Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mayıs 2005   Hayatım Futbol / Mayıs 2005
Bir Sonraki Sayfa

Sene 1988. Beşiktaş'ın hocası Gordon Milne İngiltere'deki meslekdaşlarını arıyor ve "bana bir golcü lazım" diyor. Sonuç: 22 yaşında Les Ferdinand adında bir İngiliz forvet İstanbul'da omuzlara alınıyor. Kendisini ne beklediğinden habersiz, daha kariyerinin başında olan bir Londralı soluğu İstanbul Boğazında alıyor. İşte o Les Ferdinand hala "beni ben yapan" dediği zamanları Hayatım Futbol'a değerlendirdi.

Alp Ayhan

Öncelikle bu söyleşi için şimdiden teşekkürler.

Rica ederim. Böyle bir dergi çıkardığınıza sevindim. Adı neydi gene?

Hayatım Futbol. Football is my life yani.

Güzel isim. Başarılar dilerim.

Beşiktaş'ta sadece bir sezon oynadın ve bu kariyerin boyunca İngiltere dışında geçirdiğin tek sezon oldu. Taraftarlar hemen seni bağırlarına bastı ve hala hatırlanmaktasın. Allah aşkına Les, Türkiye'ye nasıl geldin?

Gordon Milne o zamanlar QPR hocası Jim Smith ile iyi bir dosttu. Gordon o zaman Jim'e "bana genç, kiralık getirebileceğim

gol atacak biri lazım" diyerek yardım istemiş. Jim de bana bunu iletti ve eğer istersem bu fırsattan yararlanabileceğimi söyledi. Neden olmasın dedim ve gittim. Havalanında bir grup taraftar vardı ve omuzlara alındım. Gerçekten çok şaşırmıştım! Daha 22 yaşındayım ve hiçbirşeyini bilmediğim İstanbul'a gelir gelmez insanlar beni omuzlarına alıyor ve ismimi haykırıyor. Bunu hiç beklemiyordum ama sana açık olmalıyım, çok hoşuma gitti.

Aynı gün Gordon bana "şimdi yeni takım arkadaşlarınla hafif bir antrenmana çıkacaksın" dedi. (Les anılar geri döndükçe gülerek anlatıyor) Ben herkesle tanışmam için tesislerde sakin bir buluşma olacağını düşünürken kendimi 30,000 bağıran taraftarın bulunduğu stadda buldum! Meğersem sezon açılışı yapılıyormuş. Küçük bir organizasyon bekliyordum ama karşımda bir karnaval vardı.

İstanbul'daki hayat hakkında neler düşündün ve zorluklar çektin mi? Mesela dışarı çıkmak istediğinde neler oluyordu?

İnsanlar gelip benim imzamı isterdi ve benle sürekli konuşmak isteyenler vardı. Ama benim de avantajım vardı. Avantaj diyorum çünkü öbür türlü daha zor olurdu. Türkçeyi konuşamadığım için İstanbullular bir sure sonra benimle iletişim kuramayacaklarını anlayınca beni yoluma bırakıyorlardı. Arkadaşlarım da bana çok yardımcı oldular, beni korudular. Gerçekten hepsi harika çocuklardı. Zalad ile özellikle iyi arkadaştım çünkü İngilizcesi

çok iyiydi ve iyi anlaşırdık.

Oynadığın günlerdeki Türk futbolu hakkında neler düşündün?

Bir defa çok teknik adamlarsınız. Ama fiziksel olarak daha düşük bir futbol vardı. Antrenmanlarda sürekli oyuncular sakatlanıp yere yığılırlardı ve sahayı terk ederlerdi. Burada ise devam etmeniz beklenir. İngiltere'ye bu yaklaşımla gelen çok oyuncu gördüm ve hepsinde aynı sonuç oluyor. Baktı ki birkaç ay sonra kimse yemiyor, o da değişip futbol oynamaya konsantre oluyor. Türk oyuncular topla gerçekten çok rahatlar ama.

Beşiktaş'taki bir sezon kariyerine ne kadar katkı yaptı?

Her zaman diyorum: Türkiye'deki bir sezonum beni futbolcu olarak yaratan sezondur. Bana tamamen futboluma konsantre olmam için bir fırsat verdi ve bunu iyi değerlendirdim.

Bugün aynı durumdaki genç bir İngilize aynı şeyi yapmasını tavsiye eder miydin?

Hiç kuşkusuz evet.

Peki Les, sevgili Hayatım Futbol okurlarına Gordon Milne'in nasıl bir hoca olduğun anlatır mısın?