Bir Önceki Sayfa

Ama konu kazanmayı, berabere kalmayı, kaybetmeyi bilmekse, çok da fark etmiyor seyircilikle oyunculuk.

Tribün bir simge sonuçta, önemli bir simge yine de.

Mağlubiyetin ardından tribünü boşaltabilmek. Oyun bitmişse, sonuç değişmeyecekse, tribünü boşaltmayıp da ne yapacaksınız. Son bir şans? Son bir fırsat? Olmaz çoğunlukla. Diyelim ki o şans verildi, oyun bitmişse, son düdük duyulmuşsa, son şans denen şey son eziyettir aslında. Hiçbir şeyi değiştirmeyecek bir yalan zaman dilimi. Boş sahada yalnız bir top. Yenilmişliğinizi daha çok hissettirecek, onurunuzu darbelere daha bir açacak sahte fırsat.

Tribünde ya da sahada daha fazla kalmanın hiçbir anlamı yoktur. Gitmek, çekip gitmek en iyisi. Mağlubiyetin derin raconu, onur.. Son düdük duyulmuşsa eğer.

Ve temiz bir inat ya da vefa ya da yine onur ya da hepsi. Ertesi hafta yine gelirsiniz tribüne. İlk düdükle son düdük arasında akacak bir oyun daha. Size hediye edilmiş zaman değil, hakkınız olan yeni oyun süresi. Bir hafta öncesinin burukluğu, evet, var. Ama boşaltmışsınız tribünü, onurunuzla, yenilginin raconuyla çekip gitmişsiniz ve kazanacağınız ya da kaybedeceğiniz yeni bir oyun için ilk düdüğü bekliyorsunuz. Umut, tazelenme, direnç.

Mağlubiyetin ardından tribünü boşaltabilmek. Oyun bitmişse, sonuç değişmeyecekse, tribünü boşaltmayıp da ne yapacaksınız. Son bir şans? Son bir fırsat? Olmaz çoğunlukla.
Diyelim ki o şans verildi,
oyun bitmişse, son düdük duyulmuşsa, son şans denen şey son eziyettir aslında.

Galibiyet sevinci. O ne kadar sürer? Maç bitmiş, beş dakika, on dakika, bilemediniz yarım saat. Tribünü boşalttıktan sonra bir saat, bir gece, iki gece. Ne kadar uzatsanız sevinci, o hep aynı galibiyetin sevincidir. Bin şarkı söyleseniz tribünde, ne skor levhasına çeyrek gol, çeyrek sayı eklenecektir, ne size yeni bir galibiyet hediye edilecektir. Son düdük duyulmuş, oyun bitmiştir çünkü. Ve hayatta daha bir sürü son düdük çalınacaktır.

Ertesi hafta yine geldiğinizde tribüne, sizin de moraliniz daha yüksek güveniniz daha yerindedir, oyuncuların da. Bir hafta önceki mutluluk henüz çok taze içinizde. Ama ilk düdük çalındığında. Yeni bir oyun başlamıştır ve ne kaleniz daha küçüktür, ne potanız daha yüksek. En önemli, en unutulmaz galibiyetlerin; uzun, çok uzun sürmüş zafer sarhoşluklarının hükmü yoktur bir sonraki oyun üzerinde. Her galibiyetten sonra yeni bir oyun başladığını hatırlarsınız.

 

Anlarsınız ki, sevinmek güzeldir ama ne kadar uzatsanız galibiyet sevincini, o oyun bitmiştir, an gelip tribünü boşaltacaksınızdır, an gelip sokakları boşaltacaksınızdır, gideceğiniz yere doğru.

Sonra yeni bir oyun başlayacaktır. Galibiyeti raconuyla yaşamak, zaferin geçiciliğini bilmek, efendilik belki bir anlamıyla, olgunluk, hazım süresini gereksiz yere sarkıtmamak.

Ve beraberlik. Sevindiren, üzen ya da fazla etkilemeyen beraberlikler. Hepsine giden yol yine bir ilk düdükle bir son düdüğün arasındadır, yine tribünü boşaltmak gerekir, yine her beraberliğin ardından yeni bir oyun başlar. Ama bir yönüyle farklıdır beraberlik, düşüncenin duyguya en uzun mesafede eşlik ettiği sonuçtur. Eşit sayıda gol, eşit sayıda puan. İki tarafa da bir şey ifade etmiyor; çok anlamsız bir oyun olmuş.

Bir Sonraki Sayfa
Sayı 7 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98-100-102-104-106-108-110-112