Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mart 2005   Hayatım Futbol / Mart 2005
Bir Sonraki Sayfa
Özellikle Şampiyonlar Ligi maçlarını izlediğimiz günlerden sonra insanın aklına ister istemez oynanan futbolu Türk Futboluyla karşılaştırmak geliyor ve her defasında hepimiz oynanan oyunun kötülüğünden dem vuruyoruz. Nedenlerini hiç düşünüp tartışıyor muyuz peki?

Barış Coşkun baris@hayatimfutbol.com

Bu haftaki şampiyonlar ligi maçlarını seyrettim ve arkasından kendi ligimizdeki maçlarla bir kıyaslama yapmaya çalıştım aklımda. Şampiyonlar ligi maçlarını seyrederken, müthiş bir seyir zevki yanında, futbolcuların kıyasıya mücadelesi, paslaşmaları, çalımları, yardımlaşmalarını gördükçe içinizden adeta "işte futbol bu!" demek geliyor. Sonra kendi ligimizdeki futbol kalitesini duşününce, insan ister istemez soruyor: Nedir bu adamların bizden fazlası?

Tamam belki çok paraları var, çok zenginler, dünyanın en iyi oyuncularını kulüplerinde topluyorlar. Ama açıklama bu değil diye düşünüyorum. Bana kalırsa, o paraları siz Türkiye'de harcarsanız, aynı tip

başarıyı elde edemezsiniz. Bu adamların bizden fazla olan birşeyleri var.

Bunları düşünürken aklıma, "Türkiye geri kalmış bir ülke" sözü geldi. Bu söz genelde bilim, sanayi, refah seviyesi, gelişmişlik, medeniyet bazında kullanılır. Ama şampiyonlar ligi maçlarıyla, lig maçlarımızı kıyasladığımda futbolda da aynı şeyin söz konusu olduğu çok belli gibi geldi... Aradığım cevap şu: Futbol kesinlikle çok gelişmiş bir spor. Ve Türkiye bu konuda çok geri. Bizim de bireysel başarılarımız olduğu doğru ama bu, ciddi bir ekol ve altyapı olmadığı için sadece bireysel bazda kalıyor.

Bunu anlamak için biraz analoji yapmaya davet ediyorum herkesi. Bilimi ele

alıyorum. Batıdaki bilim adamları kesinlikle çok çalışıyorlar her şeyden önce. Ama çalışmaktan kastım, verimli çalışmak. Belli bir çalışma yapmadan önce, konularıyla ilgili herşeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenip, öğrendikleri şeyleri kendi projelerinde nasıl uygulayacaklarının hesabını yapıyorlar kafalarında. Bununla beraber batıdaki futbol adamları ciddi şekilde, futbolu çok ciddi etüd etmiş çalışmalardan faydalanıyorlar. Taktiksel anlamda çok zengin bir dağarcık oluşmuş. Bizler hala defans bloku, hücum bloku diye düşünürken, bunlar bir sonraki aşamayı çoktan geçmiş gibiler. Teknik adamlarda böyle bir birikim bulunurken, futbolcularının ise yine eğitimden gelen müthiş bir futbol altyapıları var ve bununla beraber çok ciddi disiplinli, profesyonel bir anlayış hakim. Herkes sadece kendi üzerine düşen vazifeyi en iyi şekilde nasıl yaparım düşüncesini taşıyor. Teknik adam, karşı takımı nasıl alt ederimin etüdünü yapıp, bunu futbolcusuna aktarıyor ve futbolcu aldığı direktifleri, sağlam altyapısını kullanarak en iyi şekilde uygulamaya çalışıyor.

Konuya bu açıdan bakınca, Türkiye'ye gelen dünyaca ünlü teknik adamların niçin başarısız olduğu da biraz ortaya çıkıyor. Yine bilim dünyasıyla bir analoji yapalım. Türkiye'de bilim cidden can cekişir vaziyette denebilir batıyla kıyaslama yapıldığında. Birkaç üniversite dışında dünya bilim düzeyinden kopuk sayılırız. Şimdi farazi dünyaca ünlü bir bilim adamını bu üniversitelere getirsek, sonra da "Al

bize bir nobel!" desek biraz komik kaçar. Bir kere etrafındaki insanlar adamın ne dediğini anlamıyorlar, hatta anlamamakla kalmayıp, kıskançlıktan onu birşey bilmemekle suçluyorlar. Adam burada çok ciddi fundamental eksiklikler olduğunu görüp ve öncelikle bunların halledilmesi gerektiğini anlayıp bunun üzerinde çalışınca da, onu işbilmezlikle itham ediyorlar. Daha sonra ya adam kısa vadede istifa ediyor, ya da kovuluyor...

Türkiye'de ciddi fundamental eksiklikleri olduğu için, bizim bu büyük paralarla getirdiğimiz teknik adamlar, kendi birikimlerini buraya aktaramıyorlar, gelip başarısız olup olup evlerine dönüyorlar.