|
hakkında hiç bilgilendirilmediği için kendini bir anda kötü çocuk ilan edilmiş olarak buldu.
Oysa adada büyük kavgalar ve cesur yürekli siyahi futbolcuların futbol tutkusu sayesinde her şey değişti. 1950'lerde olduğu gibi maç sunucuları "and the nigger runs with the ball" demiyor ve bu futbolculara tribünlerden hakaretler ve yabancı maddeler yağmıyor. Ender yaşanan ırkçılık vakalarının üzerine de futbol cemaati yıldırım gibi düşüyor, ceza verirken hiç taviz vermiyor.
İngiltere'nin belki de ilk siyahi milli futbolcusu, 1920 ile 1935 yılları arasında 400'ün üzerinde gol atan Jack Leslie olacaktı. Londra doğumlu Leslie'nin Plymouth Argyle'daki teknik direktörü Bob Jack ona müjdeli haberi verir. Ancak sonra federasyonda bir karışıklık yaşandığı anlaşılır. Leslie'ye yapılan davet geri alınır. "Coloured", yani "renkli" olduğu sonradan anlaşılır, bu yüzden de Leslie İngiltere milli formasını sırtına geçiremeyecektir...
Ama hangi spor olursa olsun, kitleleri mest eden üstün kabiliyet sayesinde bütün bariyerler yıkılıyor. Viv Anderson, milli takıma seçilen ilk siyahi oyuncu olmuştu. Ondan sonra John Barnes gibi isimler İngiltere'nin en iyileri arasında yer alınca, o ırkçı taraftarlar ya görüşlerini zorla değiştirmek zorunda, ya da utançtan seslerini kısmak zorunda kaldı. Ancak futbolun patronları için de ırkçılık suçlamaları yapılınca, sorunun ciddiyeti gözler
|
önüne serilmiş oluyor. Gazeteci Vivek Chaudhary'nin 24 Ocak 2004'teki yazısında, eski bir İngiltere teknik direktörünün bir anti-ırkçılık yemeğinde etrafındakilere özel olarak yaptığı sohbette, teknik direktörlük zamanında İngiltere futbol federasyonu FA'in "iki üst yöneticisinin" bulunduğu bir toplantıya çağırıldığını ve burada kendisine takımını "çoğunlukla beyaz futbolculardan" kurulmasının söylendiği belirtiliyor. Yazısından anlaşıldığı kadarıyla da, bu teknik direktörün adı Graham Taylor. Yani, 1990-1993 yılları arasında bile ırkçılık en tehlikeli yerde hakim durumdaydı.
Yukarıdaki örnek, göz önünde olmayan, gizli kalan bir ırkçılık olarak tarihe geçti. Bu tür ırkçılık da, kadro kurulmalarında, yapılan transferlerde, takımların içinde ve taraftar grupları içinde mutlaka hala mevcut. Bariz bir ırkçılık gösterisi olduğunda ise, örneğin Leedsli yıllarında Lee Bowyer ve Jonathan Woodgate'te olduğu gibi, kariyer değiştirecek durumlar oluşabiliyor.

|
|
|
Bu iki futbolcu hiç olmazsa profesyonel futbol kariyerlerine devam edebildiler. Cezaları kimilerine göre hafifti. Ama eski Manchester United ve Barcelona teknik direktörü Ron Atkinson'un canlı yayındaki gafı, bütün medyadaki sözleşmelerinin ani feshini getirdi. 2004 Şampiyonlar Ligi'nde, Chelsea'nin Monaco ile maçında, devre arasında İngiltere'de yayında olmadıkları bir zamanda, hala mikrofon başında olan Atkinson, Chelsea'nin Fransız stoperi Marcel Desailly için "fucking lazy, thick nigger" (tembel, aptal zenci) cümlesini sarfeder. Yayın o anda uydu vasıtasıyla reklamsız olarak başka ülkelerde devam ettiği için, söyledikleri birçok izleyiciye aynen nakledilir. Skandaldan anında haberdar olan İngiltere kamuoyu ve medyası, Atkinson'a saldırmaya başlar ve The Guardian gazetesi ve ITV kuruluşlarındaki yorumculuk işlerine anında son verilir.
Atkinson birkaç sene sonra düşük bütçeli, futbolla alakasız programlarda görülmeye başlar.
İngiltere'de daha birçok ırkçılık örneği bulunabilir. Bunlar azaldıkça, yapılan herhangi bir ırkçı eyleme tepki büyük olacaktır. Eğer Emre suçlu bulunursa, bu hem İngiltere'deki kariyerini sonlandırır, hem de Türk futbolunun bu ülkede zaten zedelenmiş imajını daha da beter hale getirir. İtalya'da, Türkiye'de tepki almadan söylenen çirkin hakaretler, gerçek anlamda çok-kültürlü bir toplumda haklı olarak kabul görmüyor. Bunu kimse Emre'ye söylemedi mi?
|
 |
|
|