Bir Önceki Sayfa
Hayatım Futbol / Mart 2005   Hayatım Futbol / Mart 2005
Bir Sonraki Sayfa
öncesinde iddialı gösterilen 4 takım vardı. Danimarka, Yunanistan, Ukrayna ve Türkiye.

Ukrayna teknik direktörü Oleg Blokhin yıllardır Ukrayna'nın başında. Milli Takımdan önce 1990-1997 yılları arasında 3 Yunan takımını, Aris, Paok ve Olympiakos'u çalıştırdı. Yunanistan teknik direktörü Alman Otto Rehhagel uzun Werder Bremen kariyerinden sonra Bayern'de şampiyonluklar yaşamış daha sonra Kaiserslautern'e gitmiş bir isim. Oradan da 2001 Ağustos ayında Milli Takımın başına geçti. Rehhagel ve öğrencileri 2004 yılında Yunanistan' la Avrupa Şampiyonluğu'nu Atina'ya getirdiler. Danimarka'nın teknik direktörü Morten Olsen ise 1990 yılından 2000 yılına kadar geçen sürede Brondby, Köln ve Ajax gibi takımları çalıştırdıktan sonra 2000 yılında Milli Takımın başına getirildi ve 5 yıldır takımın başında.

Dolayısıyla gerek Milli Takım gerek kulüp takımları kariyeri açısından diğer 4 teknik direktörden daha tecrübesiz bir teknik direktörümüz var. Bununla birlikte 2004'te final oynayan Portekiz'in teknik direktörü Scolari bir önceki Dünya Kupası'nda Brezilya ile kupayı kaldırmıştı. Son yıllara bakıldığında karşımıza çıkan en önemli sonuçlardan biri de herhangi bir ülkenin eski şöhretli milli futbolcularının futbolu bıraktıktan kısa bir süre sonra görev başına geldiklerinde teknik direktörlükte aynı başarıyı gösterememeleri. Völler-Almanya, Hagi-Romanya, Rijjkard-Hollanda örneklerinde bunu gördük.

Bu gerçekler ışığında Milli Takımın başına teknik direktörlük tecrübesi yetersiz, genç isimleri getiren ülkelerin tecrübeli hocalara oranla hüsrana uğramaya biraz daha yatkın olduğunu öne sürebiliriz. Açıkçası burada bahsettiğimiz şey başarıya olan yakınlık değil elbette. Kulüp takımlarında 2.lik dışında hiçbir başarısı bulunmayan Şenol Güneş, Milli Takım'ı üçüncülüğe taşırken, daha önce Toulon, Lens gibi takımların başında bulunan Roger Lemerre'in Fransa'yı Euro 2000'de şampiyon yaptığını unutmayalım.

Burada bahsedilen teknik direktörlük tecrübesi. Yani Ersun Yanal Denizlispor, Ankaragücü ve Gençlerbirliği tecrübeleri ve 4-5 seneyi geçmeyen teknik direktörlük kariyeri ile Milli Takımı Almanya'ya götürecek bileti elde edebilecek bir hoca mıydı? Öyle ya bir körü, renk körü olmakla suçlayamazsınız. Renk Körü olmak için ilk önce kör olmamak gerekir. Acaba Ersun Yanal milli takımı çalıştırabilecek kapasiteye sahip miydi ki biz onu bu kapasitesini kullanamamasından dolayı eleştiriyoruz.


Ersun Yanal Denizlispor'daki kariyeri sırasında basının ilgisini çeken bir hoca değildi. Ama ne zaman Ankaragücü takımının başında çıktığı ilk iki maçta ilk hafta 6 ikinci hafta da 8 gollü galibiyetler aldı, işte o zaman Türk Basını, spor yazarlarımız ve Türk sporseveri Yanal'ın varlığını hissetmeye başladı. Daha sonra Yanal Ankaragücü'nün başında büyük takımlara karşı oynattığı cesur ve ayarındaki takımlara karşı oynattığı baskın futbolla şöhretini giderek artırdı. Yanal olaylı bir biçimde 2 sene önce Beşevler'in yolunu tuttuğunda biz onu Cemal Aydın'ın hakkında söylediği sözler sayesinde yeniden gündemde gördük. Yanal bu flaş ve ilgi çekici futbolu Gençlerbirliği'nin başındaki ilk senede de sürdürdü. Ancak ikinci sene UEFA Kupası'ndaki ilerleme nedeniyle Gençlerbirliği ligde istediği başarıyı gösteremedi ve Valencia'ya şampiyon olduğu sene tek yenilgiyi tattıran takım olarak kaldı. Yanal 2004 yılında Milli Takımın başına geldiğinde elinde 5 sene içinde elde edilmiş 2 Türkiye Kupası finali ve bir UEFA Kupası 4. Turu dışında hiçbir şey yoktu.

Acaba böyle bir kariyer Milli Takımın başına geçecek bir hoca için yeterli miydi? Unutmayalım ki bu yoruma "Terim'in de hiçbir kulüp başarısı yaşamadan Milli Takımın başına getirildiği" yorumuyla katılanlar Terim'in Olimpik Milli Takımla yaşadığı Akdeniz Oyunları Şampiyonluğunu, Ümit Milli Takım başarılarını ve görevi bırakan Piontek'in öğrencisi olduğu gerçeğini gözden kaçırmamalıdırlar.

Milli Takım Ersun Yanal'ın görevde olduğu bir seneye yakın dönemde 5 resmi maç ve özellikle Uzak Doğu Turu çerçevesinde incelenecek hazırlık maçları yaptı. Şimdi burada Ersun Yanal'ın yukarıda bahsettiğimiz oyun planı ve buna paralel olarak oyuncu seçimi üzerinde biraz durmak gerekebilir.

Ersun Yanal'ın oyun planından çok eleştirilen en önemli yönü, milli takıma oyuncu seçimi hatta biraz daha ileri götürüp somut konuşursak Galatasaray formasını giyen ve Milli Takım tarihinin en çok gol atan futbolcusu Hakan Şükür'ü "oyun planına ve felsefesine uymadığı" gerekçesi ile milli takıma almaması oldu. Bu konunun üzerinden şöyle basitçe geçelim. Açıkçası Milli Takım hocasının bu kadar büyük sorumluluklar ve ücretle görev başına getirildiği bir ülkede hem bir ulusal takım hocasına bu kadar para sayıp, üzerine bir de işine karışılmasının son derece mantıksız olduğunu düşünüyorum. Bir milli takımı basın yapmaz, tribündeki seyirci oyuncu seçimleri hakkında karar verme yetkisine sahip değildir. Aime