Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mart 2005   Hayatım Futbol / Mart 2005
Bir Sonraki Sayfa
İngiltere için hep yaratıcı oyuncu eksikliği var denilmiştir. Milli takımlar düzeyinde sadece belli dönemlerde skoru değiştirecek nitelikte oyuncular oynamıştır. Bu gerçeği bazen kendileri de kabul eder ama çoğu zaman görmemezlikten gelir, ama bir yetenek piyasaya çıktığı zaman da heyecanlarını saklayamazlar. Peki durum adada neden böyle?
Alp Ayhan
Her zamanki gibi sorunun köküne inerek cevabı bulabiliriz. 'Grassroots' football dedikleri, yani 'çim kökü' futbolu, kötü veya iyinin başlangıcı. İngiltere'nin her şehir ve kasabasında her yaş için takımlar mevcut. Her yerde dümdüz çayırlar ve üzerlerine hazırlanmış maç sahaları. Buraya taşındığımdan beri bu takımlarda ilk elden tecrübe sahibi oldum ve gördüm ki, bazı gençler ve büyükler içinde bulundukları durumu fazla ciddiye almıyor veya fazla ciddiye alıyor. Kısacası bir bakış açısı sendromu var.

Peki bu durum yaratıcı oyuncuları nasıl etkiliyor? Bugün nasıl Alex'e koşmadığı için eleştiri yapılıyorsa durum grassroots İngiltere'de de aynı. 10 numaralar hiç çıkmıyor mu İngiltere'de?

Çıkıyor tabi. Paul Gascoigne çok iyi bir örnek. En son da Wayne Rooney fırtınası esiyor. Bu oyuncular zor dönemler geçirdiler. İngiltere'de bir futbolcudan belli şeyler beklenir, yöresel genç takımlarda bile. Fiziksel açıdan diri olmanız bir şart. Bunun yanında yaratıcı özellikleriniz ikinci planda kalıyor. Hocalar risk almakta tereddütteler. Bu vizyon genel olarak her kesimde mevcut. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, sert müdaheleler ve topu uzaklaştırmak (kazanmak demek yanlış olur) bir maç esnasında en önemli şeyler. Futbol bu şekilde monoton bir hal alıyor ve yaratıcılık sertlik için bastırılmış oluyor. Arada çıkan yaratıcı oyuncuları bekleyen kesin bir sertlik var. Yaratıcı olduğunuz an sakatlık riski artıyor. İngiliz mentalitesinin bir parçası da yaratıcı oyuncuları biçmek,
maç sonrası bununla gurur duymaktır. Yaratıcı oyuncular bu durumda çok zor maçlar geçiriyorlar veya ortadan kayboluyorlar ya da müthiş bir dirençle bir yerlere varıyorlar. Ama sanırım belli bir seviyeye gelirken psikolojileri çok değişiyor. Örneklere bakarsak, Gascoigne gibi aşırı hırsı yüzünden rakibine yapmış olduğu müdehaleyle kendini sakatlayıp kariyerini bitirmeyi başaran birini ve Rooney gibi sürekli antipatik hareketlerde bulunan genç bir oyuncuyu görmüş oluruz. Gençken de, yetişkinken de aynı sorun, aynı dert. County League veya Premier League, farketmez.

Başarılı olan İngiliz takımlarını inceleyelim ve bu vizyonu barındırıyorlar mı bir bakalım. Uluslararası açıdan bakarsak modern futbol miladından sonrasına göz atmalıyız. Yani futbolun artık bir endüstri olup, başarı için standartların yükselmeye başladığı an ve sonrasına. Bunun için kesin bir tarih koymak çok zor, ancak ben 80'li yılların sonlarına doğru ciddi bir değişimin olduğunu düşünüyorum. Uluslararası müsabakaların ödülleri ve getirileri artınca, futbolun popülerliğini reklam amaçlı kullanmak isteyen firmaların ilgisi artınca, sponsorluk daha ciddi haller alınca, medyanın büyümesi ile futbol daha çok kesime daha geniş bir şekilde ulaşmaya başlayınca takımlar artık en iyi performansı, en mükemmel futbol anlayışını, en iyi hocaları ve oyuncuları kovalamaya başladılar. İngiliz takımların Avrupa'daki başarılı yıllarından sonra Heysel faciasından sonra gelen ceza İngiltere futbolu için ayrı bir uçurum oldu.
Artık daha da gelişen Avrupa takımları İngilizler olmadan yükselecekti. Zaten teknik açıdan çok daha üstün olan İspanya ve İtalya futbolu artık başarıya daha da çok alışacaktı. Bu arada onlar da İngilizler'in futbol anlayışından faydalanmak istediler. Bobby Robson İspanya'ya gitti. David Platt İtalya'da oynadı. Gascoigne İtalya'da top koşturdu. Gary Lineker de Barcelona'da bir süre oynadı. İngiliz futbolunun taktiksel disiplini, fiziksel oyuna verdiği önem ve ölü