Bir Önceki Sayfa

Fenerbahçe maçlarına düzenli olarak giden bir taraftarın söyledikleri daha çok gözleme dayanıyor:

"Birincisi, durumu Genç Fenerbahçeliler ve Esenler grubu arasındaki olayla açıklamak doğru değil. Olayın taraflarından birinin Genç Fenerbahçeliler olduğu doğru. Üsküdar-Bağlarbaşı tayfası da Gfb'nin yanında. Karşı taraftaki grup ise bir semtler topluluğu. Bu grupta Bahçelievler (Dede İsmail), Esenler gruplarıyla Kurt Metin ve Pepe Metin'in grupları var. Bu grubun en ağır ismi de İsmail Abi."

"Neler olduğunu, olayın neden çıktığını bilen sayısı çok az. Bazıları rant diyor, ama ben buna inanmıyorum. Bir ihtimal şu olabilir. Bursa maçında bütün tribün grupları eski maraton tribünün ruhunu yakalayabilmek için ve takımı ıslıklayanları protesto etmek için Migros Açık'ta toplanmıştı. Ama o gün içeri saydığım gruplar da geldiler. Söylentilere göre bu gruplar ayrı bir kapıdan bedavaya ve aranmadan girmişler."

"Belki de gerçekten Başkan, o gün bizim onu protesto edeceğimizi düşündü ve bu grupları buraya yolladı. Sonrasında da geri çekemedi ve bir iktidar savaşı ortaya çıktı. Ama dediğim gibi gerçeklerin tamamını hiç kimse bilmiyor. Belki de tüm yaşananların hepsi tribünden tamamen bağımsız olarak, gövde gösterisi yapmak isteyen bir kabadayı-mafya topluluğunun işi. Bu bile olabilir"

"Önlemler Türk kültürüne aykırı"
Olayların ardından Fenerbahçe yönetimi, suçu Emniyet Müdürlüğü'ne pasladı. Emniyet bu pası göğsünde yumuşatıp topu evine götürdü, sakladı. Kesici ve delici alet bulamadıklarını söylüyordu Emniyet. Sonra birkaç gözaltına alma haberi geldi. Oysa futbolun sosyal boyutları, şiddetle olan ilişkisi yine göz ardı ediliyordu.

Adli bir vaka gibi yaklaşılıyordu olaylara. Hoş, Avrupa'daki uygulamalardan örnek alındığı zamanları da yaşadı Türk futbolu. Bu uygulamalar da hüsranla sonuçlandı. Stat merdivenlerinde kimse oturmayacaktı artık. Bu bölümlerin dolu olması halinde maç başlatılmayacaktı. Herkes biletinde gösterilen koltukta oturacaktı.

Ve uygulamalar başladı. Tribünlerin ıslıkları arasında merdivenler boşaltılıyor, maçlar geç başlıyordu. Tribün davranışlarını umursayan yoktu. Tribünden bir ses yıllardır maç izlemenin alışkanlıklarıyla bu durumun tutarsızlığını şöyle ortaya koyuyordu:

"Taraftar gruplarının bulunduğu yerlerde elbette bir kişilik alanda bir kişi yok. Ama bu durumun izdihama yol açmasına imkân yok. Sonuçta bu gruplardaki kişiler tribünde nasıl hareket edeceklerini yılların birikimiyle özümsemiş kişiler. Orada ters bir şey olması, boş tribünlerde bir şey olmasından daha zor. Oturarak maç seyredilmesi sağlanırsa bazı sorunların çözüleceğini sananlar var. "

 

"Ancak bu Türk tribün kültürüne aykırı bir durum. Türk taraftarı bağıracak, çağıracak. Her ülkenin kendi insanına göre statlarında çeşitli davranış şekilleri var. Bizim de kimseyi örnek almamız gerekmiyor. Mesela İngilizler gibi sürekli ıslık, uğultu oluşturmak isteyenler var. Hayır bu bize uymaz. Yabancı futbolcular 90 dakika tezahürata hayran kalıyorlar. Neden böyle bir geleneği yıkalım ki?"

Bu sözler tribünün kendine ait kültürünü yansıtan bazı örnekler. Devletin yurtdışından kopya ederek uygulamaya çalıştığı önlemlerin neden işe yaramadığını gösteren nedenlerden yalnızca biri.

Kimse suçlu değil!
Tüm bunlarla birlikte uygulamaya konulan yaratıcı önlemler de olayların önüne geçemiyor. 2002-2003 sezonunda Fenerbahçe-Galatasaray maçının ardından alınan deplasmanlara seyirci götürmeme kararının ömrü uzun olmadığı gibi bu önlem hiçbir yarar getirmedi. Taraftarların yan yana maç seyrettiği günlerden bugünlere gelinen bu nokta, oldukça düşündürücüydü. Oysa dönemin Emniyet İl Müdürü Hasan Özdemir "Meydanı çapulculara bırakmayacağız. Söz veriyorum, bir daha asla bu olaylar yaşanmayacak diyordu." Ve o dönem kulüplerin taraftar derneklerine parasal destek sağladığı yolunda haberler ayyuka


Bir Sonraki Sayfa
Sayı 7 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98-100-102-104-106-108-110-112