topları daha yararlı kullanışı gibi faktörler entegre edilmek istendi Avrupa'da. Yani kısacası mükemmellik için yatırımlar yapıldı. Futbol daha sertleşti, hızlandı ve bunu teknik ve taktik yaratıcılıkla birleştiren kulüpler başarılı oldu. Barcelona ve Milan en güzel örnekler. 90'lı yılların başında farklı ülkelerden farklı oyuncular, mentaliteler birleştirildi ve başarılı hocalar altında bir sinerji yaratıldı. Artık İngilizler sadece sert futbol oynayıp bir yere gelemeyecekti. Avrupa bunu aşmıştı ve İngiltere'nin de kendi içinde bir devrime girmesi lazımdı.
Fakat bazı şeyler hiç değişmez. Görüyoruz ki grassroots futbolunda sorunlar devamlı. Yukarıya yansıması aynı zamanda yabancı transferinin artması ile zorlaştı. Premier League kulüpleri bütün yaratıcı oyuncu ihtiyaçlarını yabancılarla gideriyorlar. Tarihsel sıraya göre sıralandırırsak Eric Cantona, David Ginola, Dennis Bergkamp, Paolo Di Canio, Gianfranco Zola, Jay Jay Okocha, Cristiano Ronaldo en iyi örnekler. Bu oyuncuların seviyesinde İngiliz oyuncu hiç mi yok? Sadece kuzey ülkesi olduğu için 10 numaraları yabancılara vermeye mi mahkum? Bence hayır. Ben bunu en alt seviyede gördüm. Her yanı ile komple oyuncular var. Tabi ki Brezilyalılar'la yarışmaları mümkün değil ama harika yetenekler mevcut. Onlar ya biçiliyor ya da futboldan uzaklaşıyor ve başka işlere bulaşıyor.
Yerel bir kulübün 18 yaş altı bir takımına yazıldığımda yedek olarak ilk maçıma çıkmadan saniyeler önce hocamın |
söylediklerini buraya aktarırsam sanırım konuya katkı sağlamış olacağım. Takımla birkaç antrenmana çıktıktan sonra lisansımın yetişmesiyle bir derbi maçının kadrosuna girebildim. Berabere giden bir maçın son dakikalarına doğru hoca beni ısınmaya yolladı sonra yanına çağırdı ve çıkacak oyuncu saha kenarına yaklaşırken bana şu soruyu sordu: "Can you tackle? (Top kazanabiliyor musun?)" Soruyu komik bulduğumdan ve yaşımın verdiği şımarıklıktan olsa gerek ki, cevabım hafif gülümseyerek "a little (biraz)" oldu. Sonuçta ben sahaya kazanma şansımızı yükseltmek için sürülüyordum. Sırtıma 'hadi koçum' tokadından sonra sahaya koştum. Girdikten kısa bir sonra ise kazanan golün pasını attım ve çok sıkı bir takımı 1-0 yenmenin sevincini yaşadık. Bundan sonraki maçta ise hoca yoktu ve genç yardımcısı devraldı. Beni forvet arkası oynattı. Ancak as hoca geri dönünce gördüm ki, işler pek umduğum gibi gitmeyecekti. İlk 11'i bırakın kadroda bile değildim. Birkaç haftasonu böyle geçti ve zaten de ligler kötü hava şartları yüzünden oluşan aşırı sayıdaki iptal edilmiş maçlar yüzünden erken bitirildi. Herhalde hoca maçları kazanmak yerine topları kazanıp harcamayı daha önemli buluyordu. Her hafta oynattığı orta saha oyuncusunun topları her alışında havaya dikmesinin bana boyun ağrısı verdiğini düşünürsem bu sonuca varıyorum...
Problemin bir özeti bu. Peki çözüm nedir? Bunu İngilizler akademilerde buldular. Büyük kulüpler artık daha az küçük kulüpler ve onların oyuncularını aldıkları
|