Bir Önceki Sayfa

İki tarafı da üzüyor; belki hiç oynanmamalıydı o oyun, kazanan bir üçüncü taraf galiba ama oynamamak diye bir şans yoktu ki.

İki taraf da seviniyor, en iyisi, denklikten mutluluk çıkması, oyun bitti yine de, belki tam da bitmesi gerektiği anda. Bir taraf seviniyor, bir taraf üzülüyor; daha güçlü görünen, kazanamadığı için üzülüyor, daha güçsüz görünen kaybetmediği için seviniyor; öyle oyunlar da var ki, daha güçlü görünen beraberliğe razı, güçsüz görünen galibiyet için bastırıyor, olmuyor..

Denge oyunu. Tribünü sevinçle, üzüntüyle ya da ne sevinçli ne üzgün terk ederken, beraberliğin niçin zafer olduğu, niçin yenilgi sayıldığı geçiyor kafadan.

Denklik, üzüntü, sevinç, güç, güçsüzlük, güçlünün beraberliğe oynaması, denge, dengesizlik, kanaatkarlık, kader. Son düdük duyulmuş, oyun bitmiş, beraberliği kimse bozamaz artık ama yeni oyunlar başlayacak, denge oyunu sürecek. Hayat.

Çocuklar sık sık maça götürülmeli.

İlk düdüğün ve son düdüğün anlamı, yenilgiye çalınmış son düdükten sonra ısrar etmenin anlamsızlığı; uzatmadan raconuyla tribün boşaltabilmenin onuru, ardından yeni oyun için tekrar tribüne gelme inadındaki temizlik.

Kazanınca da tribünü boşaltabilmek, en önemli galibiyetten sonra bile yine gidilecek yere gidildiğini görmek, uzun sevinçle sarkıtılmış sevincin farkı, son düdükle ilan edilmiş galibiyetin bir sonraki oyunun ilk düdüğüne kadar süren hükmü, hükmün bittiği noktadaki yeni umut, korku ve heyecan.

Beraberliğin hikmeti, denkliğin kimi niçin üzdüğünü kimi niçin sevindirdiğini düşünmek, güç dengeleri, dengesizlik, beraberliğe razı olmak diye bir şey, galibiyete oynayan güçlüler, beraberliğe razı olmayan güçsüzler ve tabii ki tersi, yetinmek, yetinmemek.

 

Kimsenin kazanmadığı, tarafların baştan kaybetmiş olduğu, aynı kaderi paylaşmaya beraberlik denen bir sürü oyun.

Kimi zaman, iyi bir sayının, iki düdük arasındaki bir gol sevincinin son düdükle ilan edilecek galibiyetten daha güzel, daha anlamlı olduğunu anlayabilmek.

Hayat, yeni.

Maça götürülen çocuklar, hepsini görebilir, hepsini yaşayabilir bunların. Uzun nutuklarla baymadan, ağır hayat dersleri vermeden ve çocuk henüz hayatın sayısız oyun çeşidi arasında parçalanacak kadar büyümeden. Görebilir, sezebilir, anlayabilir, öğrenebilir.

Yalnızca yenilginin ardından tribünü boşaltabilmeyi öğrense, bu bile önemli bir şey. Yalnızca son düdük sesini tanısa bu bile iyi bir şey. Yalnızca beraberlik üzerine biraz kafa yorsa, bu bile güzel bir şey.

Diyelim ki hiçbirini anlayamadı, göremedi, sezemedi. Hayatı tribünde geçip de anlayamamış, görememiş, sezememiş bir sürü insan gibi.

Maç seyretmiş olur hiç değişse. Belki en güzeli.

Çocuklarımızı maça götürmeliyiz!


Bir Sonraki Sayfa
Sayı 7 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98-100-102-104-106-108-110-112