldığınız bir unsur oldu mu? Barcelona kulüp yapısıyla Türkiye'deki kulüpler arasındaki yapısal farklılıklar nelerdi?

Gitmeden önce de bazı farklılıklar olduğunu biliyordum. Aslında gitmeme sebep olan nedenlerden biri de buydu.

Burdan baktığımız zaman Organizasyonun büyüklüğüyle, Barcelona çok başarılı bir dünya klubü gibi gözüküyor ama kupa sayılarına ve uluslararası başarılarına baktığımız zaman başarı ile organizasyon arasında fazla bağlantı olmadığını da görüyoruz. Buna rağmen kombine satışları 40-50 bin gibi rakamlarda. Yoğun başarı olmamasına rağmen bu rakam beni oldukça şaşırttı. Ve dünyayı kapsayan bir organizasyon oluşturmuş olmaları da

büyük bir başarı. Bugün Türkiye'de bile birçok Barcelona sempatizanı mevcut. İspanya'ya giden her insanın uğrak yerlerinden birisi Barcelona müzesi. Müzede sergilenenler ya da sinemada yayınlanan belgeseller sürekli bir sirkülasyon içerisinde. Bu da orayı daha uğrak bir yer haline getiren etmenlerden.

Son yıllarda defansa öncelik tanıyan takımların kazandığı bir dönem yaşıyoruz. Sizce bunun sebepleri ve olası sonuçları neler olacaktır. 10 sene sonra oynanacak futbolu nasıl tanımlarsınız?

Ben bu olaya şu yönden bakıyorum. Mesela İtalyanlar her zaman İtalya gibi oynamıştır ve 82 dünya kupasını almıştır. Hemen her ülkenin kendine göre bir oyun anlayışı var. Ancak futbol fiziksel yönden bir değişime uğruyor. Günümüz futbolcusu 1950'nin futbolcusundan daha güçlü. Daha iyi çalışıyor, fiziksel olarak daha iyi bir durumda. Böyle olunca karşındakinin meziyeti ne olursa olsun onu durdurmak eskisinden daha kolay. Bunu açacak şey yetenek. Ancak yetenek daha az bulunan bir şey fizik yeterlikse çalışınca olan bir şey. Böyle olunca yetenek bulmakta güçlük çeken ülkeler elbette fizik üzerine, rakibini durdurmaya dayalı taktikler üreteceklerdir. Mesela Yunanistan bu futbolu 1980 Avrupa Şampiyonasında da oynamıştı fakat maçlarını 3'er 4'er golle yiyerek bitirerek evine dönmüştü. Aynı Yunanistan aynı futbolla fakat bu kez daha yüksek fizik kondisyonla kupaya uzanabildi.

Sizce Türk futbolu ile Avrupa Futbolu arasındaki temel farklılıklar nelerdir? Mesela Türkiye olarak bir ekol oluşturabildik mi? Bu konuda çalışmalar yapılıyor mu sizce?

Şu anda sancılı bir periyot yaşıyor milli takım. Oluşma yolunda ilk adımlar Fatih Terim'in milli takımı çalıştırdığı ve daha sonrasında aynı iskeletle Galatasaray'da başarıya ulaştığı kadroyla atılmıştı. Bugün o futbolu mu oynuyoruz dersek, pek o futbolu oynamıyoruz. Ne oynadığımızı da bilmiyoruz. Bizim hakkını yediğimiz teknik adam Şenol Güneş oldu.

Çünkü bugün baktığımda, Şenol Güneş'in , Mustafa Denizli'ye oranla Fatih Terim'i daha iyi anladığını ve onun futbolundan yola çıkarak üzerine bir şeyler koymaya çalıştığını ve bunu az çık başardığını görüyorum. Fatih Terim ekolü dediğimiz futbol, orta alandan itibaren çok iyi işleyen ve birbiriyle çok iyi yardımlaşan, iki kademeden oluşan, birinci kademe çok iyi baskı yapan diğer kademe onun arkasında savunmayı oluşturan elemanlardan kurulu, topu kapıp baskın yapmaya yönelik bir oyun tarzıydı. Bu bölgede Hakan Şükür çok önemliydi. Rakibi ilerde fizik gücüyle zorluyordu. Genelde sırtı kaleye dönük topu ileride tutup arkadaşlarının sahaya yayılmalarına fırsat veriyordu Hakan Şükür. Türk milli takım Hakan Şükür'ün yaşlandıktan sonra o bölgeye birini getiremedi. Arkasında Ersen Martin, Hüseyin Kartal gibi oyuncular var ama diğer takımlara baktığımızda mesela Hollanda'da Nistelrooy, Hooijdonk gibi