Bir Önceki Sayfa

Durak yönetimi ardından yine Durak eliyle kurulan yönetimlerde de bu gergin atmosfer dalgalı bir şekilde devam etmiş, politika sahnesinin aktörleri ile verilen mücadele Şimşekler Grubu'na politik hamleler yapabilme kabiliyeti de kazandırmıştır. Kulüp yönetiminde sürekli kimi çıkar çevrelerinin 'küçük olsun benim olsun' politikaları hakim kılınmış, Demirspor'un kendi ayakları üzerinde durması istenmemiş, daima birilerine, bir şeylere bağımlı olacağı bir düzen oluşturulmuştur. Can Yücel'in Sevgi Duvarı adlı şiirinde dediği gibi, "Ne kadar rezil olursak o kadar iyi" mottosu ile hareket edenler, kulüp dara düştüğünde Candan Erçetin şarkısındaki gibi "Mucizeler yaratıp Demirspor'un kahramanı olmaya" soyunuyorlardı.

Hasretle yoğunlaşan duygular
17 sezon 1'inci Lig mücadelesi vermiş olan Demirspor'un 1'inci Lig'de son bulunduğu tarih 93-94 sezonu olunca, bu takımın peşinden gidenlerin genlerine de ister istemez 'geçmişe özlem duyma duygusu' yer ediyor. Grubun faaliyette olduğu süreç içerisinde de yaşanmış olan güzel anılar bu vesile ile tekrar tekrar tazeleniyor hafızalarda. Denizli'deki 2'nci Lig A Kategorisi'ne yükselme maçlarında yaşananlar gibi... 2002 yılının rüya Mayıs'ı, grup içerisinde kardeşliğin, paylaşımın, inanç seviyesinin ve mutluluğun tavan yaptığına tanık olduğum günleri getirdi bize. Nasıl olmasın? Denizli'de oynanacak olan play-off maçları için Adana'dan git-gel yapmak oldukça mantıksız olacağından Denizli'de kurulmuş olan 'mavi-lacivert'e bürünmüş çadır kent, bir duygu

seline ev sahipliği yapacağını bilemezdi muhakkak.Ve o çadırlar arasından yürürken çevrenizdekilerle kurduğunuz bütünlük, kelimelere zor dökülebilecek türdendi. "Daha Yolun Yarısındayız" yazılı pankart selamlamıştı Demirsporlular'ı 5 Ocak'ta bir sezon boyunca. Yolun sonu 2'nci Lig A'ya çıkış değildi elbette, çıktıktan sonra da kat edilecek çokça mesafe vardı var olmasına...
Ama Denizli'de takım otoban gişelerine dayanmıştı adeta. Gişelerden geçmeyip mıcırlı yollara sapmak, Adana'dan ve memleketin dört bir köşesinden Denizli'ye akın etmiş binlerce gönüldaşın aklından geçirmeye dahi korktuğu ihtimaldi. Ya o kentten bir Demirspor geçecekti, ya da binlerce umut, yeşerdiği yerlere çok uzak olan bir coğrafyanın topraklarına gömülecekti. Çadırların ortasında kaynayan yemek kazanı, inancı ve azmi pay etti. Lokmasını bölerek yiyenlerin bütünlüğü Karşıyaka maçında Taner'in altın golüne kadar verilen insanüstü mücadelenin katığı oldu. Ama sonuç itibari ile olması arzulanan oldu, yaşanmak istenenlerin yüreklerden taşa taşa yaşanması, bu büyük inananlar ordusunun mükâfatıydı. Paylaşımın adı coşkuydu, mutluluktu o günlerde. Kötü günde yan yana olabilenler paylaşabilir ancak güzellikleri. Denizli'deki zafer sarhoşu günler, öncesinde grupça göğüs gerilmesi gereken birçok kötü anı taşımaktadır. Yaşanan kahır dolu hatıraların başında gelen de bu tribünde ritm tutan 10 kişinin dokuzu tarafından Bakırköy Faciası olarak gösterilir kuşkusuz. En dramatik şarkının tüm Demirsporlular'ın kafasında fon olduğu, bakışların anlamsızlaşıp nefes alıp

 

vermenin bile zor geldiği o dönem. 67 yıllık çınarın 3'üncü Lig'in tozuna toprağına bulanacağı periyodun hazırlayıcısı olan 4-0'lık Bakırköy hezimeti hâlâ içinde bir yaradır herkesin. 1998 senesinde bitime iki hafta kala liderliğe oynayan Mersin İdman Yurdu'nun Mersin'de Bakırköy'e mağlup olması, aynı hafta Demirspor'un da Adana'da Kilimli Belediye ile berabere kalması, son haftanın çok gergin geçeceğini ilan ediyordu. Fakat kimse bu kadarını tahmin edemezdi mutlaka. Akın vardı İstanbul'a 35 otobüsle, Bakırköy'ün zaptı yolculuk süresi kadardı sadece. Düşme-kalma maçı için Bakırköy'de 5 bin Demirsporlu oluvermişti, ama astronomik bilet fiyatı nedeniyle hiç kimse stada giremiyordu. Para toplansa belki bir grup içeri girebilirdi fakat ya hep beraber ya hiç birimiz demekti doğru olan.

Açıkçası "Buraya kadar geldiniz, fakat biz sizi stadımızda istemiyoruz" deniyordu dolaylı yollardan. Sonuçsuz kalan tüm girişimler, forma peşinden kilometrelerce yol gelmiş bu insanların önündeki seti kaldıramıyordu. Tahammülsüzlüğün had safhaya ulaştığı dakikalarda maçın başlamış olması ve Demirspor'un da yediği gol, tüm kayışların kopuşunu beraberinde getirdi. Demirspor arka arkaya goller yiyor, stat çevresindeki binlerce seveni çaresizliğin verdiği gerginlikle emniyetin halden anlamaz tutumuna karşı mücadele veriyordu. 1,2,3 derken 4'üncü golde hem Bakırköy'ün gol arayışları kesildi, hem de Demirspor'a gönül verenlerin umutlu bekleyişleri... Bir tarihin eşiğine geldiği o nokta, ne mantığın ne gözyaşlarının

kabulleneceği türden değildi, fakat gün ne olursa olsun dik durulacak gündü.

O günleri geride bırakmış olsak da koşullar üç aşağı beş yukarı aynı seyirde devam ediyor. Lig A'ya çıkmak için kıyasıya bir rekabet yaşadığımız şu günlerde, Demirspor hem camiasının büyüklüğü ile hem de tribünlerinin taşıdığı potansiyelle grubundaki takımlar arasında üst ligleri en çok hak eden ekip kuşkusuz. Gün, daha da dik olunacak gün dolayısıyla. Bir maçlık seyirci sayısı, neredeyse rakiplerinin bir sezon boyunca stada çekebildiği kadar iken, son haftalara doğru hâlâ kendini rakiplerinden sıyıramamış olması, itici güce duyulan ihtiyacı daha da arttırıy          or. İtici gücünü de her daim yanında buluyor Mavi Şimşekler. Ve o itici güç haykırıyor omuz omuza;

"Bedelsiz bir duygudur, fiyakalı duruştur, / Demirsporlu olmak; şeref, onur, gururdur!"


Bir Sonraki Sayfa
Sayı 8 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98