Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mart 2005   Hayatım Futbol / Mart 2005
Bir Sonraki Sayfa

Sonra biz hatayı gelen adamda bulup "Bu adam hiç iş bilmezmiş", "Bu da kofti çıktı" deyip, arkasından yuhalayıp gönderiyoruz.

Başka bir örnek vereyim ekonomi dünyasından. Geçtiğimiz günlerde IMF Avrupa masasına bakan nur yüzlü ihtiyar Michael Deppler'in bir demeci vardı. Deppler, Türkiye'nin ekonomik alanda çok ciddi badireler atlattığından dem vurdu ve bundan sonra geleceğe umutlu bakabileceğini söyledi. Bunun tek sebebinin ise, artık kitaba uygun hareket edilmesi olduğunu; bir ülkede olması gereken makroekonomik temellerin Türkiye'de artık oturtulduğunu, sistemleştirildiğini ve bunlar varken de ülkeye kolay kolay birşey olmayacağını belirtti.

Bunların yanında başka bir analoji yapmak istiyorum bizim futboldaki geri kalmışlığımızı düşünürken. Nasıl Türkiye'nin gelişiminde iç çekişmeler, bürokrasi, adaletsizlik hep engel gösteriliyorsa, futbolda da aynı şeyler söz konusu. Hastalıklarımız hayatın her alanına sirayet etmiş durumda. Futbol sahalarında hakemlerin eyyamı ayyuka çıkmış, büyük kulüpler biribirleriyle uğraşmaktan baska birşey yapmıyorlar, çok ciddi bir düşmanlık, iç çekişme ve bununla beraber gelen çirkin mücadele. Bunlar da bu geri kalmışlıkta ciddi faktörler.

Kısaca Türk futbolunun geriliğinin sebebi, parasızlık veya imkansızlık değil, kitabına

uygun hareket etmemek, cağın gelişimlerini elinin tersiyle itip, kendi bildiğini okumak hayatımızın birçok alanında olduğu gibi. Türk futbolunda çok ciddi reformlar gerekiyor. Bu işin kitabına uygun hareket etmeye başlanmalı biran önce, Türk tüccar mantığını, kestirmeden herşeyin en iyisini ben bilirim tavrını bir yana bırakıp.

Peki neler yapılabilir?. Görüldüğü gibi bu iş alttan olacak bir iş değil. Kulüp yöneticilerinin ciddi şekilde futbolun içinden gelmiş profesyonel insanları, ilgili makamlara koyup işlerine karışmaması gerek. Federasyonun bu yukarıda bahsi geçen problemleri iyice etüd edip, bu gelişmiş futbolu çok iyi bilen insanlarla çalışıp, çok temel reformları yapmaları gerek. Futbolcu yetişmesi, eğitimi tekrar gözden geçirilmeli, gerekli altyapı sağlanmalı. Futbolcularda profesyonel anlayış denen, disiplin ve bu işi meslek olarak görüp ciddi sorumluluk sahibi olmayı sağlayacak formasyon için adımlar atılmalı. Bunların yanında, bir anlamda derin futbol denebilecek, futbol dünyasında arka planda olan dümenlerin önlenip, sadece iyi oynayanın kazandığı ve bundan kimsenin şüphesinin olmadığı bir ortam hazırlanmalı. Bu problemler çözülmeden, biz her sene bir iki Avrupa devini yenip, kendi kendimizi rahatlatır, daha sonra elendiğimizde bu sene yine olmadı diye kendimizi yer dururuz. Futbol da hayatın diğer alanları gibi hızla gelişiyor ve bizim geri kaldığımızın farkına varmamız gerekiyor...


Burak Uzun


İlk şampiyonluğumuzu gördüğümde 13 yaşındaydım. TRT tek kanal. Pazar geceki spor proğramında "Şampiyonluğun Öyküsü" diye bir bölüm olurdu. Bizim öykümüz dramatikti. Seyrederken sevincim üzüntüye karışmış ve ağlamıştım. O yıldan sonra bir daha şampiyonluk hasreti çekmedik. 90'lı yıllar çok başarılı geçti. İbremiz neredeyse hep yukarı doğruydu. 90'lı yılları takip eden 2000 ise tam bir zafer yılı oldu. UEFA kupasını kaldırdığımız gece ilk şampiyonluktaki duyguları bir kez daha yaşadım.

2000 bir zirveydi. Düşmenin kaçınılmaz olduğu bir zirve. Avrupa'da başarının kolay ulaşılabilen bir hedef olarak kalamayacağının farkındaydık. Kadronun dağılmasından ve dibe vurmaktan korkuyorduk. Teknik direktör değişikliğine rağmen ilk iki sene korkulan olmadı. Şampiyonlar liginde iyi sonuçlar, içeride bir sene son anda kaybedilen, ertesi sene kazanılan şampiyonluk. Zayıflayan kadromuza rağmen iyi sonuçlardı. Bu
sırada yeni yönetim büyük hedefler koyup işbaşı yaptı. İlk icraatları eski hocamızı geri getirmek oldu. Ardarda gelen başarısız sonuçlar başlayan düşüşün habercisiydi. Kulübün bozuk mali tablosu, isabetsiz transferler ve içeride dışarıda başarısız sonuçlar. Bu gelişmeler sonucunda adeta dibe vurduk ve şampiyonluksuz geçen 14 yıldan beri en kötü seneyi geçirdik.

Yönetim eleştirileri dindirmek, taraftarın ağzına bir parmak bal çalmak için popülist bir hamle yaptı. Teknik direktörlük karnesi başarısız ama futbolculuğu ile taraftarın göz bebeği olmuş Hagi'ye görev verdi. Bu popülist plan tuttu ve taraftarımız Hagi'ye destek oldu. Rakiplerimizle karşılaştırınca mütevazi gözüken transferler çoğumuzun ümidini kırsa da iyi uyum sağladı. Şu anki durumumuz ve sıralamadaki yerimiz gerçekten sevindirici.

Bu sene gelinen noktada Hagi'nin hakkını teslim etmek gerek. 4-4-2 kurgusuyla maceradan uzak güzel bir sistem oturttu. Tomas-Song ikilisinin uyumuna Mondragon'un formu eklenince çok zor gol yiyen bir takım olduk. Hücum gücümüz fazla olmasa da Hakan ve Necati ikilisi şu ana kadar yeterli oldu. Zayıf rakibini ezemeyen ama güçlü rakibine ezilmeyen bir takımız. Sakaryaspor'la da, Fenerbahçe ve Trabzonspor'la da başabaş oynuyoruz. 100. yılımızda ibreyi tersine çevirmiş gibiyiz. Şampiyonluk olmasa bile ligi ikinci bitirip uzak kaldığımız Avrupa sahnesine bıraktığımız yerden dönmek istiyoruz. Umuyoruz ki, bu düşüş bitti ve çıkışa geçtik.