Bir Önceki Sayfa


1988, hem Turgut Özal'ın gayretleriyle Futbol Federasyonu'nun, özerkleşme serüvenin başladığı, hem de geçirdiği sakatlık nedeniyle bir 'Aslan yürekli'nin futbola veda ettiği bir yıl oldu. Derwall ile Türk futbolundaki devrimi yaşayan, Federasyon'un özerkleştiği günlerde yeşil sahalardan kulübeye transfer olan Çetiner, Türk futbolunun son dönem evrelerinin en yakın tanıklarından biri...

Ahmet Yavuz

 

Raşit Çetiner'i çoğu Galatasaraylı, kariyerinin sonunu yedek kulübesinde koltuk değnekleriyle geçirdiği yıllarda, o değneklerle yedek kulübesinden fırladığı sahneyle ve 'Aslan yürekli Raşit' unvanıyla hatırlar. Yakın geçmişteyse Ümit Milli Takım'daki yılları gelir akla... Özellikle 1979-82 doğumlu Ümit Milli Takım ile oynattığı futbolla, İnönü stadındaki eleme maçlarında tribünleri doldurma başarır.. O kadrodan birçok futbolcu Konfederasyon Kupası'nda A Milli Takım forması giymiş; genç, gelecek vaat eden bir milli takımın sinyallerini vermişti. Ancak olaylar, vaatler gibi gelişmedi ve taş gibi bir nesil belki de heba oldu milli takım adına... İlk 11'de pek azı forma şansı bulsa da, yine de o kadrodan birçok futbolcu aday kadroya çağırılıyor bugün. Bu neslin mimarı Raşit Çetiner, Milli Takım ile yollarını ayırsa bile 'gençlerin hocası' olarak anılıyor hâlâ... Bursaspor'dan devre arasında istifa eden Çetiner ile gençleri, hedeflerini ve kariyeri boyunca olup biteni konuştuk...

Bursaspor'dan ayrılmanızın sebebi olarak sağlık sorunlarınız gösterildi? Asıl neden gerçekten bu muydu?
Burada bir yanlış anlaşılma var. Bir gün Başkan Levent Kızıl'a yavaş yavaş sağlığımı kaybettiğimi söyledim. O da yanlış anlayıp sağlık sorunlarım olduğu yolunda açıklama yaptı. Bursa çok yoğun bir şehir. Bu yoğunluk bir süre sonra insanı yoruyor. Benim dışımda gerçekleşen olayları takip etmekten bir bakmışım işimi yapamaz hale gelmişim. Bunu gördüm ve birden mutsuz olduğumu hissettim. Yönetim de bu karara üzüldü. Onlarla aramda herhangi bir sorun yoktu...

Taraftar, bir kulübün en büyük kaynağıdır, can dostudur, güvencesidir. Ama tabii o taraftarın, çok sevdiği şeylere zarar vermemesi gerekir. Bu açıdan da Bursa, zor bir şehir.

Bazı basın organlarında taraftarla ve futbolcularla aranızdaki diyalogun bozulduğu yolunda haberler çıktı. Hatta bir tanesinde sosyolojik bir benzetme yapılmış... Futbolun endüstriyelleştiğinden yola çıkılarak taraftar işçiye benzetilmiş ve başarısız takımın taraftarının huysuzlanmaya başlayacağından dem vurulmuş...
Elbette övgüler kadar bu tür eleştirilere de hazırlıklı olmak gerekiyor. Ama ben buna benzer eleştirilerin hiçbirini kabul etmiyorum. Bir kere taraftar, kulübün işçisi değildir. Taraftar, bir kulübün en büyük kaynağıdır, can dostudur, güvencesidir. Ama tabii o taraftarın, çok sevdiği şeylere zarar vermemesi gerekir. Bu açıdan da Bursa, zor bir şehir. Bunun nedenlerinden biri olarak, Bursa'ya gittiğiniz zaman ilk soru taraftarı nasıl bulduğunuz olur. Bu yanlış bir soru... Burada üzerine gidilmesi asıl konu giden teknik direktörlerin Bursaspor takımını nasıl bulduğu ve takım ne durumda olduğu... Elbette Bursa şehri, Bursaspor'u çok seviyor. Benim hayranlıkla gözlemlediğim bir olay bu. Bursa'nın insanı Bursaspor'dan başka takım tutmuyor. Ancak burada olmazsa olmaz Bursaspor'dur. O olmazsa, taraftar da olmaz.


Bir Sonraki Sayfa
Sayı 8 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98