Bir Önceki Sayfa

Hiç düşünmediniz mi Galatasaray'a transfer olmayı?
Düşünmek değil de, Metin Oktay gibi Türkiye'nin en iyi futbolcusu ayağınıza kadar geliyor, dünyalar sizin oluyor doğal olarak.

İstanbulspor'a transfer olduktan sonra üç büyükler yine peşinizi bırakmadı. Neler yaşandı bu süreçte?
İstanbulspor, o dönem kapasitesi yüksek, iyi bir takıma sahipti. Beni vermek istemediler. Diğer yandan Fenerbahçe ve Galatasaray, sürekli olarak İstanbulspor başkanını sıkıştırıyorlardı. O noktada Kasımpaşa'nın ünlü kabadayılarından rahmetli Sultan Demircan devreye girdi. İstanbulspor başkanını tehdit ediyordu. Fenerbahçe ile her konuda anlaşmıştık, ancak İstanbulspor bir türlü beni bırakmıyordu. Sonunda İstanbulspor başkanı kaçırıldı. O dönem ne İstanbulspor'da oynayabiliyor, ne de Fenerbahçe'ye gidebiliyordum. Silahlar konuşuyordu sadece. Ben o silahların arasında kalan biri olarak futbolu bırakma noktasına geldim. Ama neticede Fenerbahçe'de kiralık olarak oynamaya başladım.

Bu transferde  başta Sultan Demircan olmak üzere birçok ismin önemli payları oldu. İkinci başkan Emin Cankurtaran, Reşat baba da bu isimlerin arasındaydı. Bir de tabii Hava Kuvvetleri Komutanı rahmetli Muhsin Batur, Galip Albay ve İbrahim Yarbay da iyi birer Fenerbahçeli'ydiler. Onlar da İstanbulspor'a bir takım telkinlerde bulundular. Daha sonra kiralık oynadığım dönemde de sivil polis ve askerler tarafından diğer kulüpler tarafından sürekli gözetim altında tutuldum.

Fenerbahçe'de oynamaya başladığınız yıl takımın başına Didi gelmişti... Nasıl bir teknik direktördü Didi?
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çok seviliyordu Didi. Gerçekten de çok iyi bir insandı. O kadar çok sevilirdi ki, belki de Türkiye'de boğaz köprüsünden para vermeden geçen tek insandır. Orada çalışan görevli memurlar köprü ücretlerini ceplerinden öderler, ama Didi'ye ödetmezlerdi.

 

Fenerbahçe ile her konuda anlaşmıştık, ancak İstanbulspor bir türlü beni bırakmıyordu. Sonunda İstanbulspor başkanı kaçırıldı. O dönem ne İstanbulspor'da oynayabiliyor, ne de Fenerbahçe'ye gidebiliyordum. Silahlar konuşuyordu sadece. Ben o silahların arasında kalan biri olarak futbolu bırakma noktasına geldim.

Ama ayrılışı epey olaylı olmuştu. Medyada futbolcularla arasında sorun olduğu yazıldı...
Bizimle arasında hiçbir sorun yoktu. Bu haberler tamamen uydurmaydı. Sanıyorum ismi herkesin üzerinde, herkesten üstün olduğu için bazı insanlar bunu kabullenmediler ve kuyusunu kazdılar.

Yine sizin döneminizde profesyonellik kavramı henüz yoktu ağızlarda. Peki amatör olan neydi o zaman?
Bu konuya bir örnekle açıklık getireyim. 1974 yılında Alpaslan'ın ve benim mukavelelerimiz bitmişti. Transfer görüşmeleri için komiteye gittik. Emin Cankurtaran transfer komitesinin başkanıydı. Önce ben girdim odaya... Bana ne istediğimi sordu, 'Ben seninle ne konuşayım ki!' şeklinde bir çıkış yaptı ve 50,000 lira alıp boş mukaveleye imza atmamı, sonra tatile

gitmemi ve dönüşte konuşacağımızı söyledi. Ben böyle bir tutum karşısında şaşırdım tabii. Sonra çıkışta Alpaslan ne olduğunu sordu. Olayı anlattım, istersen girme dedim. Alpaslan girdi ve ona da aynı şeyler söylenmiş. O da bozuk çıktı görüşmeden. Ama mukaveleyi imzaladık elbette itirazsız.

Tatilden döndüm, düşündüğüm tutardan daha fazlasını verdiklerini gördüm. Ancak transfer görüşmelerinde tüm oyuncular için bu durum söz konusuydu. Ağzını açma şansın yoktu. Zaten futbolcular transfer olmayı düşünmüyorlardı. Hele popüler oyuncuların kulüp değiştirmeleri ender görülen olaylardı. O kulübün malı gibi olurlardı adeta.

Bu durumun bir avantajı olarak futbolcunun para düşüncesinden uzak bir futbol hayatı sürdüğünü söyleybilir miyiz?
Elbette... Futbolcunun zihninde sadece futbol ve takım aşkı vardı. Bu renklere olan aşk önde geliyordu. Benim futbol oynadığım yıllarda kadroda pek çok takım aşığı vardı. Osman Arpacıoğlu, Ziya Şengül, Fuat abi, Ercan abi, Yılmaz abi, Alpaslan; bu futbolcuların hepsi birer renk tutkunuydu. Bu isimlerin dilinde ve kafasında asla başka bir takımın ismi olmazdı. Şimdi Türkiye'de profesyonellik şarkıları okunuyor. Haklı olabilirler. Çünkü ortada büyük paralar var ve bunun hakkını vermek durumundasın. O yüzden profesyonelce davranmak durumundasın. Ama ben hâlâ Türkiye'de tam anlamıyla bir profesyonellik düşünemem. Mesela bir Tuncay Şanlı'nın Galatasaray'a veya Beşiktaş'a transfer olmasına gönlüm el vermez.


Bir Sonraki Sayfa
Sayı 8 - İçindekiler - Diğer sayfalara geçiş : 2-4-6-8-10-12-14-16-18-20-22-24-26-28-30-32-34-36-38-40-42-44-46-48-50-52-54-56-58-60-62-64-66-68-70-72-74-76-78-80-82-84-86-88-90-92-94-96-98