|
|
Gerçekten sevilen futbol mu yoksa başarıya endeksli bir taraftarlık numarası mı var ülkemizde? Ne derece sadığız, tribünlerde manasını düşünmediğimiz tezahüratlara katılırken? Futbolu seviyor muyuz?
Ahmet Yavuz |
Sen şampiyon olmasan da..
Kupaları almasan da.. Seviyoruz işte, var mı diyeceğin?..
Bu tezahüratla hep bir ağızdan yalan söylüyoruz. Zaten sevinç haykırışlarından ya da hakaret tezahüratlarından daha gür bir ses değil bu. Gönülden söyleyerek başlatanlara yarım ağız verilen destek.
İki kişi tartışıyor biryerlerde. O birisine takım böyle oynamalıydı diyor. Diğeri karşıdakini dinlemeden nasıl olması gerektiğini hararetli hararetli anlatıyor. O an akla gelen, birbirini tahrik eden bütün düşünceler dökülüyor, önceden düşünülmüş, düşünülmemiş; hepsi.
|
Konuya konu olan futbol akılda yok artık. Hedef karşı tarafa bir üstünlük sağlamak. "Sen ne anlatıyorsun sabahtan beri cahil herif! Dinle beni de, bir iki şey öğren!"
Ülkemizde popüler olan her konuda, herkes çok meraklıdır konuşmaya. Kazanınca karşı takım seyircisini yolda görmenin hazzı büyüktür. Hatta bazıları için yolda görünce dövmek sevap. Onlar için futbolun cazibesi kazanmak ve kaybetmekte. İddaa gibi bahis oyunlarının yaygınlaşmasıyla, daha önce ismini duymadığımız birçok takımın bir sonraki hafta ne yapacağı konusunda tahminlerde bulunmaya başladık. Avrupa maçlarını yayınlayan TV kanalları hiçbir
|
|
|
 |
zaman ulaşamadığı maç reytinglerine ulaştı bu yıl. Bu durumun asıl hizmeti futbola mı yoksa hırsa mı, orası tartışmalı. Para, esirlerinden biri olan futbolu kıskıvrak yakaladı artık. Türkiye'de sade futbolu kimse sevmez. Dünyanın en iyi futbolcuları gelir, kimsenin umrunda değil. "Geliyorlarsa bana mı geliyorlar? Akşam tavla aticaz bacanakla." Tavla sırasında "Ne olacak bu Fenerbahçe'nin hali?" konuşulur. Bilet fiyatlarını bahane ederek maça gitmeyenler evde rakılı alemlerle televizyon karşısında koşmayan oyuncuya "Ben senden daha çok koşarım ulan!" şeklinde seslenirler. Bir de soğuktan şikayetçi olanlar vardır ki onların sahada ter döken futbolcuda kusur bulmaları bana çok anlamsız gelir.
Polemikler çok sevilir. Gündeme bomba gibi düşen haberler izlenme rekorları kırar. Bu konuda yazan çizenler TV'lerde gazetelerde başroldedirler. Sürekli birilerinin açıkları aranır. Geçmişleri sorgulanır. Eleştirdiğimiz gelin-kaynana programlarındaki düzeyden geri kalınmaz. Bugüne kadar izleyicinin kendisi sadece şiddetle gündeme gelebilmiştir. Ya da vefasızlık örnekleriyle. Türk taraftarı takımının futbolundan çabuk sıkılır.
Sahada takımını seyretmekten ziyade, oynanmasını düşündüğü futbolu görmekten zevk alır. Kazanmanın verdiği hazdan başka bir durum onu futbola bağlamaz birçoğu için. Zaferlerde kendini sokağa atar, göbek atar, kurşun atar. Mevcut şartlarda asıl konu futbol değildir. Kendini sevdiren top değil, taraf olmaktır.
|
İnsanın bir tarafı desteklemesi elbette güzel. İşe futbol sevgisiyle başlayınca zaten taraf olmak kaçınılmaz. Ancak taraf olmanın bazı sorumlulukları var.
İşte futbolu sevmek, kötü gündeki sorumlulukları karşılayabilmek için gereken gücü sağlıyor. İşe iyi yönünden bakmayı daha da kolaylaştırıyor.
Başarısızlıkları silip atmayı düşünmek yerine, olanlardan ders alınması gerektiğinin daha da çok farkına varıyor insan.
Büyük kalabalıklar, zaman zaman yaşanan toplumsal coşkular ya da milli maçların televizyonlardaki izlenme oranları Türkiye'de futbolun sevildiğinin kanıtı değildir. Bir derbi maçının Türkiye'de yarattığı şaşalı şölen havası da aldatıcı. Futbol üzerine konuşulanların çoğu sıradan, tartışılanların birçoğu sığ.
Türkiye'nin futboldan anlamadığını söylemek, sevdiğini söylemekten daha mantıklı.

|
|