Bir Önceki Sayfa

Spor yazarlığının duayenlerinden İslam Çupi, eski zamanlarla şimdi arasında o kendine has üslubuyla karşılaştırmalar yapar, genellikle şimdiden ve Türk futbolundan yakınırdı. Profesyonellikle birilikte futbolla futbolcu arasındaki bağın eridiğini savunurdu kimi zaman...
Maalesef o bağın enkazı hâlâ üzerimizde. Bugün çok acı bir durum vardır; Türkiye'de jübile yapacak oyuncu kalmadı. Takımların kendine göre bir takım yazılı olmaya kuralları vardı. İşte şu kadar yıl bizde mücadele etmiş, şu kadar maç oynamış futbolculara jübile yapalım gibi... Ama şimdi bakıyorsun, Türkiye'de uzun süredir jübile yapılmıyor.

Burada yönetimlerin de bir vefasızlığı yok mu? Mesela Oğuz'a Aykut'a, en son Bülent Korkmaz'a jübile yapılması gerekmez miydi?
Evet bunlar da çok acı gerçekten. Bu futbolcular, takımlarına tutkuyla, aşkla hizmet etmiş futbolcular. Takımlarını bu kadar yıl hizmet eden futbolcular, kariyerlerinin sonlarında böylesine terk edilmemeli.

Buradan sizin kariyerinize dönersek, neden 33 yaşında futbolu bıraktınız?
Ben aslında iki sene daha oynayacak fiziksel yeterliliğe sahiptim. En son bir sakatlık geçirmiştim. O sakatlık süresinde camiadan bir-iki kişiye kızdım ve bırakma kararı aldım. Tam o sıralarda Fenerbahçe teknik direktörlüğüne Friedel Rausch getiriliyordu. Rauch, yönetime beni kadroda görmek istediğine dair rapor vermiş.

Ama ben bu talebe rağmen futbol kariyerimi noktalamakta kararlıydım.

Kariyeriniz boyunca kaç kez sakatlandınız?

Ben bir kere sakatlandım kariyerim boyunca.

 
Ankara'da Rusya'ya karşı yağmurlu günde bir maça çıkmıştık. Sahada su birikmemesi için sahanın kenarlarına delikler açmışlar. Koşarken ayağım bu deliklerden birine girdi. Dizim döndü. Daha sonra hem iç hem dış menüsküsten ameliyat oldum.

O zamanlar idmanlar ve maçlar toprak sahada, hatta çamur sahada yapılıyordu. Bu kadar ağır koşullarda şimdiyle kıyaslandığında daha az futbolcunun sakatlandığı söylenir. Neydi bunun sebebi?

Benim sakatlığım görünmez bir kazaydı. Bu sakatlığın dışında ufak tefek sakatlıklarım da oldu tabii ama bu sakatlıkları bahane ederek hiçbir zaman oynamamazlık yapmadım. 1993 yılında Rıdvanlı, Aykutlu Fenerbahçe kadrosunda futbol sorumlusu olarak görev aldım. Bu yıllarda 'bağ'lardan bahsedilmeye başladı. Sürekli bir yerlerde birilerinin bağları kopuyor, maçlara çıkamıyorlardı. Peki bizim zamanımızda futbolcuların bacağında bağ yok muydu? Ben, futbol hayatım boyunca birilikte oynadığım futbolcu arkadaşlarım da dahil olmak üzere bağ sorununa rastlamadım. Şimdiki teknik direktörlere, futbolculara, doktorlara soruyoru, yanıtını alamıyorum...

Bir takım ağrılarınız oluyordu mutlaka, belki de bunları önemsemeden maça çıkabiliyordunuz...
Parmağım kırılmış mesela, kırılsın, ne var bunda? Ufak tefek şeyler bunlar... Bizler, futbol oynamak için can atardık. Bazen adale çekmesi olurdu, bir hafta oynamazdık, sonraki hafta bomba gibi olurduk. Ayağı çeken, iki-üç hafta oynamıyor şimdi. O çamurlu sahalarda,

büyük sakatlık hemen hiç yaşanmazdı. Hatta bazen kendi kendime soruyorum... Acaba o çamur muydu bizi güçlü kuvvetli yapan diye... Ya da çim sahalar, bağlar için zararlı, futbolcuların ayağı kayıyor ve bağları kopuyor... Aklıma gelen nedenlerden biri de beslenmeyle ilgili. 70'li yıllardan geriye gittiğimizde hep tabii besinler vardı. Şimdi yediklerimizde katkı maddesi içermeyen besin yok. Bir domatesi 12 ay yiyorsunuz...

70'li yıllarda Türkiye'de maçlar genelde 0-0 ya da 1-0'lık skorlarla bitiyordu. Çok az gol oluyordu. Hatta Fenerbahçe tarihinin en çok gol atan futbolcularından biri olmanıza rağmen ligde ortalama 15 gol civarında atardınız.
Türkiye'deki bu tablonun nedeni neydi?
O dönemde Anadolu takımları bizi yenmeleri ya da berabere kalmaları, onların bayramıydı. Hatta mağlup olsalar da bile fark yiyerek rezil olmak istemiyorlardı. Ama bugün durum çok farklı... Kaliteli yabancı transferi yapabilen takımlar çıtayı yükseltiyorlar ve üç büyüklere karşı cesurca futbol oynayabiliyorlar.

Sizi 70'li yıllarda izleyenler, bugünkü koşullarda çok daha fazla gol atar diyorlar.
..
Tabii ben Alex gibi, Oğuz gibi bir futbolcuyla oynamak isterdim. Çünkü deparı iyi olan, sezgileri güçlü bir futbolcuydum. Diğer yandan ben oynadığım dönemde golcü olarak öne çıkmazdım. Daha çok gol attırmayı severdim. Yapım da buna müsaitti. Forvet arkasında ve sol kanatta gol sahası yaratan bir futbolcuydum.


Bir Sonraki Sayfa
Sayı 8 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98