Tam da ortasında futbol hayatımızın. İzlemekten keyif aldığımız; iyi bir futbol, güzel bir gol için dilendiğimiz, oynayanlarına methiyeler düzdüğümüz, yollarına paralar döktüğümüz, mutlulukları üstlendiğimiz, üzüntülere ortak olduğumuz bir oyun yani; güzel oyun. Hiç bitmesin istenilen maçların, tekrar tekrar izlenen gollerin, zaferlerin sarhoşluklarındaki zamanın bir ömür boyu yadigar kaldığı bir sosyal olgu. Filelerle kavuşmasında mest olduğumuz meşin yuvarlak ise gün geliyor, kötü anılar bırakıyor bizlere. Kaybedilen bir maçtan, görülen kırmızı karttan, ellerden kayıp giden kupadan çok daha kötü anılar. İnsanların canını alabiliyor.
Futbolu elbette, güzellikleriyle, verdiği keyifle hatırlamayı tercih ediyoruz; aynen hayatta olduğu gibi. Ama özellikle İtalya'daki son olaylarla futbolun gündemine tekrar oturan stadyum güvenliği konusunda geçmişimizdeki kötü anıları konuşalım istedik.
1960'lar - Türk futbolunda değişim
1967'de yaşanan Kayseri-Sivas faciasını konuşmadan önce, şartları bu seviyeye getiren gelişmelere kısaca değinmek gerek. 1960'ların ortalarında ikinci ligin kurulması ve Futbol Federasyonu başkanı Orhan Şeref Apak'un şehir şehir gezerek il kulüpleri kurulması yolundaki teşvikleri neticesinde Anadolu'da hemen her şehrin bir takımı oldu.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda takdirle karşılayabileceğimiz bu hareket, kısa vadede