Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mart 2005   Hayatım Futbol / Mart 2005
Bir Sonraki Sayfa
Kişilere yoğunlaşarak gündem yaratılan bir ülkedeyiz.
Ve yine tam bir çözümsüzlüğün ortasında kaldı futbolumuz. Her hafta klasikleşen yalanlamalara rağmen, basın tarafından sürekli yerine adam arandığı iddia edilen, kurtlar sofrasındaki yalnız adam.

Tuncay Yavuz tuncay.yavuz@hayatimfutbol.com
Yalnız, çünkü son dönem milli takım hocalarında görüldüğü gibi bir camia tarafından sahiplenmeyen birisi Ersun Yanal. Ayrıldığı her yerden de kötü ayrıldı üstelik. Sınıf atlattığı takımlarda bile sevmeyeni seveninden fazla belki. Ve işte o en zor koltukta yapayalnız. Hem de en zor zamanda.

Euro 2004'e katılamayan milli takımdan sonra köklü bir değişikliğin şart olduğu daha yüksek sesle söylenir oldu. Letonya maçından sonra Güneş de bu seslere kulak vererek yeniden yapılanma yolunda küçük de olsa girişken adımlar attı. Fakat ister adına seçim hamlesi diyelim, ister köklü değişikliğin tepeden başlamasına olan inanç diyelim Şenol Güneş'in görevine son verilerek, ülkedeki futbolseverlerin genel rızasıyla Ersun Yanal işbaşına getirildi.

Bu hamle sonucunda kafalarda soru işaretleri vardı muhakkak. Çünkü bundan önceki seçimlerde ya daha önce milli takım

maç düzenine alışkın eski yardımcı antrenörler tercih edilirdi ya da defalarca milli takımda oynamış eski futbolculara görev verilirdi. Ersun Yanal bu tanımların hiçbirine uymuyor. Yaptıkları her ne kadar ona olan inancı kuvvetlendirebilse de, bugüne kadar en iyi yaptığı şey olan; çok iyi çalışma ve çok iyi içine kapalı, uyumlu takım olma işini milli takımda yapmaktan vazgeçmek zorunda kalacak olması bir sorundu.

Görev başına gelir gelmez herkes Ersun Yanal'dan büyük değişiklikler bekliyordu aslında. Ama tüm kadrolara yine eski iskeletin önemli isimlerini çağırması epey yadırganmıştı. Galatasaray'da düzenli oynayamayan Bülent Korkmaz ve Hasan Şaş, Fenerbahçe'de yedek kalan Fatih Akyel, Barcelona ve İnter'in kadrosunda düşünmediği Rüştü Reçber ve Okan Buruk yine kadrodaydı. Yani Ersun Yanal'ın da köklü bir değişikliğe sıcak bakmadığı görülüyordu. Oynanan hazırlık maçlarında da görüldü ki, Yanal'ın ilk hedefi sil baştan


yapmak değil, bunun yerine mevcut sistemi kendi mantalitesiyle birleştirerek daha hızlı ve düzenli bir futbol anlayışı sağlamak.

Bu işleyişi Gürcistan maçına kadar deneyen Yanal, ilk grup maçındaki umulmadık beraberlik üzerine B Planı'na geçti. Bu plana geçiş için 3 gün ne kadar yeterli bir süre tartışılır elbette, ama Yunanistan karşısına çıkan takımın oyun planının değiştirilmeye çalışıldığını gördük. Zaten bu maçtan sonraki kadroya Hakan Şükür'ün dahil edilmeyişi de bunu biraz doğrular nitelikteydi. Ersun Yanal-Hakan Şükür kısır döngüsüne hiç bulaşmadan, açıklamaların doğru olduğuna inanarak bu kısmı geçelim. Yunanistan maçında Ersun Yanal 'küçük dev adamlar' projesini işleve koydu. Milli takımda şu aralar bolca bulunan hızlı, hareketli, oyunun iki yönünde de etkili oyuncularla yeni bir oyun projesi sunmayı planlayan Yanal'ın aslında yapmaya çalıştığı şey takdir

toplayabilir. Fakat bunu yaparken kritik noktalarda yaptığı hatalar, kendisine pahalıya patladı. Hakan Şükür probleminin bu kadar uzaması, savunmanın sağlamlaştırılmadan önemli maçlarda risk alınması olarak bu hataları sıralayabiliriz.

Buna rağmen takımın özellikle Danimarka maçında oynadığı futbol herkesten büyük övgü almıştı. Şimdi tekrar görebildiğimiz kadarıyla Ersun Yanal'ın oynatmak istediği oyunu inceleyelim. Daha önce çalıştırdığı takımlarda da gördüğümüz gibi Yanal her zaman hücumu savunmanın önünde düşünen bir hoca. Özellikle kendisinden zayıf gördüğü takımlar karşısında savunma ciddiyetini fazla önemsemeden yediğinden daha çok gol atmak prensibiyle saldırdı durdu. Bunun neticesinde takımlarını ligin en çok gol atan takımları arasına soksa da, zaman zaman olmadık takımlara karşı, olmadık puanlar kaybetti. Halbuki daha güvenlikli çıktığı önemli maçlarda iyi sonuçlar aldı.