|
Deco gibi transfer yoluyla kulübe getirmiş olsa, toplam maliyet muhtemelen 100-150 milyon avro dolayında olabilirdi. Belki ilk yıllarda La Masia'ya dökülen para çok büyük gelmiş ve çok uzun vadeli, hayalperest bir yatırımmış gibi görülmüş olabilir. Ama sonuçlar ortada ve o gün yatırılan her avro, bugün belki 40, belki 50 milyon avro olarak geri dönmüş durumda kulübe.
Bir de şu konu var. Altyapı illa bir sporcuyu sıfırdan alıp yetiştirmek midir? Bir çocuğu sıfırdan alıp yetiştirmezseniz, o futbolcu kulübünüzün altyapısından sayılır mı sayılmaz mı? Ülkemizde büyük kulüplerimizin aslında futbolcu yetiştirmediği, yetişmiş oyuncuları altyapılarına transfer ederek bir nevi göz boyamacılık yaptıkları konuşulur. Örnek olarak Fenerbahçeli Semih Şentürk verilir bazen, bazen de Emre Belözoğlu.
Evet, doğrudur. Ne Semih Şentürk'ü Fenerbahçe, ne de Emre Belözoğlu'nu Galatasaray sıfırdan yetiştirmemiştir. Eğer "biz yetiştirdik" iddiasında iseler yanlış yapıyorlardır. Peki bu altyapı açısından göz boyamacılık mıdır? Bence değildir. Her iki kulüp de, gelecek vaat eden bu iki genç futbolcuyu, çok düşük maliyetlerle küçük yaşlarda bünyelerine katmış ve aldıkları bu riskin karşılığını ileride çok büyük transfer bedelleriyle bu oyuncuları kadrolarına dahil etmekten kurtularak görmüşlerdir. Emre için de, Semih için de zamanında, aynen Barcelona'nın Messi'de aldığı gibi bir risk alınmıştır. Ancak bazen de bazı çocuklar için o risk alınmayabilir. Denemede biraz fazla heyecanlanan ve ayakları tutulan ya da o gün üşüterek hasta olan bir çocuk, çok fazla ço-
|
Önemli olan; kulüplerin altyapılarını, gerek eğitim verecek kadrolar, gerek kullanılacak sahalar ve ekipman, ve gerekse genç yaştaki bu çocukların ihtiyaç duyacağı diğer unsurlarla donatmaları ve sonra da uygun gördükleri gençleri, ister sekiz, isterse 14 yaşında altyapı organizasyonlarına kazandırmaları ve bu gençlere yatırım yapmalarıdır.
cukla ilgilenmek zorunda olan altyapı eğitmenlerinin gözünden kaçabilir. Ama sonrasında Caner Erkin gibi serpilip gelişip tekrar karşınıza çıkabilirler. Bu gerek ülkemizde, gerekse yurtdışında yaşanan bir futbol gerçeğidir. Önemli olan; kulüplerin altyapılarını, gerek eğitim verecek kadrolar, gerek kullanılacak sahalar ve ekipman, ve gerekse genç yaştaki bu çocukların ihtiyaç duyacağı diğer unsurlarla donatmaları ve sonra da uygun gördükleri gençleri, ister sekiz, isterse 14 yaşında altyapı organizasyonlarına kazandırmaları ve bu gençlere yatırım yapmalarıdır.
Türkiye ve madalyonun iki yüzü
Bu saydıklarımız yavaş yavaş da olsa ülkemizde de uygulanmaya başlamıştır. Belki La Masia ve Clairefontaine veya İngiltere'deki
|
|
|

futbol akademileri kalitesinde veya Ajax altyapısı düzeyinde organize değil kulüplerimiz. Ama bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.
Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Yani Caner Erkin gibi, futbolla çok ilgili, çocuğunun futbolculuk kariyeri için uğraşan bir baba, amca ya da dayıya sahip olmayan, her seferinde Edremit olmasa da, ülkenin çeşitli küçük beldelerinde yaşayan, büyüyen ve zaman içinde kaybolan yetenekler var. Onlar, Nuri Şahin'in yerel takımı RSV Meinerzhagen gibi bir takım göremiyorlar. Bir profesyonel alt yapı eğitmeni çıkmıyor karşılarına. Bunun bir meslek olduğu dahi henüz ülkemizde bilinmiyor. Bir gün halı saha maçını seyreden
|
bir antrenörün 18 yaşındaki Tuncay Şanlı'y ıfark etmesi, başka bir gün maçta kalecisi sakatlanan bir antrenörün, kenarda bekleyen uzun boylu belki forvet oynayan 19'luk Rüştü'ye "hadi kaleye geç" demesine bakıyor çoğunlukla futbolumuz. İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da belki biraz daha kolay fark edilmek ya da bir yerlerde bir takımda oynamak. Ama ya Edremit'te, Korkuteli'nde, Tunceli'de? Bir baba, bir amca, bir dayı lazım ki elinden tutsun çocuğun... Oysa Rexach amcası gitmiş Arjantin'de bulmuş küçük Lionel'i. Hem de hastalığına rağmen. Herhalde vahiy gelmemiştir. Muhtemelen FC Barcelona'nın özenle kurmuş olduğu 'scouting' sisteminin tespit ve rapor ettiği çocuklardandır küçük Arjantinli Lionel. Ve Rexach amca, atlayıp uçağa gidip bakmıştır rapor edilen afacana. Ve beğenip getirmiştir La Masia'ya.
O halde alt yapının bir diğer önemli unsuru da 'scouting'dir. Ama ahbap çavuş ilişkilerine bakmayan, işinin ehli, yeteneği gerçekten görünce anlayan, çocukları tanıyan, belki de bu konuda eğitim verilmiş kişilerden oluşan ve kulüp adına her tarafı tarayacak bir ekip. Kendisi de yeteneklilerden oluşan bir yetenek izleme ekibi.
Altyapı işi, öyle alt yapı denip de geçilecek iş değil. Yatırım ister, sabır ister, özen ister. Aynı, çocukları ilkokuldan başlayıp, üniversiteye gelene kadar eğitmek gibi. Çocuklarına ilk ve orta eğitimi vermekte zorlanan bir ülkede futbol altyapısının hemen ve hakkıyla kurulmasını beklemek ne kadar makul olabilir ki?
|
|
|